Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Kerem Akça yazdı

        Oyun Atölyesi’nde sahnelenen ve geçtiğimiz hafta Shakespeare’s Globe’ta büyük övgü alan Antonius ile Kleopatra’nın 30 Mayıs’taki oyunundaydım. Özellikle Zerrin Tekindor ile Haluk Bilginer’in karşılıklı döktürmesiyle öne çıkan bu Roma İmparatorluğu’nun en geleneksel destansı, cesur ve tutkulu aşk hikayesi, zeki rejisiyle de dikkate değer bir tiyatro temsiline dönüşüyor.

        Belki de William Shakespeare’in Romeo ve Jülyet’le beraber aşk ile ilgili en unutulmaz eseri Antonius ile Kleopatra’dır. İktidara, düzene, güce ve hırsa açılan bir omurganın içinde kadın ile erkeğin resmini bütün keskinliği ile çizerken, destansı bir tutkunun orta yerinden dönemine bakış atmayı da becermiştir.

        Sade üslup dönemin ruhunu yakalayabiliyor

        Burada ise Zerrin Tekindor’un Kleopatra, Haluk Bilginer’in Marcus Antonius karakterlerine yükledikleri yüksek tecrübe ile yol alan bir tiyatro eseriyle yüzleşiyoruz. Oyun Atölyesi’nde Kemal Aydoğan’ın yönetmenliğinde sahnelenen Antonius ile Kleopatra, planlı programlı bir uyarlama kıvamında. Tek bir ‘gemi’msi sette, arka planda diğer karakterlerin de oturduğu bir mizansenin ışığında ilerleyen görsel üslubunun ‘sade’liğiyle dikkat çekmeyi beceriyor.

        Geminin yelkenlerinin değişen renk tonları arasından ihtiras, tutku, çatışma, güç gibi kavramları açığa çıkarması da bir ‘şık’lık katıyor mizansene işin doğrusu. Yönetmen, Shakespeareyen kılıklı diyalogların hafif müzikal anlarda modern Türk müzikleriyle sarılmasının da katkısıyla olabildiğince doğru bir yorum sunabilmiş. Onur Ünsal’ın üç karaktere yüklediği ‘mizahi’ duruş da bir şekilde bizi bu saray atmosferinin ciddiyetinden çıkarıp Roma İmparatorluğu’nun kökenindeki ‘koşulsuz otorite’yi eleştiren bir rahatlamayla yüzleştiriyor.

        Özellikle oyunu canlı gözlemleyenler anlayacaktır. Yukarıdaki sınıfsal kaosu, üst tabanın yozlaşmışlığını vermek için uygulanan ‘metot oyunculuğu’ taktiği de tutuyor. Zira öncelikle perdenin arkasından duyduğumuz ‘sallanma’ sesleri ve ‘çığlık’lardan özümsediğimiz üzere Kleopatra ile Antonius’un ‘yatak odası’nda birbirini kovaladığı ‘ilk sahne’ her şeyi ortaya koyuyor. Oyuncuların sahneye ‘terli’ yani ‘kaotik’ bir duruşla çıkmasına olanak tanıyor. Sarayın otorite egosuyla donattığı ruh halini doğrudan teneffüs etmemizi sağlıyor.

        Tekindor’un incelikli karakter yorumu iz bırakıyor

        Buradan da bir oyunculuk dersi start alıyor. Zerrin Tekindor’un Kleopatra’yı canlandırırken uyguladığı metot, adeta eşsiz bir ‘kadın kimliği’nin yorumunu sunuyor. Elizabeth Taylor’ın “Cleopatra”daki (1963) mizacını üzerine giyen oyuncunun, daha ziyade ‘Joan Crawford’un sahne kimliğini açığa çıkaran bir ‘kötücül’lüğün üzerine gittiği gözlemlenebiliyor. Şu sıralar sinemamızda da aranan bu olağandışı yaklaşım, bir anlamda tekinsizlik ile tutkuyu bir arada bulunduruyor.

        Yetkin ve incelikli bir vücut diliyle karakterin etrafını saran Tekindor, negatif ile pozitifi, sevinç ile hüznü aynı anda farklı yanaklarda yansıtmayı becermesinin ötesinde ani çıkışları, çığlıkları, garip gülümsemeleri ve ses tonuyla da dikkatleri üzerine çekiyor. Erkeklerin kölesi olmayan bir feminist figürün tanımını Joan Crawfordesk bir temsille vurgulayıp, adeta ‘tehlikeli kadın’ imgesi adına olabilecek en uç noktaya gidiyor.

        Bilginer-Tekindor uyumu oyunun atardamarına dönüşmüş

        Bilginer ise açılıştan çıktığı yolda gerçek anlamda hırs, tutku, ihtiras ve güç ile donatılan bir figürü hakkıyla portreliyor. Osmanlı İmparatorluğu dönemi ile ilgili herhangi bir eser için de ‘hazırım!’ emrini zihnimize yerleştiriyor. Mimiklerine ve ses tonlamasına kadar bu örgüyü bedenine geçiren oyuncunun, Tekindor ile müthiş bir uyum içinde de ‘destansı aşk-tutku’ya alan açtığı görülebiliyor.

        Bu durum belli bölümlerde Mert Fırat, Emre Karayel gibi karakter oturtmaktan ziyade aksanla ve tonla sadece o sürece yaklaşan genç oyuncuları da kurtarıyor aslında. Ancak kuşaksal sürecin tiyatroda önem arz eden oyunculuk düşüncesinin riskleri arasında olduğunu kabul etmeliyiz. Elbette Tekindor’u da Bilginer gibi sinema perdesinde ince eleyip sık dokuyan karakter portrelemelerinden biriyle görmek isteriz. Antonius ile Kleopatra belki de oyunculuk dersi işlevi görmesinin yanında bu düşünceyi de bir kez daha hatırlatmasıyla anılabilir.

        keremakca@haberturk.com

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ