Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Tiyatro Açık lağım çukuruna düşüp öldüğümde…

        BETÜL MEMİŞ / memisbetul@gmail.com

        “Parmağımı kestiğimde bu bir trajedidir. Açık bir lağım çukuruna düşüp öldüğümde, bu bir komedidir.” Oyuncu, yönetmen Mel Brooks böyle demiş, var mı itirazı olan!? Şubat ayının son Cuma’sını, bu seyirde kapatalım istedim. Fon(umuz)a da; Robert Buras (gitar), Frode Jacobsen (bas) Jon Lauvland Pettersen (davul) ve Sivert Hoyem’in (vokal) şahane birlikteliklerinden oluşan Norveçli grup Madrugada’yı ekliyorum. (Honey Bee’, ‘Belladonna’ yetmez diyenlere ise ‘What's on your mind?’ ve üstüne de ‘Tonight I have no words for you’ şarkısı.)

        KATİLLER VE DELİLER AYNI HÜCREDE

        “Suçlu’ dediler: Kabul etmediler. ‘Vahşi’ dediler: Kabul etmediler.

        ‘Deli’ dediler: Kabul etmediler. İyinin ve kötünün ötesinde olduklarına inandılar. Onlar tarihin en kanlı cinayetlerini işlediler. Tek kimlikleri: İnançları. Tek doğruları: Öldürmek. Dünyanın en acımasız beş idam mahkumu, dünyanın en acımasız deneyinde bir araya geldiler. Onlar seri katil! Şimdi aynı hücrenin içindeler!”

        Haftanın vedasını; yeni kurulan bir tiyatronun, bu alt metninden hararetle kadrajladığı, ilk oyunu ‘Pragma’ ile veriyoruz. Hadi itiraf edin, biraz ürperdiniz! Katiller(!), deliler(!) ve suçlular bir arada… Hem de aynı hücrenin içinde…

        Mekân Garajistanbul… Sahnenin ortasında, en heybetlisinden, iri bir fanus. İçerisinde, 5 adam. Bir tanesi ortada, yerde öylece kanlar içinde yatıyor. Başucunda ise birazdan rahip olduğunu öğreneceğimiz bir adam dikilmekte. Rahip, bir taraftan duasını ediyor, bir taraftan da iştahla, cansız bedenin, kafatasından sıyırmaya çalıştığı beyni yiyor… Görüntüye düşen fotoğrafla, havsalamda çok eskilerden bir film karesi canlanıyor. Film dediysem, hikaye gerçek hayattan alıntı. Sanırım, 70’li yılların başında geçiyordu mevzu: Uçak kazası sonucunda, sağ kalan birkaç insanın, And Dağları’nda, 72 gün boyunca, nasıl yaşam mücadelesi verdiğini anlatıyordu. İnsanlıktan nasibini almak mı denir bilinmez ama sonunda yaşabilmek için ölen kişilerin etlerini parçalayıp, yiyerek hayatta kalıyorlardı. (İnsanın yaradılışına, nasıl bir yaşamak hırsı enjekte edildiyse artık, kimse ölmek istemiyor.) Etlerini yemek zorunda kaldığı insanlar ise eşi, dostu yahut birkaç gün evvelinde, uçakta koltukta, yan yana oturup, konuştuklarıydı. İkinci kare ise çalışma masamın karşısında bulunan Dr. House’un (Hugh Laurie’in başrol aldığı dizi), siyah fonda, iki avucunun arasına alıp, objektife tutup, ‘lütfen kullanın’ dediği ‘beyin’… Koyverin bundan sonrasını siz düşünün! Ya da dilemmalar cennetine, hoş geldiniz diyelim de, asıl mevzumuza geçiş yapalım.

        GET TİYATRO’NUN İLK OYUNU ‘PRAGMA’

        İki aşamalı, bir oluşum olan Get Film ve Get Tiyatro’nun, tiyatro kanadının, ilk oyunu ‘Pragma’. İnsan ve suç psikolojisi üzerine odaklanan oyunun işaret ettiği kavramlar-tanımlar, insanı ürperten cinsten. “İnsanın kendini var ettiği doğruların, inandığı olguların, insanı ‘suça’ kadar götürebildiği psikolojilerin üzerine, deneyler yapmak fikriyle yola çıkıyor. Asıl ‘dram’ suçlunun neden suçlu olduğudur. Suçluyu suça götüren yoldur. Suça götüren neden(ler) olmazsa, suçlu da olmaz, kurban da. Sonuç ise dram değil, vahşetin ta kendisidir” tanımıyla kimliklerini deşifre eden Get’in kurucuları; Buğra Gülsoy, Serhat Teoman ve Emre Erkan.

        Merkezine, 1’i ölü, 4’ü canlı, dünyaca ünlü, 5 seri katilin hikâyesini alıntılayan Pragma’nın şahsına münhasırlığı ise, gerçek hayattan alıntılanmış olmasında yatıyor. Hepsi farklı dönemlerde yaşamış, 5 seri katil, bilim adamları tarafından aynı hücreye konuyor. 25 metrekarelik bir cam hücre burası. Hikâye gereği, 2,5 gündür aynı hücredeler. İşte biz izlekler de, bu 2,5 günün ardından; çıkış kapısı bulunmayan, cam hücreye yerleştirilmiş fanikatillerin, kendiyle hesaplaşmaları üzerinden, acayip bir oyuna şahit ediliyoruz. Oyun, bu minvalde de acayipleşiyor zaten. Bilim adamları, bu hücreye kapatılmış 5 seri katile, bir deney uyguluyor. Bu kişilerin, kendi ve evrenin lügatları ile yüzleşirken ortaya koydukları haller deryası, ‘ben objektifim’ diyen seyirleklere bile, beyin travması yaşatacak türden. Onların hücrede olmasını sağlayan şey, ‘inandıkları şeyleri eyleme geçirmiş’ olmaları. Zira, bu 4 adam, hücrenin içinde deliren-delirten konuşmalarıyla öyle laflar ediyor ki; hücrenin arkasında – onları gözetlediğimizi, yüzümüze vurmakla kalmayıp, sustuğumuz-sesimizi çıkar(a)madığımız için (onların ve insanlığın), suçlarını paylaştığımızı ve cesaretimizi toplarsak da, aslında ‘suçlu-deli ve katil’lerin, bizler olduğunu-belki de olabileceğimizi söylüyorlar.

        Gelelim yeni bir ekip olmalarına karşın, ortaya çıkardıkları oyunun çemberindeki Get Tiyatro’nun perde arkasına… Buğra Gülsoy’un yazıp-yönettiği oyunun, yönetmen yardımcılığını Ezgi Bakışkan, reji asistanlığını Koray Tahir Ön ve dekor tasarımını Kaan Güreşçi üstleniyor. Oyunculukları ise Buğra Gülsoy, Emre Erkan, Mert Öner ve Serhat Teoman paylaşıyor. Tiyatro rotası vermeye güdümlü, bir izlek olarak naçizane fikrim; İlk oyun yazarlığında ve yönetmenliğinde Gülsoy’u başarılı buldum. Birkaç detayı kenara koyarsak da, konusuyla ilginç bir oyun karşımızdaki. Pragmatizm manasının hakkını veren Pragma, eğer izin verirseniz, sizi de yarattığı hücrenin içine alıyor.

        YAPTIKLARIM YANLIŞ OLSAYDI…

        İçimden geldi notu: Oyunda, “Yaptıklarım yanlış olsaydı, bir melek beni durdururdu” diyen, seri katili canlandıran Mert Öner’in performansı, tek kelime ile çok şukelaydı. Ve belirtmeden geçemeyeceğim; TV ya da kamera önünde gördüğümüz kişileri, tiyatro sahnesinde, seyir alemine dalarken, -bazen- zorlandığımı itiraf etmeliyim. Kameraya oynamak ve sahnede oynamak ne demek, sanırım bu anlarda, benim için daha anlaşılır bir durum oluyor. Ama bazı oyunculuklar var ki, yarattığı o dünyanın bir parçası oluyor, tıpkı Serhat Teoman gibi… İlk defa tiyatro sahnesinden seyreylediğim Teoman’ın performansı etkileyiciydi. Unutmadan, oyunun bitiminde nidalanan şarkı ‘Night Prowler by / AC/DC, kimin seçimiydi bilmiyorum ama işte bu’dur dedim.

        Hamdık, piştik, olduk, dibimiz tutmasın mahlasında, şimdilik benden bu kadar!

        Günün sözü, Pragma’dan alıntı: “Bana aşağıdan bakarsanız Tanrı’nızı görürsünüz, bana yukarıdan bakarsanız aptalı görürsünüz, bana tam karşıdan bakarsanız kendinizi görürsünüz.”

        Oyun programı hakkında bilgi: www.get-yapim.com/get-tiyatro

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ