Kadınlar ne ister?
Dünyanın en çok satan yazarlarından E.L. James, HT Pazar'dan İzzet Çapa'ya konuştu
İZZET ÇAPA / HT PAZAR
Türkçe’si Pegasus Yayınları’ndan çıkan “Grinin 50 Tonu” adlı erotizm dolu aşk kitabıyla dünyanın en çok satan yazarları arasına giren 49 yaşındaki 2 çocuk annesi E.L. James, HT Pazar ’a özel röportajıyla işte huzurlarınızda...
Merhaba Türkiye! Kitabımı aldığınız ve okuduğunuz için teşekkürler. Umarım tutkusu ve hikâyesi hoşunuza gitmiştir.” E.L. James ile yaptığımız röportaja onun söylediği bu cümleyle başlamaya karar vermemin sebebini birazdan anlayacaksınız. Önce bu tumturaklı ismin sahibinden söz edelim. Yazdığı, Türkçesi “Grinin 50 Tonu” (Fifty Shades of Grey) adlı kitapla kısa sürede dünyada kendinden en çok söz ettiren yazarlar arasına girdi. Önce internetten yayınlanan roman gördüğü ilgi nedeniyle kitap olarak basıldı. Harry Potter, Alacakaranlık gibi fenomenleri geride bırakarak kısa sürede 37 ülkede yayımlandı, bir o kadar dile çevrildi ve 40 milyondan fazla sattı... Peki neden, niçin, nasıl? Büyükler bu kadar mı açtı masallara? Yoksa “yasak meyve” cazibesini hiç mi yitirmedi? Bu soruların cevabını kitabın yazarından almak en iyisiydi. Efendim “Grinin 50 Tonu” bazılarına göre bugüne kadarki en pornografik roman. “Kitabın içeriği ne” derseniz; erotizm, seks, hayaller ve genç kız rüyaları... (Yok, o muzlu, dondurmalı tatlıdan söz etmiyorum!) Bana ilginç gelense kitaptan çok yazarın kendisi oldu. T.S. Eliot gibi havalı bir ad kullanan bu ünlü yazar, aslında tipik bir ev kadınından biraz hallice, o kadar... Hatta tonton bile diyebilirim. Tam adıyla Erika Leonard James. Aniden gelen şöhretten biraz da şaşkın aslında. Ülkeden ülkeye yolculuklar, röportajlar, televizyon programları... Anlayacağınız feleği şaşmış durumda. Her ne kadar “Tonton” dediysem de müthiş hınzır tarafları var. Mesela üçüncü kitabında yazdığı bir bölüm için, Audi R8’in arka koltuğunda seks yapılıp yapılmayacağını bizzat yerinde “tetkik etmiş”. “Nasıl” derseniz, o da röportajda artık... “Merhaba Türkiye” meselesine gelince... Kadıncağız herhalde her gittiği ülkede bu merhabayı çekiyor olmalı. Tabii ki “İstanbul çok güzel. Akdeniz mutfağına ve şiş kebaba bayılıyorum”u da ihmal etmedi. Ama bakın bu cümlelerin sonu nasıl geldi?
Türkiye deyince başka neler geliyor aklına?
Orhan Pamuk’u tanıyor musun mesela? Kim?
Orhan Pamuk... Nobel ödüllü Türk yazar.
Haaa... İnan tam çıkaramadım. Bir Türk yazarın romanını okumaya çalıştım zamanında ama çok sıkıcı kocaman bir kitaptı.
Adını hatırlıyor musun?
Onu da hatırlayamadım şimdi.
‘BEŞAR ESAD İLGİ ALANIMIN DIŞINDA’
Tamam seni zorlamayalım. Peki dünyanın gidişatı hakkında neler düşünüyorsun?
Ortadoğu kaynıyor... Amerika’nın planları, Arap Baharı... Suriye? Bu konular hakkında yorum yapacak kadar bilgim yok. Ne olup bittiğini pek bilmiyorum.
Canım genel olarak bir fikrin vardır herhalde. Mesela Esad’ın durumu...
Kimin?
Esad... Beşar Esad.
Dedim ya, fazla bilgim yok. İlgi alanımın dışında bu konular. “
(Eh, bu kadar iyi niyet çabalarımdan sonra anladım ki Erika ile kendi “dilinde” konuşmak gerekiyor. Ortamı rahatlatmak için bu konudaki ilk sorumu sordum...)
‘KİTABI YAZARKEN BİLGİ AMAÇLI PORNO İZLEDİM’
Daha hâkim olduğun konulara geçelim o zaman. Kitap için “porno edebiyatı” suçlamaları var. Romanı yazarken porno izledin mi?
“İzlemedim” dersem yalan olur.
İşine yaradı mı peki bu “araştırma”?
Tahrik oldum! (Gülüyor...) Şaka bir yana, duygularım zaman zaman değişti. Zaten bilgi edinmek için izlemiştim.
Eğitim amaçlı pornoyu da ilk defa duyuyorum. “
İzledim” derken yanlış anlaşılmasın, sadece birkaç kez. Eğitimde kullanılıp kullanılamayacağı hakkındaysa hiçbir fikrim yok. Eğitimci falan değilim...
Gelelim Grinin 50 Tonu’nu seks kitabı olarak değerlendirenlere...
İçinde seks de erotizm de var ama kitabım aslında bir aşk romanı.
Aşk romanı mı? Biraz +18 bir aşk galiba, hatta +38...
Bütün bu önyargıların yayınevinin kitabı pazarlama stratejisinden kaynaklandığını düşünüyorum. Anlattığım hikâyede duygular, aşk ve erotizm var o kadar.
Aksiyon yok mu aksiyon?
Kesinlikle var... Burada bir kahkaha atıyor Erika; “Aksiyon”dan neyi kastettiğimi anlayarak. Kitap aslında BDSM olarak adlandırılan ilişkiler üzerine kurulmuş. Cinsel dürtüleri “itaat etmek ve ettirmek” üzerine olan insanların tercih ettiği ilişki biçimi bu. Sizin anlayacağınız tam bir efendi-köle oyunu. İşte bizim masum ev hatunu Erika’nın anlattığı öykü de “hain” Christian ve “saf kız” Anastasia’nın sıradışı beraberliği üzerine kurulu.
‘TEK SAPIK BEN DEĞİLMİŞİM’
Hikâyenin kahramanları Christian ve Anastasia’nın ilişkisindeki davranışlar pek çok gelişmiş ülkede tabu sayılırken, nasıl oluyor da en tutucularında bile kitapların peynir ekmek gibi satılıyor?
Demek ki dünyanın hiçbir yerinde kadınlar farklı değilmiş...Yalnız olmadığımı bilmek güzel. Tek sapık ben değilmişim anlaşılan. (Gülüyor...) Tekrar söylüyorum, aslında bu, ilginç karakterleri olan, rahat okunan bir aşk hikâyesi. Ama içinde bir sertlik de var. Sanırım kadınların sevdiği şeyler bunlar...
“Kadınlar sert sever” diyorsun ama kitaptaki dilin gayet yumuşak.
Bunu özellikle yaptım. Erotik yazarlar seks argosu kullanıyor genelde. Her şeyden önce bir kadın olarak onlara buradan sesleniyorum: Kadınlar o tip diyalogları sevmiyor. Bence romantizmle seksi harmanlamak gerek.
Pek çok kişinin hayalinde böyle ilişkiler olabilir mi dersin? Sence öyle olmasa kitap bu kadar satar mıydı?
Çoğu insan bu konuları değil yazmak, aklından bile geçirmemişti. BDSM hakkında hiç fikirleri yoktu. Bazılarının ilgisini aşk hikâyesi çekti ama sanırım çoğunluk erotizm konusuna takıldı.
Biz senelerce o meşhur masalı sadece Pamuk Prenses’in ağzından dinledik. Cadı hiç anlatmadı olayı...Senin hikâyende Anastasia’nın ağzından anlatılıyor olaylar. Christian’ın bakış açısını aktarmamak erkeklere haksızlık değil mi?
Bu, kitap hakkında sorulan en ilginç sorulardan biri. Bir kadın olarak böylesi daha kolay olduğu için romanımı birincil ağızdan yazmayı tercih ettim. Diğer bir neden de kadınların kendilerini Anastasia yerine koymalarını istememdi.
‘HEM AŞKA HEM SEKSE SAHİP OLMAK EN İYİSİ’
Yok artık...Her kadın köle olma duygusunu mu tatsın istedin?
Her kitapta Anastasia vasıtasıyla Christian’ı yavaş yavaş tanıdı okurlar. Eğer onun hakkında çok şey bilseydik gizem kaybolurdu bence. İşte bu yüzden Anastasia’nın perspektifinden yazdım romanı.
Kitabı yazan değil de okuyan olsan hangi karakteri daha çok severdin?
Sorular giderek zorlaşıyor. Bana hiç sorulmamış şeyleri sormaya başladın. Burada susma hakkımı kullanacağım. Kitaba Türkiye’de ne isim verildi?
Tam çevirisini yapmışlar, Grinin 50 Tonu.
İyi olmuş... Birçok insan dünyada sadece siyah ve beyazı görüyor. Ben kitaba “Grinin 50 Tonu” dedim, çünkü karakterlerim hakkındaki yargıları okurların yapmasını istiyorum. Hem Anastasia’yı hem Christian’ı seviyorum aslında. Anna, cesur ve espri anlayışı çok kuvvetli bir kadın. Ben çok cesur değilimdir ama espriden anlarım.
Utangaç bir insan mısın yoksa?
Öyleydim. Kitabı yazdıktan sonra biraz olsun kurtuldum bu huyumdan ama hâlâ televizyona çıkmaktan nefret ediyorum.
Erika James’in ne kadarı Anastasia, ne kadarı Christian?
Bu, günden güne değişiyor. Mesela bana utangaç olup olmadığımı sordun. Bugün olabilirim, yarın bambaşka bir havada olurum. I Aşkla seksi karşılaştırsana... Sabah sabah biraz derin oldu. Çocuğunuza karşı hissettiğiniz koşulsuz bir sevgi vardır. Bu da aşktır. Ama kocanıza karşı hissettikleriniz hem aşk hem de seks... İkisine birden sahip olmak en iyisi galiba.
‘KADINLAR EŞLERİNE, BİZ DE BUNLARI YAPABİLİR MİYİZ, DİYE SORUYOR’
Genel olarak kadınların kitaba tepkisi ne oldu?
Pek çok mail alıyorum ama sadece İngilizce olanları okuyabiliyorum. Bana kalırsa kitabım kadınlara seksi tartışmak için bir imkân yarattı. Zaten ağızdan ağıza, kulaktan kulağa dolaşarak popüler oldu. İnsanlar okuyor, birbirleriyle, arkadaşlarıyla tartışmak istiyor. Okurların böyle mantar gibi birdenbire çoğalması inanılır gibi değil. I Kadınların bir anda gözü açıldı diyorsun? Bu fikirleri tartışmak için kitap grupları kurdular. Konuşmak istedikleri şeyleri eşlerine anlattılar. “Biz de bunları yapabilir miyiz” diye sorular sordular.
‘Çocuklarım kitaplarımı okumadı’
Gelelim kritik soruya... Çocukların okudu mu kitaplarını?
Hayır.
Bu çağda artık çocuklardan bir şey saklamak mümkün değil.Okurlarsa ne yaparsın?
Hiçbir şey. Okuyabilirler de. Erotik olduğunu biliyorlar zaten. Ben onlara “Okumayın” demedim, bu kendi tercihleri. Kuşkusuz annelerinin böyle şeyler yazması onlara garip geliyor. Ama henüz çok gençler. İleride okurlarsa birkaç taktik öğrenebilirler belki.
Okuldaki arkadaşları ne demiş peki?
Okuyan arkadaşları var. İlk başlarda onların tepkilerinden korktuğum için bizimkileri uyarmıştım. Zaten böyle durumlarda genellikle insanların aklına başarıdan çok işin para kısmı geliyor. Ama şimdi rahatlar, çünkü arkadaşları durumun çok “havalı“ olduğunu düşünüyormuş.
Paraya geleceğiz ama şu konuyu bitirelim önce. Peki ya annen? O okudu mu?
Okumaz mı. Annem 82 yaşında. Benimle gurur duyduğunu söylüyor. Kitabımın hem İngilizce’sini hem İspanyolca’sını okudu ve çok sevdi.
Bu kitap bütün erotizmine rağmen bir yandan da çağımızın pembe dizisi mi acaba?
“Pembe dizi” diyemem çünkü içerisinde yeterli sayıda karakter yok. Sadece ben ve hayallerim var orada. (Gülüyor...)
‘Otomobilde seks yapılır mı diye araştırdım’
Audi R8 gibi iki kapılı otomobilin arka koltuğunda seks yapılıp yapılamayacağını araştırdığın doğru mu?
Doğru, o bölümü yazdıktan sonra “Acaba o iş bu otomobilde yapılır mı” diye düşündüm, satış temsilcisini arayıp “Sizin otomobilde seks yapılır mı” diye sordum. Tam “Gönüller bir olunca samanlık seyran olur atasözü İngilizce’ye nasıl çevrilir” diye düşünüyordum ki içimden bir ses “Saçmalama İzzet” dedi. O sese teşekkürü bir borç bilirim.
E adam ne dedi?
Önce uzunca bir sessizlik oldu. Ardından “Böyle bir şey imkânsız” dedi ve kapattı telefonu. Ama düşünsene, o kadar yazmışım, çöpe gidecek onca emek. Hemen galeriye gidip otomobili gördüm ve denedim...
Kocanla mı denedin?
Yok canım, sadece gidip arabanın arka koltuğuna oturdum, “Olabilir mi olamaz mı” diye...
Olur muymuş?
Olurmuş... Ben de kitaptaki bölümü değiştirmeden yayınladım.
“Araştırmacı yazar” dediğin böyle olur.
Ama dur bir dakika! Bu sahne Fifty Shades Freed’de (üçüncü kitap) vardı...
Türkiye’de daha yayımlanmadı değil mi o?
Maalesef Erika...
O zaman benim de bunları anlatmam doğru olmadı, ama kaçırdım ağzımdan bir kere.
Böyle bir kitabı aslında bir erkeğin yazmasına alışığız genelde. “Erkekler de okuyacak” diye utandığın oldu mu hiç?
Doğrusunu söylemek gerekirse utandığım zamanlar oldu. Ama ne yapalım ki böyle bir romanı bir erkek değil, bir kadın yazdı.
Yazarken kadın kadına dedikodu yapar gibi hissettin mi kendini?
Hayır, çünkü kitabımı kendim için yazdım. Üstelik yazarken de çok eğlendim... I Böyle bir başarı bekliyor muydun? Kim bekler ki böyle bir başarıyı?
‘BENCE TIME MUZIRLIK YAPMIŞ’
Dün hiç tanınmazken bugün bir bakıyorsun Time Dergisi’nin seçtiği dünyada etkili 100 kişiden birisin. Time neden aldı seni o listeye?
Bence Time muzırlık yapmış. (Gülüyor...) Benden o kadar uzak ki bütün bunlar, ancak muzırlık diyebiliyorum.
Kitap ilk çıktığı hafta sadece 500 adet satılmış. “Boşu boşuna fantazi festivaline kafa patlattım” dediğin oldu mu?
O günlerde bu benim için hiç önemli değildi. Romanım internette çok büyük ilgiyle karşılanmıştı zaten. Benim tek amacım hikâyemin kitap olarak basılması ve onu raflarda görebilmekti. Ondan sonrası bir mucize...
Bazen tüm bunlar rüyaymış hissine kapılıyor musun?
Hem de nasıl... Düşünsene dünyanın her yerini geziyorum, röportajlar yapıyorum. İnanılmaz bir hayatım oldu birdenbire.
Senin hayatının tonları değişti mi başarıyla beraber?
Aslına bakarsan bol seyahat etmek ve ilginç insanlar tanımaktan başka bir şey değişmedi. Evimde sürekli bir kaos hali var. Yayınevleri farklı dilde yayımlanan kitaplarımdan 4’er tane gönderiyor. Düşünebiliyor musun, yüzlerce kitap... Evde koyacak yer kalmadı.
Doğrusunu istersen buraya gelirken çatık kaşlı, ciddi bir yazarla karşılaşmayı bekliyordum. Time’ın listesine girmeden önce de bu kadar neşeli miydin?
Hiç değişmedim. Yorgunum, o kadar. 2.5 günde 21 röportaj yaptım. Dünyayı dolaşıp duruyorum.
‘Türk parası göndermiyorlar’
Gelelim işin para kısmına... Ne kadar kazandın kitaplardan?
Hiç bilmiyorum, daha doğrusu hesap yapmadım. Tek bildiğim dolar, Euro ve pound olarak kazandığım. (Gülüyor...)
Peki Türk parası?
Sadece bu üçünü gönderiyorlar. Başka para görmedim.
Nerelere harcadın paraları?
Daha harcayacak zamanım olmadı. Hâlâ aynı evde oturuyoruz. Bütün kitaplarımı koyabileceğim daha büyük bir eve geçmeyi düşünüyorum en kısa zamanda.
Çoğu yazarın asosyal olduğu söylenir. Sen de öyle misin?
Galiba... Bir hikâyeyi yazarken o kadar çok kendi beyninin içine giriyorsun ki dış dünya ile ilişkin kesiliyor. Mesela ben 2 yıl insan içine çıkmadım. Oysa eskiden çok sosyal bir kadındım.
Şikâyetçi değilsin sanırım bu durumdan, Christian ve Anastasia’nın dostluğu yetiyor galiba...
Hiç şikâyetçi değilim. Bu zorunlu seyahatlerin dışında artık benim evden çıkmam bir hayal. Yazmaya bağımlı oluyorsun. Sanırım bu yüzden yazarlar asosyal oluyor. Sadece devam etmek istiyorsun. Hayallerin, fantezilerinle birlikte sayfalar arasında yaşamak harika bir şey.
Ya gün gelir de hayaller biterse...
Hiçbir zaman bitmez. Ben hep hayalciydim, sonunda onları dışa vurmanın yolunu buldum. Yazarken “Sonra ne olacak” diye düşünüp duruyorum devamlı.
Kitabının çoğunu metroda, Blackberry ile yazdığın doğru mu?
Kitabın çoğunu metroda yazdığım gazetecilerin uydurması. Bir kısmını orada yazmış olabilirim. Aklıma bir fikir gelirse yolda notlar alırım ama hepsi o kadar.
Roman, Hollywood prodüktörleri tarafından da kapışıldı. Anastasia ve Christian’ı kimlerin oynayacağı konusunda da epey söylenti var. Senin tercihlerin kimler?
Bu konuda hiçbir şekilde konuşamam. Zaten henüz kesinleşmiş bir isim yok.
Christian’ı kimin canlandıracağı konusunda bir yorum yapmıyorsun. Peki gerçek hayatta onunla karşılaşsaydın ne yapardın?
Hiç durmaz kaçardım. (Gülüyor...)
Eşin kıskanır mıydı Christian’ı?
Sanmam, kıskanç bir insan değildir çünkü.
Gelen bunca para ve şöhretten sonra kontrat yaptın mı eşinle?
Her ilişkide yazılı veya sözlü bir kontrat vardır. “İlişki” dediğin zaten bir anlaşmadan ibaret...
Peki sizin anlaşmanızda dominant olan taraf kim?
Sence kim?
Bence sen.
Hayır. Eşit sayılırız. O tam huysuz bir p.ç ama çok da eğlencelidir doğrusu.
‘Kadınlar yeni duygular keşfetmiş’
Senin kişisel fikrini sorsam... Kadınlar ne tür erkeklerden hoşlanır?
Dinleyen erkek isterler ki onları bulmak çok zor. Bulaşık yıkayan erkek de fena olmaz sanki... Bence kadınların asıl istedikleri bu. Ama kitap bir hayal dünyası. Christian’a âşık olduklarını söylüyorlar ama bence Christian beraber yaşanması oldukça zor bir erkek.
Ruhları ve bedenleri tahrik etmekten başka bir faydası oldu mu sence kitabının?
Romanlarımın kadınların özgürlük savaşında onlara yardımcı olduğunu düşünüyorum. Zaten bu yönde çok olumlu tepkiler aldım. İnsanlar, özellikle de kadınlar, yeni duygular keşfettiklerini söylüyor.
İşte o kitaptan bölümler
(...) Duygusuz bir sesle “Öyle mi?” diye mırıldandı. Lanet olsun. Kendi gibi değildi sanki ve bu yeni farkındalıkla kafa derim karıncalanmaya başladı.
“Evet” diye soludum. Sonsuzluk kadar uzun süren bir sessizliğin ardından iç geçirdi.
“Seni pazar günü görecek miyim?”
“Evet, pazar” derken bedenimden bir heyecan dalgası geçip gitti.
“İyi geceler...”
“İyi geceler efendim.” Hitabımın onu hazırlıksız yakaladığını keskin nefes alışından anladım.
“Yarınki taşınma için bol şans Anastasia. “Sesi yumuşaktı. Ve ikimiz de ergenler gibi telefona yapışmıştık sanki, ikimiz de kapatmak istemiyorduk.
“Sen kapat” diye fısıldadım. Sonunda gülümsediğini hissettim.
“Hayır sen kapat.” Ve sırıttığını biliyordum... (...)
Yanaklarım kızararak “Merhaba” diye fısıldadım.
“Tam zamanında geldin. Dakikliği severim. Gel. “Elimi tutup beni kanepeye yönlendirdi. “Sana göstermek istediğim bir şey var” dedi ve oturduk. Bana Seattle Times’ı uzattı. Sekizinci sayfada, ikimizin mezuniyet töreninde çekilmiş bir fotoğraf vardı. Lanet olsun. Gazeteye çıkmıştım. Başlığa baktım. “CHRISTIAN GREY VE ARKADAŞI, WSU VANCOUVER’DA MEZUNİYET TÖRENİNDE.” Güldüm. “Demek şimdi ARKADAŞIN oldum...”
(...) “Bu pozisyonu aklında tutacak mısın Anastasia?” “Evet efendim” “İyi. Burada kal ve sakın kıpırdama.” Odadan çıktı.
Dizlerimin üstünde bekledim. Nereye gitmişti?
Bana ne yapacaktı? Zaman ilerliyordu. Beni ne kadar uzun bir süre böyle bıraktığı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Birkaç dakika, 5, 10? Nefesim sıklaştı. Beklenti içimi kemiriyordu...