Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Yeni korku formülümüz tam gaz!

        Ülkemizdeki kültürel ‘cin çarpma’ meselesini 2007’de ‘Hollywood anlatısı’ ile harmanlayıp kaliteli hale getiren “Musallat”, kuşkusuz türün içinde bir yol açtı. 2011 tarihli onun devam filmi “Musallat 2” de bu süreçte artan benzeri korku filmlerimizin arasından sıyrılma çabasında. Bu konuda yönetmenin atmosfer yaratma yetisini temsil eden ‘açı’ ve ‘mercek’ tercihleri olağanüstü. Türkiye’nin kültürel yapısı üzerine ilk filmi andıran dini ve sosyolojik eleştiriler de yine yerli yerine oturmuş. Lafın özü ulusal korkunun yeni A sınıf modeli yoluna emin adımlarla devam ediyor.

        Nasıl bir süreç gelişti, neler olup bitti tam olarak bilmiyoruz. Ancak 2007 tarihli “Musallat”ın artık ‘kaliteli bir korku ayağı’ oluşturduğu kesin. “Semum” (2008), “Üç Harfliler: Marid” (2010), “Karadedeler Olayı” (2011) derken bu eğilimin kendi kökünden gelen devam filmi de sinemalarımıza uğramış durumda.

        “Musallat”ın niye devrim yarattı?

        Arada “Şeytanın Pabucu” (2008), “Sizi Seviyorum” (2009) ve “Şov Bizinıs” (2011) gibi komedilerde projesel hatalar yapan Mia Yapım da belli ki alanın içinde ustalaşmaya varan bir yapım süreci izliyor. Umarız ilerleyen dönemde ‘korku’ alanında işlev vermeyi sürdürür. Zira burada da prodüksiyon kalitesini senaryosal ve teknik zekayla harmanlayan süreci doğrudan hissedebiliyoruz. 92 dakikaya sıkışan hikayeden markalaşmamış oyunculara kadar da bunu devam ettirebiliriz.

        Tekrar açmak gerekirse serinin Türk sinemasına kazandırdığı; Amerikan formüllerinin uyumsuz durduğu, doğaüstü olmayan ulusal korkuların entelektüel kaçtığı bir portrenin içinde oluşturduğu iskelet. Zira “Kötü Ruh” (“Poltergeist”, 1982) ile dünya sinemasında sansasyon yaratan ancak devamı fazla gelmeyen ‘cin filmi’ alanında faaliyet göstermesiyle bir dikkat çekicilik aşılıyor. Ancak bunun üzerine kültürel yapıdan beslenmesi ve Hollywood anlatısını merceğine alması eklenince bütün tamamlanıyor gibi.

        İlk filmdeki anlatıyı değiştirmiş

        İlk filmdeki tempolu, uyum kesmesi ağırlıklı anlatıyı hatırlamak mümkün. Orada ‘evlilik’ ocağına dil uzatan hikaye yapısının, bu sefer köy yaşamı ve çocuk meselesi üzerinden Türkiye’nin “Rosemary’nin Bebeği”ni (“Rosemary’s Baby”, 1968) yaratma gibi bir amacı var. Tabi bunun detayları bizde kalsın. Batı kültürünün iblisi Türkiye’de cine dönüşürken, ‘içine girme’ meselesi de ‘tekinsiz öğeler’le ve ‘başı kapalı büyücüler’le sarılıp ana korku yetisini oluşturuyor.

        Aslında “Musallat 2”nin 2007 tarihli eserle arasındaki en büyük farklar; temponun yüksek olmaması, bu motiflerin öne çıkması ve bağlayıcı çekim (cutaway) adlı kurgu tekniğinin baskın hale gelmesi. Belli ki teknik ekibin değişmesi ya da evlilik fotoğrafından yükselen ‘erkek özlü’ korkunun ona ihtiyaç duyması sebebiyle gelişen süreç, burada ‘kadın’ üzerinden daha atmosfer odaklı, röntgenci kamera ağırlıklı ve ‘geçmişte bir şey saklı’ düşüncesiyle sesleniyor. Hikaye kurgusu da ilk filmden daha lineer hale gelince akış tamamlanıyor.

        Lanete odaklanılan kısımda düşüşe geçmiş

        Mestçi’nin genelde geniş açılar için bile dar açı objektif kullandığı, ancak dar açılarda zaman zaman geniş-balık gözü merceğe geçiş yaptığı yapısı yine bir atmosfer aşılamış. Çarpık açı yetisinin ağırlığından da güç alan bu durumun korku düşüncesinin ‘gerilim’ yönünü yükselttiği kesin. Film de zaten buradan ‘doğaüstü’ne varırken belleksel halüsinasyonlardan ve kabuslardan besleniyor. Zaman zaman da yumurta, balık, eşek gibi motifleri ‘tekinsiz öğe’ niyetine çerçevenin parçasına dönüştürüyor.

        Özellikle şehirdeki evin içinin ‘renk filtresi’ odaklı sinematografisi ve kalıp değiştiren arka plan resimlerinin çizgileri bir detaycılık getirmiş. Ancak 27 sene önceki ‘cinin serüveninin başlangıcı’na ‘ayrıntı’dan bağlanan sürecin çok inandırıcı olduğu söylenemez. Zira orada bu anlatı ‘bağlayıcı çekim’ şartını bir kenara bırakınca doğrama ve lanet meselesinin, ‘cinin insanları sahiplenmesi’nin nasıl çıktığına varan süreçte prodüksiyon kalitesiyle sınırlı kaldığı görülebiliyor.

        A sınıf korku filmi geleneğinin bir devamı

        Ancak yine de ‘taşradan yükselen lanet’ algısı üzerinden yükselirken ‘çocukluk’ meselesindeki ‘zoraki durum’ ile ilgili sosyolojik bir analiz de sunulmuş. Yani ilk filmdeki ‘çocuğu yapıp alma’ durumu, burada farklı bir ‘musallatlık’ işlevi görmüş. Bunun sebebi Mestçi’nin proje üzerine çalışıp kafa yorması elbette.

        Birkaç yan karakterin neredeyse ‘figüran’mışçasına hikaye dışı durması gibi sorunları bir kenara bırakınca “Musallat 2”, kaliteli korku filmlerimizden biri olarak görülebilir. Sinemasal ve dramatik açıdan ‘ulusal cin filmi’ alanındaki bütün şartları yerine getiriyor. A sınıf korku filmi formülü yoluyla da seyirciyi yakalamayı başarıyor.

        FİLMİN NOTU: 5.3

        Künye:

        Musallat 2

        Yönetmen: Alper Mestçi

        Oyuncular: Türkü Turan, Tülay Bursa, Zeliha Günay, Selim Gürata, Salih İplikçi, Levent Beceren, Koray Çetinbaş

        Süre: 92 dk.

        Yapım Yılı: 2011

        keremakca@haberturk.com

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ