28 KASIM 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Karaköy’de arkadaşlarla dolaşıyoruz. Yeni açılan Goya’nın önünde upuzun bir kuyruk... Kapının önünde magazin muhabirleri bekliyor ve içerisi kopuyor. Hem de hafta ortasında! İstanbul gecelerinin eski havasını yıllardır hissetmediğimden heyecanlandım. Ah nerede o ceket yakan, dansöz ayakkabısından şampanya içen, eğlenen sosyetikler? Hemen içeri daldım. İçerisi yıldızlar geçidi, işadamları, oyuncular, basketbolcular, futbolcular... Hepsi sahnedeki isme el sallıyor, Mirkelam! Meğer her salı çıkıyormuş. Bir an etrafı unutup ben de başladım şarkıya eşlik etmeye “Ne yaptın Asuman? Kalbimi kırdın, yap bi pansuman!” Mirkelam da havasını yakalamış. Tabii bir kısım dinliyor diğer yarısı piyasa peşinde ama Mirkelam dalgasına bakıyor. Geçenlerde resmi Instagram hesabından Nil Karaibrahimgil, Teoman ve Bedük gibi şarkıcıların parçalarını seslendireceği tribute albüm müjdesini de verince sohbet farz oldu. “Konuşacak bir şey kalmadı, albümden sonra” dedi baktım olmuyor orta yolu bulup Karaköy’de buluştuk, uzun bir sohbet ettik.

 

 

1997’de Roll Dergisi’ndeki röportajınızı okudum, epey değişmişsiniz. Başlık da “George Michael değil, Sadettin Kaynak olmak istiyorum”du. Hangisi oldunuz?

Vay... İyi yerden başlamışsınız. O röportaj zamanında her şey başkaydı. Eğlenceli bir toplumuz ama şu an müzik eğlenceli değil, kaos. Şimdi yaşlandığımdan konuya sürekli eleştirilerle giriyorum. (Gülüyor.) O benzetmeye gelirsek, ben aslında şarkıcı değilim. Sesimi iyi kullanıyorum. Onun yolundan gitmesem de Michael’ı yabana atamam. Kaynak, babamdan dolayı önemli. Bestecilik avantajımı kullanabildiğim, “Ayva” gibi bir şarkıyı popüler yapabildiğim sürece Sadettin Kaynak bölümüne giriyorum, edemezsem George Michael. (Gülüyor.)

Goya maceranız nasıl başladı?

İstanbul’da çok farklı uçlarda sahneye çıkıyorum; Kartal, Kadıköy, Beyoğlu ve Karaköy. Müthiş noktalar... Goya tabii çok kaliteli, müzik için buradayım. Başta “Caz yapalım” diye düşünmüştük fakat konu buraya kadar geldi. Yıllar bizi öyle bir yere getirmiş ki her yere uygun konser verebiliyorum.

Aslında farklı kitleler... Karaköy’e ünlü isimler geliyor sanırım...

Burası gerçekten çok elit, farklı. Aslında seyirciyle çok iç içe sahne sevmem, bu ilk. Yanlış anlaşılmasın bilenler vardır, büyük konserlerde protokol sıraları olur ve oradakiler sadece seyreder. Arkada seyirci yıkılır... O yüzden protokolü hep sahnenin sağına almışımdır. Ondan belediyeler beni sevmez, çok kaymakamla başım belaya girmiştir. Burada da çok yakınız ama insanlar eğleniyor, ben de eğleniyorum. Kadıköy müthiş ve Taksim bitti biliyorsunuz...

 

 

Eski şarkılarınızı neredeyse bire bir söylüyorsunuz. Diğer mekânlarda ne tür müzik yapıyorsunuz?

Müziğimi çok rock’a koymazlar ama Kadıköy’de rock yapıyorum. Gerçi o gitarı vuran da “Rock müzik yapıyorum” diyor. Oysa Rock’n roll taşın yuvarlanmasıdır ama o vurulan gitarla taş kafamıza geliyor. Zira onlar aykırı bir şey de söylemiyor, arabesk yapıyor. En iyisini Teoman söylemiştir, o da duşta sevişme üzerinedir. (Şarkının adı Duş.) Neyse... Yine yaşımdan dolayı eleştiriye başladım.

İkinci kez söylüyorsunuz bunu. Yaşınız sizi başka biri mi yaptı?

Hormonlarınız azalınca sinirli ve eleştirel oluyorsunuz. Siz de öyle olacaksınız, şimdi çok gençsiniz maşallah. (Gülüyoruz.)

Kime sizle görüşeceğimi söylesem sağ baştan şarkılarınızı saymaya başlıyor. Nasıl bu kadar etkili olabildiniz sizce?

Benim yerimde başkası olsaydı belki ona da bunları söyleyecektiniz.

Sizinle aynı şeyi başarmışsa ve şarkılarını seviyorsam elbette söylerdim. Peki ya cevabınız?

Bunun farkına varmak ve söylemek de önemli. Bilinçli bir sistem var, düşünerek yapıldı. Parçalarım sünnet düğünleri, nişan, evlilik, ağlamak ve gülmek için var. Ben öyle yaptım. Ritimlerle ilgili... Şarkılarımda fusion, rock, alaturka, komedi vardır. Hatta bazısı seksi. Türkiye’nin en büyük sorunu seksi şarkıların olmayışı. Seksi şarkılar yok ama seksi şarkıcılar var. Başka bir ülkede bir şarkıyı dinlersiniz, duygulanırsınız hatta ağlarsınız ve arabaya binip gazlamak istersiniz. O da biraz seksle ilgilidir ya...

 

 

‘ZAMANINDA BAYAĞI BİR OMUZ ATMIŞIZDIR’

Her Gece’den dolayı size “koşan adam” lafı yapıştı. Rahatsız oluyor musunuz?

Her Gece bana müthiş kapılar açtı. İlgisizlik ve önümüze çıkan engellerden dolayı çok ilerleyemedik. Her sanatçının bir merdiven altından geçmeyeyim korkusu vardır. Köşeleri tutan insanlara çarpmayacaksın. Biz de zamanında bayağı bir omuz atmışızdır... Eskiden “Allah’ım inşallah ömür boyu sadece bir şarkıyı söylemem” diyordum. Sonradan onun ne kadar değerli olduğunu anladım. Dün taksici “Abi nereye koşuyorsun?” dedi. Eskiden olsa sinirden kulağımdaki tüyler kalkardı şimdi tam tersi. Beni gururlandırıyor. Her Gece standartların üstünde bir projeydi.

Şimdiyse sığ bir dönemdeyiz. Müzikalite anlamında hele...

Sırf bir ağaç görmek için İstanbul’un bir ucuna gitmek gerek. Bir de trafik... Gün bitti, ertesi gün de yorgunluk. Nasıl odaklanasınız? Eskiden daha kolay beste yapılırdı. Mektup arkadaşınız var, ona duygularınızı anlatıyorsunuz ve bir sürü şey ortaya çıkıyor. Her şey çok hızlı. Bak yine o eleştiri bölümüne geldik. (Gülüyor.)

“Popüler kültür de olsa sanat yapmaya çalışıyorum” demişsiniz. Aynı şeyi hâlâ düşünüyor musunuz?

Türkiye seyircisi çok değişti. Eskiden bir müzik türünü dinleyen diğerini dinlemez denirdi. Şimdiyse dinleyici her şeyi seviyor... Rock tınıda eğlenen oyun havası çalınca da eğleniyor. Aynı şey benim için de geçerli. Ben de vazgeçtim, pop müzik yapıyorum. Seyirciniz yoksa anlamsız, Mars’ta şarkı söylemek gibi. Bir Fotoğraf Çekinebilir Miyiz’i yaptım, daha basit ve oynanabilir. Ben o melodiyi icabında çöpe atarım ama artıları var. Birtakım hileler yapıyorum.

Nasıl hileler?

Mesela “Tavla” dediğimde tüm dünya kültürüne değmiş oluyorum. Eğer gıcık değilseniz bana hâlâ söylersiniz, duyduğunuzda eşlik edersiniz. Bu gibi kodlar o hileler.

Proje diyorsunuz ya, farklı olmak da projeniz miydi yoksa?

Farklı olmaya kabiliyetiniz varsa farklı olursunuz. Yoksa komik duruma düşersiniz. Zira hepimiz kalabalıkta kaybolmamak için farklı olmayı isteriz. Kabiliyetim var ve farklı olmak güzel.

Bir tribute albümünüz çıkacak.

Tribute albümün bir anlamı saygı albümü ya, “Bana neden saygı duysunlar?” dedim, basçı arkadaş da “Sana değil abi, şarkılara” dedi. Çok doğru... Bu albüm elbette parayla ve ünle ilgili ama asıl neden başka. Arkadaşlık, bir arada olmakla ilgili çünkü müzik de aşk gibi tek başına yapılmaz. Ocak ayında çıkmasını planlıyoruz. Ülkemizin durumu diyeceğim ama pek etkilemesini istemiyorum. Hep olağanüstü şeyler oluyor zaten.

‘Yıllardır pazarlarda Mirkelam pantolonu satıldı’

Kıyafetleriniz ilk günden bugüne şarkılarınız kadar konuşuluyor. Geçen gün Pink Floyd tişörtünüz ve çizgili İspanyol paça pantolonunuz vardı. Nereden buluyorsunuz onları?

Hep derler ya, ben onları Londra’dan, Paris’ten aldım. Hatta ayakkabımı unuttum, özel uçağımla dönüp aldım tekrar geldim. (Gülüyor.) Süslü kadınlar ve adamlar severim. Tenimizde hiçbir rengimiz yok, kuşlara baksanıza fosforlu yeşil tüyleri olanı bile var. Eskiden tarz konusunda insanlar çok orijinaldi, Barış Manço, Cem Karaca, Kiss... Her Gece klibindeki pantolonu hatırlarsınız. Çekim bitti, Taksim’de bir arkadaşımla yemek yiyorduk. Yanımdan biri geçerken ve “Sirk mi var burada?” dedi, laf attı. (Gülüyor.)

Alındınız mı?

Yo... Yıllarca pazarlarda “Mirkelam pantolonu” diye pantolon satıldı. Adı öyle kaldı ve güzel bir şey bu. Düşünsenize Barış Manço yüzüğü, Cem Karaca şapkası ve Mirkelam pantolonu...

‘Kadınlara karşı tutumu dışında Trump’ı destekliyorum’

Yaratıcılığınız hep konuşulur. Yaratıcılığın altında psikolojik bozukluklar olduğunu destekleyen araştırmalar çıktı. Hatta Teoman bipolar kişilik bozukluğu olduğunu, bunun müziğine katkıda bulunduğunu söyledi. Siz ne düşünüyorsunuz?

Hep çocuk kalmak biraz kişilik bozukluğudur. Hayat bir oyuncaktır. Fotoğraf çekerken, müzik yaparken de oyun oynuyoruz işte. Oyunu ne kadar iyi oynarsanız, o kadar insanın ilgisini çeker ve onların oyuna katılmasını sağlarsınız. Psikolojik problemlerin olması normal çünkü sizin işiniz durmak. Herkes gece uykuya dalarken siz uyanıyorsunuz. Zaten normal bir insansanız, normal işler yaparsınız. Oysa ben anormal olmaktan korkarım, ne zaman o korkuyu yensem başarılı işler yapmışımdır. Her disiplinde uç adamlar başarılı olmuştur.

Mesela?

Politikada Donald Trump mesela. Herkes gülüyor ama herkes suçu başkasına atıyor. Trump aslında tüm insanlığın tipi. Kendi vatandaşları dışında biri olsun istemiyor, anlaşılabilir. Niye kızıyorsunuz ki... Dünyanın şu anki durumuna çok uygun biri. Hatta birçok yerde savaş çıkacak ve bence Trump savaş istemeyecek. Dünyanın kafası çok karışık. Ben kadınlara karşı tutumu dışında Trump’ı destekliyorum. destekliyorum.

ECE ULUSUM / HT PAZAR

Fotoğraflar: Ece Oğultürk


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300