Bize de Bekleriz: Love is in the Air
Kerem Akça, 'Grease' etkili gençlik müzikalini ele aldı
Danimarka çıkışlı, tek gecede geçen ve pembe dizi renklerinin dolgunluğuyla yürüyen bir gençlik müzikali. “Gündüz Gece” ile 2000’lerin en iyi filmlerinden birini veren yenilikçi yönetmen Simon Staho, burada farklı bir türe el atıyor. Yüzde yüz bir başarı olmasa da “Love is in the Air”, alanında “Kırmızı Değirmen” sonrası üreyen ‘kurmaca evrenli denemeler’in arasına katılmakta sıkıntı çekmiyor.
“Grease” (1978) sonrası başlayan gençlik müzikali furyasına ‘dinamik’ bir dokunuş... “Love is in the Air” (“Magi i Luften”, 2011) adeta 80’ler ruhuyla yoğrulmuş bir ‘pembe dizi’ kıvamında. Pembeden maviye, kırmızıdan sarıya uzanan ışık-renk skalasıyla da bir biçim gösterisi yapma derdinde. Bu dokuyu yüzde yüz bir başarıya ulaştırma ve gençlerin sorunlarına odaklanan ‘çatı’yı kurma sıkıntıları çekiyor belki.
“Grease” ile “Kırmızı Değirmen”in müzikal düşüncelerini kullanıyor
Ancak “Gündüz Gece” (“Dag och Natt”, 2004) ve “Küçük Daisy” (“Daisy Daimond”, 2007) gibi eserlerle sinemada ‘postmodern’ bir şeyler yapmak istediğini kanıtlayan Simon Staho, burada da bir ‘formül’ yaratmak için kolları sıvamış. Bunlardan özellikle kapalı bir arabanın içinde açı-karşı açı tekniğine ‘özgün’ yaklaşım getiren birincisinin çığır açtığı söylenebilir. “Küçük Daisy”nin ‘hamilelik’ meselesine gerilimli bakışının yamacına ise bütün canlılığı ve renkliliği ile “Love is in the Air” yerleşiyor.
Dört gencin bir gecede yaşadıkları; performans, koreografi ve kitsch (bayağı) efektlerle sinemaskop (2.35:1) oranında dönüşüm geçirince daha anlamlı hale gelen bir müzikal evreni oluşuyor. “Grease”in üzerine “Kırmızı Değirmen”ın (“Moulin Rouge!”, 2001) yeni milenyumda tür filmlerini etkisi altına alan ‘zamansız-mekansız duruşu’nu ekleme derdi ise bir yere kadar aktif hale getirilebiliyor. Film fazlasıyla müzikal hayranlarını hedef alırken diyaloglarını ve denemesini gözden geçirmeye de ihtiyaç duyuyor.
Kulağa hoş gelen şarkılar, derin karakterlerle bütünlenemiyor
Ancak her şeye rağmen izlenirliğiyle, dokusuyla ve kulağa hoş gelen şarkılarıyla ruhumuzu sarmalama olanağı yakalıyor. Filmin süresinin kısa olması, Staho’nun 2012 tarihli ikinci müzikalini de merakla beklememizi sağlıyor. Bu durum ‘diyalog’ ve ‘arka plan’ yetkinliğiyle kavranırsa sonuç daha ‘bütünleyici’ olabilir. Bu konuda ümitliyiz.
Ama 16 yaşındaki dört gencin ‘ışıltılı’ halinin burada biraz fazla karton bırakılıp konuşmaların ‘yakın-orta ölçekli’ merceklerle ve açılarla keskin hale getirilmesi, ufak bir ‘geri adım’a yok açmış. Kıskançlıklar, aldatmalar, ilk cinsel ilişki, nazlanmalar ve daha nicesinin temsili çok da geniş bir hareket alanı bulamamışlar kendilerine. “Sabun Köpüğü” (“En Soap”, 2006) gibi yüzde yüz ‘pembe dizi estetiği’ kurma derdinde bir omurgadan söz edilmemesi de bu tercihin anlamını yetkin hale getirememiş.
Staho’nun daha doğru adımlar atmasını ise merakla bekliyoruz. “Love is in the Air”, değişimci-postmodern bir yönetmenin samimi ama ruhu eksik denemesi olarak anılabilir. Bu süreciyle de sinefillerin elinde ‘oyuncak’ olarak oynanmayı hak ediyor.
Ne durumda?
Ülkemizde festivallere ve vizyona uğramadı. Müzikallerin son yıllardaki makus talihinin kurbanı diyebiliriz. O yüzden filmin DVD’sini dahi beklemek ‘polyannacılık yapmak’ ile eş değer...
Künye:
Love is in the Air (Magi i Luften)
Yönetmen: Simon Staho
Oyuncular: Emma Sehested Høeg, Gustav Hintze, Victoria Carmen Sonne, Anton Honik
Süre: 84 dk.
Yapım yılı: 2011
Not: Bu bölümdeki filmler, ya uluslararası festivallerde ya da yurt dışında piyasaya çıkmış orijinal DVD’lerinden izlenerek yazılmaktadır. Bu yasal durum, diğer yazdığım filmler için de geçerlidir.
keremakca@haberturk.com