Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Galip Tekin hayatını kaybetti! Galip Tekin, ardından acayip hikayeler bıraktı...

        İnsan hele bir de yaz günüyse sadece havadan sudan konuşmak, sıcaktan şikâyet etmek, sonra çiçeklerin çok sıcaktan kurumasına, hiç esmemesine, kavunun kelek çıkmasına üzülmek, yaz gibi hafif dertleri olsun istiyor ama buna sıra gelmiyor. Hayatlarımızın bildirim kutusuna birbirinden beter haberler düşerken, yerine bir daha kimselerin koyulamayacağı birisinin ölüm haberi gelip ekleniyor. Galip Tekin haberi böyle duyuluyor: “Ünlü çizer evinde ölü bulundu.” Komşusu duymuş, “güm” diye bir ses gelmiş üst kattan, ablasını çağırmışlar. Yalnızlığının her zaman altını kalın kalın çizen, istese de kalabalıklaşamadığını, “Belki bir gün biri de beni sever” diye anlatan Galip Tekin’in bıraktığı son kare bu. Çizdiği sayfalar, çizdiği öyküler gibi. Başında da kendi var, sonunda da, bir başına. HT Pazar'dan Elif Key'in haberi...

        REKLAM

        ACAYİP HİKÂYELERİN YARATICISI

        Çizerlerin, karikatüristlerin hikâyesinin başlangıcı hep birbirine benzer. Espri bulmaları, getir götür işlerine bakmaları, biraz girdikleri ortamın tozunu yutmaları gerek. Dergiye girdiğinde öyle hemen çizdirmezler. Birilerinin seni yetiştirmesi lazım. Birinin çırağı olacaksın önce, hikâye bulmayı, okuyucunun nabzını elinde tutmayı öğreneceksin. Galip Tekin de gidiyor, geliyor, bir şeyler çiziyor. Oğuz Aral’dan yemediği fırça kalmıyor. “Kuyruklu kadın mı olur? Burası Fransa mı? Sen ne yaptığını sanıyorsun?”lar havada uçuyor. Burası Fransa değil, kuyruklu kadın da olmaz ama Galip Tekin’in öyküleri mümkünsüzlüklerin mekânı. Bir gün dergide tek bir sayfa boş. “Getir öykünü!” diyor Oğuz Aral. Öykünün adı: Acayip Hikâye. Ertesi hafta dergiye okur mektupları yağıyor. Odasının önünden geçerken Oğuz Aral, “Evladım o yaptığın saçmasapan şey çok beğenilmiş. Nesini beğendilerse artık. İstersen, vaktin varsa bir tane daha çiz” diyor ve gidiyor. İstisnasız her hafta dergiden kovuluyor. Gülhane Parkı’na çöküp dergiden bir çocuğun gelip “Gel, çağırıyor!” demesini bekliyor. Her defasında dergiye geri dönüp çizmeye devam ediyor. O meşhur Alavarza Köyü’nü, gözaltları kömür gibi kapkara koca burunlu çukur gözlü insanları, altı parmaklı kadınları, sırtından başka bir insan daha çıkan zavallı ruhları, kafası büyük gövdesi küçük çilli suratlı adamları, uzaktan kumandalı robot inekleri, ucubeleri, çelik konstrüksiyon üzeri kerpiç kamuflaj evleri. Aydınlık dünyaları pek tanımadığından karanlık dünyaları çizer.

        REKLAM

        HİÇ POLİTİKACI ÇİZMEDİ

        Hikâyelerinin çıkış noktası darbe dönemleridir. “Politik bir şey çizemezsin, ne Evren, ne ordu, ne Ecevit” diye anlatır o günleri. Hiç politikacı çizmez mesela. İşkenceci polisi de mafyasını da tinercisini de hayat kadınlarını da yakından tanır. Bakırköy Akıl Hastanesi, Balıklı Rum gidip geldiği mekânlardır. Bir kelime yazmak için bin kelime okumak gerekiyorsa; bir insan için belki bin kişiye bakar. Kemancı’da dışarıda bangır bangır müzik çalarken o dört metrekarelik odadan çuvalla hikâye çıkar, ya o anlatır ya da işte odasında duran gençlerin saçmasapan gençlik buhranlarını dinler. Herkesin abisidir, rock’çıların, çizerlerin, Beyoğlu camiasının, istisnasız herkesin. Kemancı’daki hikâye belki de ağır romandır. Mekânı devraldıktan sonra silahlı bir çatışmanın ardından Galip Tekin için azmettirici denir, yargılanır, yedi buçuk ay hapiste sadece çizer. 850 figürlük kitabı öğrencilerine ders kitabı olur.

        REKLAM

        ÇİZGİ ROMANCI YETİŞTİRECEK KİMSE YOK

        Bir vakitler dizi dünyası Galip Tekin’in hikâyelerinin peşine düşer. Hikâyelerinden dizi çekilecektir. Kadrolar da dev kadrolar. Haluk Bilginer’ler, Şeval Sam’lar falan. Çizgi hikâyelerinin dizi yapılmasına izin verdiğine bin pişman olur. RTÜK nedeniyle hikâyelerinin hakkıyla ekrana yansıtılmadığını düşündüğünden, pişmanlığını köşesine taşır. Çizdiği bir kareye şöyle yazar: “Gel buraya! Anlat bakalım, o canım hikâyeleri, güzel kadınları, yaratıkları RTÜK canavarına teslim ederken hiç mi vicdanın sızlamadı pis satıcı?” Yine dönüp kendine kızar, dizi de zaten yayından kaldırılır. Halbuki ne teklifler almıştır. Fransa’daki meslektaşları hep peşindedir. Gel derler, “Nasıl bırakıp gideyim” der, gitmez. Eşsizdir, yaptığı işin eşsiz olduğunu herkes bilir. Bunu bilmese de, başkasından duyduğunda sessizce gülümsese de “Kemal Aratan, Suat Gönülay, Ersin Karabulut ve ben. Allah korusun ölsek gitsek çizgi roman yetiştirecek adam yok” der. Bunu bilir.

        ‘MUHTEŞEM BİR SON BULUCUDUR’

        Ağır Roman’da Arap Sado ölünce ortalık karışır ya, hani mahalle birbirine girer, mahallenin dengesi gider, hafızası kaybolur hani, Galip Tekin koca bir dünyanın hafızasıydı, şimdi yokluğunda meydanı boş bulan sallar mı bilemiyorum. Kutlukhan Perker, “Galip Abi muhteşem bir son bulucudur, hikâyeyi iyi bitirir” diye anlatır hep, şimdi hikâyenin sonunu kim yazar, bunu da bilemiyorum. Duyduğum bir şey var. Yazmakta tereddüt etsem de bilinmemesine gönlüm razı gelmiyor. Vefat etmeden evvel bazı yerlerle iş görüşmeleri olmuş. Şöyle demişler: “Biz bir bakalım Galip, bize ne katabilirsin değerlendirelim, geri dönelim!” Buna epey içerlemiş. “Bana Galip dediler”e takılmış, hani usta değil, ağabey değil. Bense daha çok “Bize ne katabilirsin?”e takıldım. Bu soru Galip Tekin’e sorulmaz. Birbirimizi de kandırmanın manası yok, yeni Türkiye eski Türkiye bilmem, şimdi elimizde kalan ne fena ki hadsiz bir Türkiye’dir. Nihayetinde kendini bilmezlik bir hastalık değil, zihinsel tercihtir. Yıllar evvel röportaj yaptığımızda, “Türkiye’den hiçbir anlamda umudum kalmadı” demişti.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ