Nefretin ve affetmenin bedeli
Bir sabah, California'daki Ölüm Vadisi'nden Tuscon, Arizona'ya giderken zihnimde beni incittikleri için nefret duyduğum herkesin bir listesini yaptım. Sonra da her birini teker teker affettim. Altı saat sonra Tuscon'a vardığımda, ruhum hafiflemiş ve hayatım çok daha iyi yönde değişmişti
1989’a ait notlarımda, ‘üstadım’ diye nitelendirdiğim J ile yaptığımız bir sohbetten bir kenara yazdığım bazı cümleler karşıma çıktı. O sohbette J ile, adı pek bilinmeyen, hakkında pek az şey yazılmış olan Türk mutasavvıf Kenan Rifai (1867-1950) hakkında konuşuyorduk. İşte o konuşmalar.
“Kenan Rifai, birileri bizi övdüğünde davranışlarımıza dikkat etmemiz gerektiğini söyler” diyor J, “Çünkü bu kusurlarımızı çok iyi sakladığımız anlamına gelir. Övgülerden sonra sandığımızdan daha iyi olduğumuza inanırız ve bunun ardından, nihayetinde bize tehlike getirecek sahte bir güven duygusunun benliğimizi ele geçirmesine izin veririz.”
“Hayatın bize sunduğu fırsatları nasıl kullanabiliriz?”
“Eğer önünde sadece iki fırsat varsa, bunu nasıl 12’ye çıkaracağını öğren. Eğer 12 fırsatın olursa bu da kendiliğinden daha da çoğalacaktır. İsa bu yüzden şu cümleyi söylemiştir: ‘Kimde varsa, ona daha çok verilecek ve o bolluk içinde olacak. Ama kimde yoksa, kendisinde olan da elinden alınacak.’”
“Bu İncil’deki en sert sözlerden biridir. Ama hayatım boyunca yaşadıklarımla bu sözün ne kadar doğru olduğunu fark ettim.”
“Peki fırsatları nasıl ayırt ederiz?”
“Her ana dikkat kesil, çünkü fırsat –yani büyülü an– aslında hepimizin ulaşabileceği yerdedir ama hep geçip gitmesine izin veririz çünkü kendimizi suçlu hissederiz. O yüzden kendini suçlamakla vakit kaybetmemeye çalış. Eğer yaptığın şeye layık değilsen evren seni düzeltecektir.”
“Peki evren beni nasıl düzeltecek?”
“Bunu trajik olaylarla yapmayacak. Çünkü trajik olaylar hayatın bir parçası olduğu için başımıza gelirler, bunlar asla bir cezalandırma olarak düşünülmemelidir. Çoğunlukla evren bize hata yaptığımızı bizim için en önemli şeylerden birini bizden alarak gösterir: Dostlarımızı.”
“Kenan Rifai birçok kişinin kendini bulmasına ve hayatla uyumlu bir ilişki kurmasına yardım etti. Ama buna rağmen bazıları kıymetini bilmedi, bir teşekkürü bile ona çok gördü. Ancak hayatları en karmaşık noktaya geldiğinde onun kapısını çaldılar. Rifai geçmişi hiç karıştırmadan yine onlara yardım elini uzattı. O çok dostu olan bir adamdı, nankörler ise sonunda hep yalnız kaldı.”
“Bunlar güzel sözler ama ben iyilik bilmez insanları bu kadar kolay affedebilir miyim bilmiyorum.”
“Bu çok zordur. Ama başka şansın yok: Eğer affetmezsen, sürekli onların sana ne kadar acı verdiğini düşünüp durursun ve böylece o acı asla yok olup gitmez. Sana yanlış yapanları sevmen gerektiğini söylemiyorum. O insanlarla bir araya gelip arkadaşlık etmeni söylemiyorum. O kişileri sanki bile bile kırıcı davranmamışlar gibi, sanki birer melekmişler gibi görmeni de söylemiyorum. Tek söylediğim, nefretin enerjisi seni hiçbir yere götürmez, ama affetmenin enerjisi kendini sevgiyle açığa çıkarır ve hayatını olumlu yönde değiştirmeyi başarır.”
“Bir çok kez kırıldım.”
“Bunun sebebi, hâlâ içinde anne-babasından saklanıp bir köşede ağlayan o küçük çocuğu, sınıfının en güçsüzü olan o oğlan çocuğunu taşıyor olman. Asla kendine bir kız arkadaş bulamayan ve asla sporda iyi olmayan o çelimsiz oğlanın izlerini hâlâ taşıyorsun. Hayatın boyunca sana yapılan bazı haksızlıkların açtığı yaraları üzerinden atamamışsın. Peki bunların sana nasıl bir faydası var? Pek yok. Hiçbir faydası yok. Bunun sonucunda sadece senden güçlü olanların kurbanı olduğun düşüncesiyle sürekli kendine acıma isteği duyuyorsun. Ya da intikam kılıcını kuşanıp seni incitenlerde daha derin yaralar açmak için tetikte bekliyorsun. Bütün bunlarla vaktini boşa harcamıyor musun?”
“Bence bunlar insanca davranışlar.”
“Elbette insanca. Ama ne zekice ne de mantıklı. Bu dünyadaki zamanına saygı göster; Tanrı’nın seni her zaman affettiğini bil ve sen de affetmeyi öğren.”
ABD’deki Mojave Çölü’nde 40 gün kalmak üzere yola çıkmadan hemen önce, J ile yaptığımız bu sohbetten sonra içimdeki küçük çocuğu, ergen oğlanı, incinmiş yetişkini daha iyi anlamaya başladım. Bir sabah, California’daki Ölüm Vadisi’nden Tuscon, Arizona’ya giderken zihnimde beni incittikleri için nefret duyduğum herkesin bir listesini yaptım. Sonra da her birini teker teker affettim. Altı saat sonra Tuscon’a vardığımda, ruhum hafiflemiş ve hayatım çok daha iyi yönde değişmişti.
(Çeviren: Mine Akverdi Denktaş)