Sanat fuarına eşek 'Sir Gabriel' damga vurdu
New York'un en önemli ikinci sanat fuarı Frieze, bu yıl sanat eserlerinin niteliğinden çok, eşek 'Sir Gabriel', kapkaççı paniği ve astronot kıyafetlilerin dağıttığı mucize içecekler konuşuldu
Deniz ÇAĞLAR/HT PAZAR
Adı Gabriel... O bir eşek, bildiğimiz eşek. Fakat eşek deyip geçmemek lazım; daha önce New York’ta Metropolitan Opera’da La Bohème’de, The Barber of Seville’da oynamış. Barbour reklamlarının yüzü olmuş. Geçtiğimiz haftadan beri sanat dünyasının dilinden düşmüyor. Beş gün boyunca New York’ta bu yıl 5’incisi düzenlenen Frieze Sanat Fuarı’ndaydı Gabriel. Daha doğrusu, ‘Sir’ Gabriel. Onu görebilmek için kapısında kuyruklar oluşuyor, insanlar birbiriyle yarışıyordu.
Donald Trump’ın ailesinden tutun Leonardo DiCaprio’ya; Michael Bloomberg’den Hans Ulrich Obrist’e... Geçtiğimiz çarşamba aklınıza kim gelirse oradaydı, kapısında bekliyordu Gabriel’in; Frieze’in ön gösterim günü. Düşünsenize, fuarda milyon dolarlık eserlerin arasından karşınıza bir eşek çıkıyor, hem de canlı!
Görmekten şiddetle sıkıldığımız Damien Hirst kelebekleri, Alex Katz portreleri, Anish Kapoor aynaları, Warhol’lar arasında Gabriel bu yılki fuara hayat vermişti.
‘Blue-chip’ dediğimiz “A sınıf sanatçıların, kenarda köşede kalmış işleri var mı?” derseniz, var. Fakat hepsi markette son kalan meyve kasası gibiydi. Hal böyle olunca fuar boyunca Gabriel’den başka bir şey konuşulmadı tabii... Sanat dünyasının emeklisi, İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan’ın enstalasyonunun bir parçasıydı aslında kendisi. Eserin asıl ismi “Warning! Enter at Your Own Risk. Do Not Touch, Do Not Feed, No Smoking, No Photographs, No Dogs, Thank You.” (‘Dikkat! Dokunmayın, Beslemeyin, Sigara İçmek Yasak, Fotoğraf Çekmek Yasak, Köpek Yasak. Teşekkürler.’)
Manhattan’ın Randall’s Adası’nda devasa çadırın içinde mini bir çiftlik kurmuşlardı Gabriel’e. Çitler, otlar, tepede de Barok döneminden kalma sallantılı şıkır şıkır bir avize... Zannedersiniz Versailles Sarayı’ndan...
Yanında da fuar boyunca çobanı bekledi Gabriel’i. “Eşekler insan sever, kalabalık sever; o burada çok mutlu” deyip durdu. Her iki saatte bir dışarıya çıkarıyorlarmış hayvanı, fuar bitiminde de evine dönüyormuş. “Merak etmeyin...” dedi. Ne dese, etrafı saran hayvanseverlere nafileydi tabii. Fuar açıldıktan yalnızca birkaç saat içinde hayvan hakları savunucuları eylemlerine başlamıştı, Their Turn örgütü liderliğinde, Frieze her gün protesto edildi.
FUARDA “KAPKAÇÇI” PANİĞİ
Fuarın en çok konuşulanlarından biri de “kapkaççılar”dı. Çantanızda aniden bir el hissettiğinizi düşünün. Bir hışımla döndüğümde eli hâlâ çantamın içinde sakince gülümseyen bir yüz karşımda; “Teşekkür ederiz. David Horvitz’in projesinin bir parçası oldunuz.” Elimi atıyorum çantaya; minyatür bir heykel. Yarattığı şokla ters orantılı! Horvitz’in projesinin adı da: Pickpockets...
MUCİZE İÇECEK DE ARTIK SANAT
Fuarın bir diğer sürprizi de çadıra adım attığınız an itibarıyla herkesin elindeki siyah kapaklı beyaz şişelerdi... Üstlerinde ne bir etiket, ne yazı, hiçbir şey yok. İşin sırrı, Berlin’den Gallery Société’nin standına gelince çözüldü. Stantta boylu boyunca buzdolapları... Buzdolaplarının içinde yüzlerce şişe... Şişelerin içinde ‘mucize içecek’ Soylent.
Soylent’i duymamış olanlara açıklayayım: Soylent’in insan vücudu için gerekli tüm besinleri barındırdığı savunuluyor. Mucidi Rob Rhinehart, Soylent’le yemek kavramının tamamen ortadan kalkabileceğini iddia ediyor. Bir süredir de internetten özel siparişle satın alınabiliyor.
Dönüyorum standa... Astronot görünümlü kişiler etrafa şişeleri dağıtıyor; buzdolaplarının hemen önünde de yedeklenmiş, kolilerce Soylent bekliyor.
Peki ama sanat fuarındayız!? Stanttaki yetkililer köşede oturan kadını gösteriyor: “İşte sanatçımız!” Bakıyorum, Rob Rhinehart deseniz değil, peki ya kim bu hanım? Ne yapmış ‘sanatçı’mız? “Kıyafetlerimizi ve standımızı o tasarladı, Sean Raspet!” “Kendisi aslında ‘tat tasarımcısı’ Soylent’in yeni kahvaltı gevreği tadının yaratıcısı" ...
Bu yılki Frieze NY, gezegendeki her şeyin bir çağdaş sanat eseri olabildiğini, herkesin de aslında birer sanatçı olabileceğini bir kez daha gösterdi; yeter ki kişinin biraz şansı olsun, eseri de yerini bulsun.
KATILIM NİYE DÜŞTÜ?
Bir yandan da Deutsche Bank ana sponsorluğundaki Frieze’i, yıllardır eleştirilen Tate Modern & USB ilişkisine benzettim. Bir sanat eserine, bir müze retrospektifine dahil edilmek kadar değerli başka ne olabilir? İsviçre bankasının Tate’le ortaklığından sağladığı çıkarlardan birisi de işte bu; kurumsal koleksiyonundaki eserlerin düzenli olarak Tate’de sergileniyor olması.
Tate yöneticisi de, her müze yöneticisi gibi, yönettiği kurumu ayakta tutmak zorundadır. Haliyle bu durum müzeleri, koleksiyonlarına değer katmak isteyen kurumların baskılarına karşı korunmasız hale getirir. Zaman zaman bu durum abartılı bir hal alır. Bu yıl Frieze de sponsorlar ve kurumlardan gelen istek ve baskılara karşı koyamamış anladığım. 31 ülkeden 200 galerinin katıldığı fuarda, sanat eserlerinin niteliğinden çok, bu denli sansasyonel içeriklerin konuşulması ve katılımdaki büyük düşüş; ne yalnızca ABD’deki seçim sürecinin getirdiği belirsizlik, ne de ekonomik krizin yansıması olarak açıklanabilir. New York’un en önemli ikinci sanat fuarı bir yıl daha eğlence parkına dönüştüyse bugün; sanat dünyasında bir şeyleri sorgulamanın vakti gelmiştir.