BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Geçen ay Sertab Erener’le buluşup röportaj yapmıştık. Bir konserinin backstage’ini yazmak istediğimi söylemiştim, o da “Sana sınırsız izin” demişti. Geçen pazartesi Harbiye Açıkhava’da 3 bölümlük bir konser verdi. Oradaydım! Sahne hazırlıkları ve provalardan başlayıp konserin sonuna kadar seyrettim...

Öğlen güneşi yaklaşık 4 bin boş plastik koltuğu kavuruyor. Akşam bütün koltukların ve koridorların tıklım tıklım dolacağını orada tek başıma dururken düşünmek bana bile heyecan veriyor. Sahneye çıkacak Sertab Erener nasıl heyecanlanmasın? Backstage’e girdim, inanılmaz bir hareketlilik var. Sahneyi kuranlar o kadar meşgul ki beni görmüyor bile, “Pardon” deyince biri olduğunu fark ediyorlar. Karanlık koridorda ilerliyorum, kendimi sahnede buluyorum. Sahneden bakmak epey farklıymış... Elinde mikrofon kahkahalarla Sertab Erener geliyor, etrafında dansçılar... “Hadi başlayalım” diyor. Başlamak ama ne başlamak, dans ve sound check’lerle tüm hazırlık 8 saat sürdü. Bu provadan sonra da konser verecek, “Yorgun sahneye çıkıyoruz” dediğinde haklıymış. Hatta bir ara sound check yapılırken bana dönüp “Yarın olsaydı şu konser, bugün de doyasıya prova yapsaydık ne güzel olurdu” dedi...

HER PARÇAYA AYRI KOREOGRAFİ

Koreograf Beyhan Murphy bir yandan çayını içiyor diğer yandan da Sertab’a “Dik dur, dengeni kaybetme” gibi direktifler veriyor. Ortada bir koltuk... Bir dansçı onu tepetaklak çevirip oturmasını sağlayacak ama işler o kadar kolay olmuyor. Bir daha, olmadı... Bir kez daha, yine olmadı... Bu son, işte oldu. Sertab Erener bana dönüp “Ne olur sahnede aksilik çıkmasın” diyor. Her detayla ilgileniyor, bir bakıyorum çömelmiş prompter’ı düzeltiyor, bir bakıyorum yerdeki halıları düzeltiyor.

Enerjisi tüm ekibe yayılmış, yorgunlar ama belli ki en iyisi olsun diye yorgunluklarını göz ardı ediyorlar. Dekoru yapan arkadaşları bir dakika otururken görmedim. Her parçaya ayrı koreografi, kimisinde kıyafet değişiklikleri var. Bu da zaman hesaplamak demek oluyor... Ekipmanın başında efsane remix’lerinden tanıdığımız Ozan Yılmaz var. Sertab sürekli parça aralarına yeni bir şeyler ekliyor, Yılmaz da o sound’u başka sound’a ekliyor. Sonunda “Yukarıda bir doktor var, kesip biçiyor” diyor Erener. O sırada yanımızdan koşturarak Sertab’ın asistanı Miray geçiyor. Bir şey sormaya kalkıyorum ama davetiye listesiyle ilgilenirken aynı zamanda dekorun ucundan tutuyor. Hiç dokunmadan uzaklaşıyorum...

Kuaförü geldi, Erener hazırlanmadan önce yemek yenen bölüme geçti, masaya oturup soluklanıyordu. Ne soluklanmak ama, herkes birden başına toplandı, sorular soruyor. Sonunda ben de araya girdim, selam verdim, o arada geçen ay yayınlanan röportajı çok sevdiğini söyledi... Bizim sohbet bölündü, kuaför onu aldı götürdü. Bu sırada ekiptekiler sahneye son dokunuşları, yaylılar son kez kontrollerini yapıyordu. Sertab makyajı ve saçı bittikten sonra son kez sahneye baktı, koltuğun üstündeki örtüyü sanki misafirleri gelecekmiş gibi özenle düzeltip üstünü giyinmeye gitti. Salon anında doldu, saat 21.10 oldu ve perde açıldı...

SAHNEDE EŞLiK EDEN MÜZİSYENLERE VİDEO...

Oda müziği bölümü başlarken bir video gösterildi. Videoda Sertab Erener’e eşlik edecek müzisyenlerin çocukluk fotoğrafları vardı. İsimler şöyle; piyanoda Çağrı Sertel, kemanlarda Deniz İbrahimoğlu, Vugar gurbanov; viyolada Çağatay Şahin, viyolonselde Yılmaz Bişer ve kontrbasta Volkan Hürsever. Çağrı Sertel Bozcaada Caz Festivali’nden apar topar geldi ama ilk bölümde yorgunluğunu hiç yansıtmadı. Erener “Çağrı öyle düzenlemeler yaptı ki parçalar özünden çok kopmadı ama kendilerine yeni bir form buldu” demişti. İzleyici oda müziği bölümünü çok sevdi.

Konser 3 saatten fazla sürdü. Harbiye’de konserler gece 12.00’ye gelmeden biter, Külkedisi masalı gibi. Mekân anlaşmasıyla ilgili bu ama Sertab Erener dinleyicilerin coşkusuna kapıldı. O sırada sahnenin arkasındayım. Bis bitmiş ama alkışlar susmuyor. Herkes birbirine “Çıkacak mı?” diye soruyor. Anons, “Çıkıyor arkadaşlar” denildi ve yeniden Aşk’ı söyledi. Konserinin bitişi 00.10’u buldu...

3 SAATTE 38 PARÇA

Pot pourie ve bis’i sayarsak o gece Erener 38 şarkı söyledi. Röportajımızda 58 şarkı ayırdığını söylemişti, nasıl ayıracağını kara kara düşünüyordu. 38 de hiç fena değil... Son albümünden parçaları ikinci bölüme saklamış genel olarak, ilk bölüm müzik hayatındaki 25 yılın tatlı bir özeti gibi geçti. Sahnede izleyicinin fark edeceği hiçbir hata olmadı. Hatta dans eden bir sanatçıya öyle açız ki dansçılar Erener’i yukarıya kaldırıyor, izleyici alkış kıyamet. Oysa bu daha şovun başıydı.

Geçişler nefisti, dramatik bir parçada yatağın başında otururken birden o hava dağılıyor, yastık savaşı eşliğinde başka parçaya geçiyor. Çıkışta konuşmalara kulak verdim, en çok İstanbul parçasında koreografi sevilmiş. E normal, dolmuş ya da metrobüs yolculuğundan ‘esinlenerek’ hazırlanan koreografi çok eğlenceli ve bizdendi. Danslar şarkılardaki hikâyelerle örtüşüyordu. Bilirsiniz kimisi Jennifer Lopez’in konserini izler, dansçılarla ‘cool’ alakasız hareketler yapar, çok çiğ durur. Buradaysa halayı andıran bir hareket bile vardı...

İzleyici gözlerini bir an olsun sahneden ayırmadı, “Vay be” deyip durdu. Erener 25 yıldır müzik yapıyor, eğitimi ve deneyimini sonuna kadar kullanıyor. Bir röportajında Harvey Keitel “Belli bir yaşa kadar emer durursun. Bir noktaya eriştikten sonra tüm aldıklarını geri vermen lazım” demişti. Erener tam o noktada, herkese örnek olsun; sanatçılara da müzikseverlere de...

Sözler unutulur, imgeler hatırlanır

Sanatçıların sosyal mesajları uzunca konuşmalarla vermesi akışı ve katılımcının enerjisini hep düşürür. Dahası sözler, görsel imgeler kadar kalıcı değil. Sertab Erener ile Sezen Aksu’nun birlikte yazdığı Kız Leyla’ya başlamadan önce bu şarkıyı genç yaşta evlendirilen kız çocukları için yaptıklarını söyledi. Sonra elindeki siyah duvağı başına taktı ve şarkıyı söylemeye başladı. Konsere gelenlerin unutmayacağı bir an yaşandı. Aslında bu kadar basit ve net etkili mesaj oluşturmak...



Sahne ve koreografi güzel, mekân yetersiz

Dekor da bir konser için alışık olmadığımız tarzdan. Her şeyin bir işlevi, koreografide yeri var. Süs olsun diye kurulmamış. Bir yatak odası bölümü var, masa bölümü, sahne içinde bir sahne daha ki o üst sahnenin altında enstrümanistlerin oturacağı alan yapılmış. Çok mantıklı çünkü mekânı olabildiğince verimli kullanmak zorundalar. Konser sırasında da gördüm ki böylesi bir konsere daha doğrusu şova Harbiye Açıkhava’nın sahnesi yetersiz. Hareket alanı dar, dekor daha genişletilmeye uygun. Teknik olarak sahnenin şova uyum sağlaması gerekirken şov zorunlu olarak sahneye ve tekniğe ayak uydurmak zorunda kalıyor. Bu konser Zorlu PSM’nin ana sahnesi gibi donanımlı bir sahnede gerçekleşseydi bambaşka olurdu.

Broadway tadını alırdık... Gerçi şarkı akışını bile yıllardır değiştirmeyen sanatçılardan sonra Sertab Erener’in bu yaptığını takdir etmemek ve hatta müziksever olarak sahiplenmemek elde değil... Bu arada ışık tasarımcısı Burcu Top, konserin bir diğer yıldızıydı. Koreografiyi ön plana çıkaracak seçimler yaptığı belli. Akustik sahnedeki büyük spotlar çok güzeldi, Jack White’ın benzer bir mini konserinde görmüştüm uyarlanması harika. Arkada tek fon renkler, insanın aklını karıştıran sağa sola daireler çizen lazerler kullanılan konserler küçük konser mekânlarında epey zorlama. Hele uyumsuzluk varsa... Top, mekânı ve Sertab’ı tanıdığından harika bir tasarım sundu.

Dev ekrandan izlemek imkânsızdı...

Tek Başıma parçasını Erener, kendi Youtube kanalında yayınladığı kolaj klibindeki, farklı meslekten ve yaştan isimlerle söyledi. Onların heyecanı bizlere de geçti. Bu jest de çok hoştu.

Konserde her detay düşünülmüş, zaman ve mekân sorunlarının üstesinden gelindi ancak bir sıkıntı vardı o da ekranlara yansıtılan kamera görüntüleri. Durağan şarkılarda yakın ve uzak çekimler, kimi zaman tepe kamerası çok iyi görüntüler aktarıldı ama iş dansa gelince bozuldu.

Sertab, prompter'ı düzeltiyor

Görüntüler kaçıyor, kamera sallanıyor, ekrana yansıtılan görüntüler ya çok hızlı geçiyor ya da zamanlama oturmuyor. İleride DVD’si bile olabilecek bir şovun bu eksikliği giderilmeli. Bir de keşke dans ederken dinamik el mikrofonlardan değil de kulağa takılan mikrofonlardan kullanılsaydı daha iyi olabilirdi. Tek eli hep hareketsiz kaldı.

Bis’te Every Way That I Can ile, şovda kullandığı kemerle çıktı, izleyici coştu. Daha şarkı başlamadan alkış kıyamet. Sembolikleşmiş... İleride müzik müzesi gibi bir alanımız olursa (umarım olur) kesinlikle yer alması gereken nesnelerden biri o kemer.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000