ÜYE GİRİŞİ
LÜTFEN KULLANICI ADINIZ VE ŞİFRENİZ İLE GİRİŞ YAPIN!

Hayal Pozanti: Resimlerimin içinde gizli bilgiler saklı

Hayal Pozanti’nın Türkiye için özel olarak hazırladığı resimlerden oluşan “.tr” sergisi, Nişantaşı Dirimart’ta açıldı. Türkiye ile ilgili bilişim ve teknoloji verilerinden esinlenen ve ortaya ilginç işler çıkaran Pozanti, uzun bir aradan sonra İstanbul’a geldi. Galeride buluşup bilişim dünyasını bir sanatçıyla konuşma şansı yakaladık

Yaratıcılığın tıkandığı söylenen dönemlerde genç sanatçı Hayal Pozanti şekillerden uzak bir sistem geliştirme kararı almış. Bilgisayar mühendisi annenin kızı olarak da bilişim ve teknolojiden esinlenerek kendi rakam ve harf sistemini geliştirmiş. Adı ‘Instant Paradise’ olan sisteme göre her harfin sayısal bir karşılığı var. Yani sanatsal bir kodlama. Bu işleri öyle dikkat çekti ki şimdi de Türkiye için özel bir sergi hazırladı, “.tr”... Bu serginin sanatsal bir karşılığı elbette var ama somut olarak da bir karşılığı bulunuyor. Mesela bir tabloda internetin Türkiye’ye ne zaman geldiğini ya da kaç kişinin kullandığını öğrenebilirsiniz. İşin sırrı dikkatli bakmak ve verileri okumakta. Bir sanat eserinde sayıların böyle karşılığı olması epey ilginç... Hayal Pozanti ile buluştuk; hem eserlerini hem de teknolojiyi konuştuk.

- Sanatınızdaki karşılığı görüyoruz ancak sayı ve rakamlar hayatınızda tam olarak neyi temsil ediyor?

Günümüzde haberleri ve bilgileri çok çeşitli kaynaklardan aldığımızdan bu bilgileri sayılar bir şekilde teyit imkânı veriyor. Aslında bu yüzden sayılarla çok ilgileniyorum. Hayatımızda bilgi edinme şeklimiz sayılar üzerine kurulu. Bu fenomeni fark ettikçe ilgim de arttı. Mesela bir makale okuduğumuzda hep yüzdelik dilimler ve bir şeyler anlatan sayılar vardır. Hayatı da istatistikler üzerinden algılıyoruz; malum veri çağındayız.

- Bu da sanatınıza yansıyor. Somuttan soyuta...

Resim, animasyon ve heykeller yaptığım bir sistem var. Bu sistem 31 farklı şekilden oluşuyor. Bu şekillerin hem birer harf hem de birer sayı karşılığı var. O yüzden çalışmalarımda gördüğünüz her şey birer şifre. Bir harita olsaydı çözümleyebilirdiniz. Resimlerimin içinde gizli bilgiler saklı. Aslında bu bilgilere de resimlerin başlıklarından ulaşabilirsiniz. Sergiye geldiğinizde gizli bilgiye de erişeceksiniz.

- Bu sergi sizce nasıl bir seçki oldu? Her şey içinize sindi mi?

Elbette. Bu sergi için özellikle Türkiye’deki bilişim tarihi, gelişimi ve kullanımı hakkındaki istatiksel verilerden yararlandım. Kişisel olarak bu konuya çok ilgiliyim çünkü annem bilgisayar mühendisi, belki Türkiye’nin ilk kadın sistem analistlerinden biri. Tabii öyle bir ailede büyüyünce özellikle teknoloji, bilgisayar ve bilişimin gelişimi dikkatimi çekiyor. Günümüzde yeri çok büyük. Hayatımız onlar sayesinde şekillenmeye başladı ve dolayısıyla benim sanatım da. Türkiye’ye özel bir sergi hazırlarken elbette Türkiye’nin tarihini çok merak ettim. Buraya ilk bilgisayar ne zaman geldi, ilk internet kafe ne zaman açıldı, ilk kadın bilişim uzmanı ne zaman çalışmaya başladı... Bu verileri araştırdım ve yayınlanmış araştırmaları buldum.

- Hep mi böyle hazırlanırsınız sergiye?

Genellikle bir sergiye hazırlanırken mutlaka ön araştırmalar yaparım. O araştırma sırasında envai çeşit sayı topluyorum. İlgimi çeken sayıların resimlerini yapıyorum.

‘ASAL SAYILARI ÇOK SEVİYORUM’

- İnternet ve bilişimsel olarak yazılımlarda 0 ve 1 sayıları ağırlıktadır. Kodlamada özellikle... Matrix gibi.

Doğru! Bilgisayarın tüm mantığı 0 ve 1 ile işler, her şey onlarla karşılık bulur. Ama çeşitlilik önemli.

- Sizin bağ kurduğunuz bir rakam var mı?

Asal sayıları çok seviyorum. (Gülüyor.) Bir açıklaması da yok, nedenini bilmiyorum.

- Bir sanat akımına yakın mısınız?

Kendimi herhangi bir sanat akımı içinde hissetmiyorum, yakın da hissetmiyorum.

- Sergiye gelenlerin nasıl bir hisle eve dönmesini isterdiniz?

Onu dikte etmek zor. Zaten sanatın güzel yanı da o. Ben bir bilgi sunmaya çalışıyorum. Ama insanlar görür görmez bir iletişim sistemi olduğunu anlıyor gibiler. Sergiye gelmeliler çünkü işlerin ve şekillerin birbirleriyle ilişkisini görmeliler. Mesela çok fazla fosforlu renk kullanıyorum, ekranda tercüme olmayan bir renk. Fotoğrafı çekilemiyor... O yüzden gelip görmeleri gerekiyor. Umarım bir özgürlük ve mutluluk hissi yakalarlar.

- İstanbul’dan uzakta kalıp dönünce ne hissediyorsunuz?

İnsan uzak kaldığı zaman burada yaşarken değerini anlayamadığı şeyleri fark ediyor. Bazen turist bakış açısıyla bakıyorum. O bana çok ilginç gelmişti. Buradaki insan ilişkilerini çok kıymetli buluyorum. New York’ta da çok sık metroya biniyorum, burada da. Orada insanlar birbirine yer vermez. Bu çok etkileyici bir şey. Birbirine yardım etme isteği çok değişik bir psikoloji.

- İstanbul’u resmetmeye kalksanız...

Şöyle yapardım herhalde... İstanbul’un tüm harfleri benim alfabemde hangi rakama denk geliyorsa onları eklerdim. Bu da benim karşılığım olurdu.

- Gelecek planlarınız neler?

Temel olarak daha doğayla ilgili şeyler yapmak istiyorum. Kendi boyalarımı nasıl üretirim ve kendimi nasıl yavaşlatırım? Kendimi makinelerden uzaklaştırmaya çalışıyorum. Doğaya tutunan bir insan olmanın nasıl bir his olduğunu hatırlamak istiyorum.

Geçen ay Dünya Ticaret Merkezi’nin yerine inşa edilen Oculus binasının içindeki dev ekranda hazırladığı bir animasyon sergilendi. Aslında mesaj çok basitti ama bir o kadar da etkili: “Ne olursa olsun şefkat...”

‘İNSANLARIN YERYÜZÜNDE Kİ AMAÇLARI YARATICILIK OLACAK’

- Dünya Ticaret Merkezi yani Oculus’taki işiniz epey konuşuldu.

Benim için özel bir projeydi. New York’ta Public Art Fund adlı bir kurum var. Bu yıl 40’ıncı yılını kutluyor. Bu kutlama için bazı sanatçılar New York’taki çeşitli ekranlara özel çalışmalar hazırladı. Benden de Dünya Ticaret Merkezi yıkıldıktan sonra yerine inşa edilen Oculus’un içindeki dev ekranlara bir animasyon yapmamı istediler. Her 100 saniyede bir dönen reklamların arasında benim videom vardı. Ekran kocamandı! Bir ucundan bir ucuna yürümek 3 dakika sürüyordu. O ekrana kendi ürettiğim alfabeyle bir şeyler yazmak istedim. İngilizce “Ne olursa olsun şefkat” yazdım.

“.tr” sergisi 22 Nisan’a kadar Nişantaşı Dirimart’ta!

- O mekânda böyle bir şey yazmak çok anlamlı olmuş.

Günümüzde yaşanan korkular, endişeler ve genel olarak birbirimize düşman olmaya doğru itilen atmosfer var dünyada. Buna karşılık olarak hepimizin temel olarak paylaştığı şeylerin, şefkat, empati gibi kavramların önemini vurgulamak istedim. Burası Times Square’den daha fazla insanın geçtiği bir yer. Bu cümleyi görüp de o gün ne hissediyor olursa olsun, bir an düşünüp biraz yavaşlamasını ve özünde insanlığı hatırlamasını istedim. Çok fazla olumlu dönüşler aldım. Bir de yapay zekânın gelişimine şu sıra taktım.

- Bir sanatçı olarak yapay zeka hakkında ne düşünüyorsunuz?

Okudukça “Eğer beyin tıpa tıp tekrar yaratılabiliyorsa bizi insan kılan şey nedir?” diye düşünüp duruyorum. Ve bir sonuca ulaştım.

- Nedir o sonuç?

Bizi insan yapan şey, dünyayla olan ilişkimiz; hem bedenimiz hem de ilişkilerimizle kavradığımız. Biz birer matematiksel makine değiliz, hiçbir zaman da olamayacağız. Bizi insan yapan duygu ve hisler baki kalacak.

- Gelecek öyle demiyor, yapay zekâ insanlığın kökünü bile kazıyabilir.

İnsanların yaptığı işi makineler ele geçiriyor. Analiz etmek ve veri toplama konularında yapay zekâ çok hızlı. Yaratıcılık gerektirmeyen bir sürü iş şimdi onlarda. Veri çağından sonra yaratıcılık çağı var. İnsanların yeryüzündeki amaçları yaratıcılık olacak ve matematiksel verilerin çok öne çıkmadığı bir dönem olacak. Yani varsayım... Makinelerin kazandığı para yine insanlara dağıtılabilir, bunlar kuzey ülkelerde konuşuluyor.

- “Yaratıcılık tükendi” diyenler çoğalırken bunu demeniz ilginç.

Beni böyle harf ve rakamlı sistem geliştirmeye iten sanırım bu. Her şey yapıldı diye düşünürken ortaya çıktı. Muhakkak iyi şeyler yapan birileri çıkar.

Ece ULUSUM / GAZETE HABERTÜRK

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ