ÜYE GİRİŞİ
LÜTFEN KULLANICI ADINIZ VE ŞİFRENİZ İLE GİRİŞ YAPIN!

Akilah Azra Kohen: "Akilah ismi aslında..."

Fi, Çi, Pi, üçlemesinden sonra AEDEN'i kaleme alan ve bizi bu kitapla uzun bir yolculuğa çıkartmayı başaran Akilah Azra Kohen isimli yazar, kitabı nasıl yazdığını, ne anlatmak istediğini, özel hayatındaki sırları bize anlattı

Fi, Çi, Pi kitaplarından sonra AEDEN'i yazarak başarılı bir esere imza atan Akilah Azra Kohen sıkmadan kolay anlaşılabilen bir dille bizlere "dünyayı değiştirmek" için yazdığını söyledi. Zamanınızdan bir parça ayırarak okunması gerektiğini söyleyebilirim sizlere. İşte Akilah Azra Kohen'in samimi açıklamaları.

Kitap yazma süreciniz nasıl geçiyor, ne kadar zaman da kurgulayıp yazıyorsunuz?

Aslında buna en iyi cevabı eşim verirdi çünkü o bazen yanımda oluyor, benim için nerede olduğunun önemi yok hikayeyi kafamda yazıyorum, hikayeyi kafamda yazmam yaklaşık bir kaç dakikamı alıyor hikayenin başını ve sonunu şekillendirmem, ama hikayenin içeriğini hazırlamam, ara ara kafamda yazmaya devam ediyorum, kafamda son sahnesini ve ilk sahnesini çok net bir şekilde gördüğüm anda hemen bilgisayarın başına oturuyorum. Dört tane kitap yazınca bunun istatistiğini söylemek çok kolay oluyor, AEDEN’i dört ayda yazdım, fakat şöyle bir şey oldu Haziran’da çıkacaktı aslında kitap sonra babam karaciğer nakli olmak zorunda kaldı üç ay onun yanında kaldım, kitapta ön ve arka kapağa yazdığınız şeyler önemlidir onlar için beklettim Kasım’a kadar. Hızlı geçti Fi,Çi,Pi’de öyle Çi’yi üç ayda yazdım, Fi’yi beş ayda falan yazdım, Pi de yine öyle. Ben buna kusma süreci diyorum yani bilinç boşalması diyorum, kafamda biriktirdiğim hikayeyi yığıyorum daha sonra okuyarak tekrar, yağlı boya yapmak gibi üst üste renkleri koya koya gidiyorsunuz burada da öyle.

Kitap yazarken özel olarak kullandığınız bir alan var mı? 

Benim için nerede yazdığımın bir önemi yok konfor zihinde başlıyor, eğer zihnimde konfor varsa yazarım, hatta bir gün çok yağmur yağıyordu taksi falanda yoktu nereye gittiğini bilmediğim bir İETT otobüsüne bindim sonra yazmaya başladım, en güzel sahnelerden bir tanesini orada yazmıştım. Ama artık onu yapamıyorsunuz çünkü tanınıyorsunuz tanınınca insanlar size tuhaf tuhaf bakıyor, ama öyle spesifik bir yazma köşem yok mutfakta odamda her yerde yazıyorum.

Kitap yazarken kafanızdaki hikayenin dışında aklınıza bir şey gelirse hikayeye ekler misniz?

Kafamdaki profilden gidiyorum, o an etkilendiğim farklı bir konu varsa onu başka bir kitap için ayırıyorum.

3 farklı üniversitede eğitim gördünüz bu okulların yazmanıza etkisi oldu mu? Farklı okullarda okusaydınız yine kitap yazar mıydınız?

Hiç kitap yazmayı düşünmeyen birisi olarak bu soruya nasıl cevap vereceğimi bilmiyorum, yani bu yaşadıklarımı yaşasaydım yine kitap yazardım çünkü ihtiyaca dönüştüğü için yazıyorum, fakat okuduğum her bilginin, her cümlenin kitap yazmama katkısı olduğunu görüyorum bu yüzden hayatta hiç bir şey gereksiz değil, ben zaten hayatın matematiğine inanan biriyim, bundan dolayı yazardım.

Yazdığınız kitabı bitirdikten sonra okuyor musunuz bir okuyucu gözüyle?

Okuyorum ancak kendi yazdığımı objektif bir şekilde okuyabilir miyim bilmiyorum. O kadar da iyi olmadıklarını düşünüyorum aslında her seferinde, aslında şöyle de olabilirdi diyorum her seferinde. Hiç bir zaman ‘tam da istediğim gibi oldu oh’ diyemedim.

Fi,Çi,Pi üçlemesi diziye uyarlanıyor, bekliyor muydunuz böyle gelişmeler olacağını?

Ben zaten kitapları görsel bir algıda yazdım, okuyan herkes biz okumadık seyrettik dediler, o yüzden ben daha farklı mecralarda yer almasını bekliyordum kitabın ve öyle dizayn edildi hikayeler.

AEDEN kitabına, Fi, Çi, Pi'nin devamı diyebilir miyiz?

AEDEN özerk bir kitap Fi, Çi, Pi’den ayrı, dolayısıyla tek başına okunabilir, Fi, Çi, Pi’den önce veya sonra okunabilir özgür bir kitap ama benim harekete geçirmek istediğim, etkilemek istediğim bir kitle vardı onların Fi, Çi, Pi’yi okuması gerekiyor.

AEDEN'de enteresan isimler var mesela Sonje, Numi, Doka, Kabula bunları siz mi yarattınız? mitolojiden etkilendiniz mi?

Bir kaç tanesini mitolojiden antik bir yerden kotardım ama hepsi kodlanmış isimler hepsinin harfleri ile oynadığınızda ortaya başka bir şey çıkıyor isimleri öyle oluşturdum. Sonje "Sonye" diye okunuyor, bunlar bizim gezegenimize ait olmayan isimler olması benim için önemliydi, AEDEN diye bambaşka bir gezegenden bahsediyoruz bu yabancılığı oluşturabilecek isimler oluşturdum kafamdan ama mitolojiden yararlanarak yaptım bunu bir takım kodlamalar var.

Fotoğraf: Serhan Sevin

AEDEN gezegeninde yaşayanların Dünya'da yaşayanlarla benzer özellikleri oluyor birbirlerine küsmek gibi, burdan yola çıkarak AEDEN Dünya'nın yansıması diyebilir miyiz?

Ben kendi hayal gücümde oluşturduğum gezegende insan organizmasına indirgeyerek düşündüm. İnsan organizmasına baktığımızda biyolojik olarak etkilerine bakıyoruz sizin bazı genlerinizin açık veya kapalı olması çok ciddi sizin belirli hastalıkları yaşayıp yaşamamanıza neden oluyor, aynı şekilde siz sadece annenizden babanızdan aldığınız kromozomları etkisi değilsiniz, sizin dedenizin anneannenizin, çevrenizdeki diğer atomlarında etkisi var.

''Bu konuda çok cahiliz'

Sizin hücreleriniz atomlardan oluşuyor ve çevrenizdeki atomları da topluyorsunuz, biz bu konularda çok çok cahiliz, bunları bir masal gibi dinliyoruz, aklımız bile almıyor fizik bilimine inersen aslında her organizmanın hem biyolojik olarak hem psikolojik olarak hem de sosyolojik olarak eşsiz olduğunu görüyoruz, hem genlerinle hem atomları nerede topladığınla içinde bulunduğun etnik çevrenin insana olduğu etkisiyle, eğer çok fakirsen ya da çok zenginsen renklere göre sosyolojik etkiyle ve o biyolojik etkinin sende yarattığı psikolojik etkiyle bir varlıksın. İnsan organizmasını inceliyoruz insan organizmasını hangi ortama koyarsan koy ego diye bir şey var bu bir gerçek, her insanın bir iç sesi var hepimiz kendimizle konuşuyoruz bu sese kimi zaman ego diyoruz kimi zaman zaaflar oluyor, kimi zaman ehlileştirilmemiş merakların oluyor bu yüzden ben insanı merkeze koyuyorum. Hikayede AEDEN gezegenine gidiyorsun onsekiz tür var bazılarıyla sohbet ediyorsun bazılarıyla ciddi olaylar yaşıyorsun mesela Dokas’la Numi sohbet ediyor. Ama Sonje’nin de Numi’nin de insan olduğunu ortaya koyuyorum. Sonuçlar ne olursa olsun insansan eğer gelişmek için yaşıyorsun buna dikkat çekmek istiyorum onlar belki cennet gibi bir yerdeler ama hala gelişmek üzere dizayn edilmiş varlıklar yani oldum diye bir şey yok eğer hala yaşamdaysan olmak için doğmuşsundur ben ona inanıyorum.

AEDEN gezegeninde Sonje'nin başına bir olay geliyor, beynine aşırı bilgi yüklemesi yapıldığı için bayılıyor, siz de gerçek hayatta insanların beynine bir anda aşırı bilgi yüklemesi yapmamaya özen gösterdiğinizi söylüyorsunuz, buradan yola çıkarak karakterlere kendinizden bir şeyler kattığınızı söyleyebilir miyiz?

Evet çok doğru bir şey söylüyorsunuz ben kendim sancısını çektiğim kavramlar üzerinden karakterlerimi kuruyorum.

Fotoğraf: Serhan Sevin

Numi ve Sonje bize ne mesaj vermek istiyor kitapta?

İnsan doğulmaz, insan olunurun hikayesi bu. Her birimizin insan bedeninde doğduk diye bu gezegende dominant hale gelmişiz ama bunun bir sorumluluğunun olduğunun daha farkına varmamışız. Bunun bir sorumluluğu var. Bir ekipte lider olmanın nasıl bir sorumluluğu varsa bir gezegende dominant bir varlık olmanın da sorumluluğu var, bu sorumluluk önümüze gelen her şeyi esir yapalım, tavukları kümese koyalım, onları yiyelim, bunları da yiyelim değil, bu korku filmi gibi baktığınızda, bunun sorumluluğu yaşama destek olmak olmalı her kararınızda. İnsan olmak demek; yaratana inanabilirsin, inanmayabilirsin fark etmez size her türlü yaradılış üzerinden bahsettiğim şeyin gerçekliğini doğrulayabilirim onu yapmaya çalışıyorum kitaplarda. Yaratanın hakkını savunmak bize düşmez, onun avukatlığını ben yapamam onun avukata ihtiyacı yoktur en büyük şirk koşuluyor zaten, onun adına bir takım kurallar koymak en büyük şirktir bu bizim görevimiz değil, bizim görevimiz cana sahip çıkmak. Biz insanız, biz bu halimizle kalkıp bilmem kaçıncı boyutlardaki varlığın avukatlığını yapamayız buna gücümüz yetmez zaten, ayağımın tırnağındaki hücrenin beni korumaya çalışması gibi bir şey bu. Tırnak hücrem beni korumaya çalışırken kanserli hücreye dönüşüyor ve farkında olmadan bana savaş açıyor olay bundan ibaret.

Kitabın başında yazan matematiksel formül nedir?

Her zaman var, ben matematikçiyim, matematiğe çok güveniyorum hayatın her alanında matematiği kullanıyorum, bizim hayatımızın çok gelişmiş bir matematiği olduğuna inanıyorum ve kitapları da tamamen matematiksel bir formül içinde yazıyorum çünkü öğrenme davranışının nasıl hal bulduğuna dair kendimi geliştirmiş biriyim, insana bir şey öğreteceksem onu nasıl sıkmadan öğretirim onların yollarını arıyorum.

Kitapta sık sık ön yargıya değiniyorsunuz, bu konuya özellikle mi dikkat çekmek istediniz?

“Ön yargı düşüncenin en büyük hastalığıdır” diye başlıyor kitap zaten, mesela kendimden örnek vereyim benim soyadım Kohen, eşimin soyadı Kohen olduğu için Kohen soyadını aldım, benim kızlık soyadım Sarızeybek, şimdi öyle bir noktaya geliyor ki kitabı çok iyi okumuş kitaptaki fikirleri çok iyi almış insanlardan bazen mail alıyorum bir kaç tane böyle mail aldığım oldu, “Azra hanım ben sizi çok seviyorum çok güveniyorum ama bir arkadaşım dedi ki sizin soyadınız Kohen siz aslında İsrail ajanıymışsınız” gibi mailler alıyorum. Biz çok güzel paranoyak olabiliriz, paranoyanın belirli bir dozajını sağlıklı buluyorum zaten hayatta kalmamızı kolaylaştırır olaylara hazırlıklı olmamızı sağlar. Mesela ben şimdi paranoya yaptım, şu saati takıyor acaba nereden almış, acaba bu saatte kamera mı var diye paranoya yaptım, gayet normal bu seviyeye kadar ama ben onda gerçekten kamera olup olmadığını araştırmak yerine, bilgi toplayıp analiz etmek yerine kalkıp da evet bu saatte kamera var dersem o zaman zaten şizofren oluyorum. Bu yüzden ön yargılı olmayacağız, eğer bir konuda merakımız varsa, tedirginliğimiz varsa sonuna kadar araştırmamız lazım ve başkasının verdiği kararı vermeyeceğiz kendimizin verdiği kararı araştıracağız. Bireylerden oluşmayan bir toplum asla toplum olamaz mümkün değil çünkü her birimizin yaptığı çok iyi bir şey var bu konuda aktive olursak ve birey olursak çok güzel üreten bir toplum oluruz. Mesela bir kişiyi dinliyoruz herhangi bir x kişi, bu kişinin bağırsağında tenya oluştu diyelim yıkanmamış sebze meyve yediği için, serotonin salgısı inanılmaz düştü depresyona girdi ama biz hala x kişisini dinliyoruz karar vermişiz çünkü birey değiliz, sürüyüz çünkü, x kişisi bağırsağında serotonin olmadığı için depresyona girdi farkında değil kendisi inanılmaz pesimist bir bakış açısıyla her şeye bakıyor paranoyası yükseldi herkes potansiyel bir suçlu bu kişiye göre, bu kişiyi dinlediğimiz için hepimizin sağlığı bitmiş oluyor bir anda bakteriyel bir kitleye dönüşmüş oluyoruz..

Fotoğraf: Serhan Sevin

Kitabın sonunda Nakar yakında Dinle Beni daha çok yakında diye bir yazı var, yeni kitaplar mı geliyor?

Evet Dinle Beni ve Nakar iki ayrı kitap. Dinle Beni bir polisin hikayesi şimdi onu yazıyorum, ülkemize benzeyen bir ülkede geçiyor, çok güzel bir ülkede geçiyor.

-Sizin kendi yarattığınız bir ülke mi yoksa gerçekte olan bir yer mi?

Kendi ülkemizden esinleniyorum, ben bizim ülkemizi seviyorum Türk derken bütün etnik yapıları sokuyorum bu sınırda yaşıyorsan benim için Türk’sün hangi dili konuştuğunun hiç bir önemi yok rengarengiz, sevdiğim bir slogan var Çeşitliliği kutlamak Dinle Beni kitabı da çeşitliliği kutlayan bir ülkede geçiyor. Nakar ise Dinle Beni kitabından sonra çıkacak ama ADEN’in devamı değil, AEDEN bir ütopyaydı Nakar bir distopya.

Dünyada yaşayan insanların eksiklikleri neler sizce?

Evren saatine baktığımızda Dünya gezegeni içindeki bütün insanlıkta dahil olmak üzere sadece onbir saniyedir var, daha çok genciz kendimizi hiç bir yerde görmüyorum, kendimizi obur tırtıllar olarak görüyorum daha kozaya gireceğiz ve kelebeğe dönüşeceğiz inşallah yani daha yolculuğumuz var. Eskiden çok sevdiğim bir kitap vardı Sapiens diye, Sapiens’te eskiden ilkel insanlar yemek vakti geldiğinde kocaman bilmem kaç Bin hektar ormanı yakarlarmış sonra az yanmış hayvanları yerlermiş yani akşam yemeği öğlen yemeği için sürekli orman yakarlarmış, biz oralardan buralara geldik, şimdi belki de yaradan bu gezegeni yok edip etmeyecek organizmalar olup olmadığımızın testi için bizi buraya gönderdi. Yaşamı hak etmemiz gerektiğine inanıyorum şuan daha hak etme seviyesine gelmedik daha onbir saniyedir buradayız.

En çok hangi yazarı seversiniz ve ne tarz müzikler dinlersiniz? Önermek istediğiniz kitap var mı?

Ayn Rand’ın Hayatın Kaynağı kitabını herkesin okumasını isterim, Aynd Rand’ı çok seviyorum, örnek aldığım yazarı söyleyeyim Aziz Nesin, çok yanlış anlaşılmış bir adam olduğunu düşünüyorum, müzik olarak her şeyi dinliyorum Müslüm Gürses’te dinlerim, Olof Arnalds da dinlerim, yani her şeyi dinlerim moda göre, Orhan Gencebay’ın şarkılarına da bayılırım, ama mesela pop şarkıları dinlemem hep aynı ritme farklı söz. En sevdiğim grup Aaron, Unkle, Depeche Mode, bunları çok seviyorum, en çok sevdiğim her gün dinlediğim Shopen var mesela.

Kendinizi en çok nerede huzurlu hisserdesiniz?

Açık konuşayım eşimin yanında, en çok eşim ve oğlumun yanında, oğlumu kucağıma aldığımda eşimde yanımdaysa huzurlu hissediyorum.

Varoluşu nasıl tanımlarsınız? Evrim teorisine inanır mısınız?

Darwin’in söylediği şey anlaşılmıyor insanlar anlamıyorlar, denizde bir balık yüzüyordu sonra karaya çıkmış ayağı çıkmış sonra yürüyerek timsaha dönüştü sonra yürüyerek dinozora dönüştü bundan bahsetmiyor Darwin, bambaşka bir şeyden bahsediyor yani içinde yaşadığımız çevrenin koşulları değiştiğinde organizmaların nasıl değiştiğini anlatıyor. Bu inanılmaz doğru bir şey aslında, Afrika’da yaşıyorsanız diş yapınız daha sağlam oluyor, adamlar süt içmiyor ama daha sağlam dişleri var bunun sebebi güneşten sürekli D vitamini alıyorlar aynı zamanda güneş toprağa ve topraktaki besinlere de geçiyor yani yaşadığımız çevreye göre şekil alıyoruz. Biz kromozomlarımızın yarısını anneden yarısını babamızdan alıyoruz aslında insanın evrim olmadan tek başına yaratılamayacağını evrim teorisi kanıtlar bu çok önemli bir şey, evrimciler insanın rastlantısal olarak var olamayacağının ispatını yapmışlardır aslında. Bence evrim insanların bir yaratıcı tarafından yaratıldığını söylüyor aslında. Ben bir yaratan bilincine inanıyorum ama bizim yaratan bilincine varmamızın sadece ilimle olacağına inanıyorum. Bana göre din adamları bilim adamı olmalı.

Fotoğraf: Serhan Sevin

Anneler ile ilgili bir görüşünüz var topluma etkisi konusunda, anlatır mısınız bunu annelerin görevi nedir sizce?

Bir toplumdaki annelerin kalitesi o toplumun gelişmişliğini ortaya koyar eğer toplumdaki anne, toplumdaki kadın, kendi annelik bilincinin aslında içinde yaşadığı toplumu ne kadar şekillendirdiğini fark edecek bir yapıya geldiyse, gerçek bir kadın olabildiyse çünkü kadın demek dekolte demek değildir kadının başka bir sorumluluğu var eğer o kadın o sorumluluğun ucundan köşesinden uyandıysa zaten inanılmaz bir güzellik gelir o topluma, yani kadın olmanın böyle bir sorumluluğu var bunu uyanmak zorundayız biz toplumdaki bütün çocuklardan sorumluyuz. AEDEN’de dediğim gibi herkes her çocuğa sahip çıkmadan bu gezegene huzur gelmeyecek.

Akilah isminin sırrı nedir müstear isim olarak mı kullanmak istediniz?

Evet öyle bir planım vardı, ilk Fi çıktığında kitap kimliksiz bir kitap olsun istedim, Azra Kohen dediğinde evet bunu bir kadın yazmış ve Türk diye düşünüyorsun Azra ismi Türk ismi çünkü, bu yüzden kafam karışıyor kimsenin kafası karışsın istemedim, kadın mı erkek mi yazdı belli olmasın istedim herkes buna takılmadan kitabı okusun istedim ama sonra yayınevine geçtiğimde, Yelda Hanım yayınevinin sahibesi “Azracım adını koymak zorundayız” dedi ve sen konuşmak zorundasın çünkü biliyordu üç kitap olacağını benim asıl bu kitaba çalıştığımı biliyordu bu uzun bir yolculuktu ve “sen bunu anlatmak zorundasın” dedi diğer türlü insanlar anlamayacak şeklindeydi, dikkat ederseniz Azra Kohen küçücük duruyor Akliah’ın altında bu şekilde oldu. Akilah’da eşimin en çok sevdiği kız ismidir, bilge kudretli, zeki olan demektir.

Evren de başka yaratıklar da var mıdır bizim dışımızda?

Einstein’in çok güzel bir sözü var, “Ver a beast to be” yani ne büyük bir kayıp olurdu, kocaman bir evren yaratıyorsun bırakın o galaksiyi o koca evrende sadece bizim olmamız, bu çok şizofrenik bir bakış açısı, çok zavallıca olurdu. Bu arada ben Dünya gezegeninin insanlar tarafından yönetilmediğini düşünüyorum bu arada.

Vejetaryen misiniz?

Değilim ama olmaya çalışıyorum.

Kitaplarınızla bir mesaj vermeye çalışıyorsunuz, şimdi kısa bir cümleyle mesaj vermek isteseydiniz ne derdiniz?

Cennet öyle gireceğimiz bir yer falan değil, Cennet ancak Cennet’i oluşturabilirsek içinde yaşamaya başlayacağımız bir yer, Cennet’e kabul edilmek denen şey Cennet’i oluşturabiliyorsan Cennet’e kabul ediliyorsun, biz bunun testindeyiz bu gezende ben buna inanıyorum, Cennet’i oluşturana kadar biz cennete gidemeyeceğiz Cennet’i yaratana kadar buradayız, Cehennem’de yani.

 

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ
Misafir - 2 ay önce - Cevapla
0 0 0
Muthis! Tam kafayiz!