Umut Işığım mı, Argo mu?
Kerem Akça, yarın gece sabaha karşı 3'te sahiplerini bulacak 85. Oscar Ödülleri'ni değerlendirdi
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
Bu sene de geleneği bozmayarak beş aydır mercek altına aldığım Oscar Ödülleri, yarın gece üçte 85. kez sahiplerini bulacak. Son yedi yılın altısında bünyesinde dünya veya Amerika prömiyeri yapılan filmi ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Yönetmen’ ödülüne taşıyan Toronto Film Festivali’nden itibaren bahsettiğim Daniel Day-Lewis ile Jennifer Lawrence’ın kategorilerinde favorilikleri sürerken, ‘En İyi Film’in favorisi “Umut Işığım”ın her şeye rağmen yıkılmadan son viraja kadar geldiği ve halen burun farkıyla önde olduğu söylenebilir. Ama geçtiğimiz 1.5 ayda aldığı ödüllerle vites yükselten “Operasyon: Argo”nun bu noktadan sonra geceden zaferle ayrılması da şaşırtmaz. ‘En İyi Yönetmen’de beş aydır söylediğim favori David O. Russell’ın rekabetçileri Michael Haneke ve Ang Lee olacak gibi gözüküyor. Gecenin en büyük çekişmesi ise ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’da yaşanacak. Ama 85. Oscar Ödülleri’nde, değişken ivmelerle birlikte sürprizlere gebe bir ödül töreninin bizleri beklediğini söyleyebiliriz. Bu da bütün tahminleri allak bullak ederken reytingleri arttırmaya yarayacak bir ‘fotofiniş’ izlememize yol açabilir.
Eylül ayından beri Oscar sürecindeki gelişmeleri anbean ele almaya çalıştım. Süre artık çok azaldı ve arada ‘bir günlük mesafe’ kaldı. Anlayacağınız yorumlarım eşliğinde beş ayı tükettik ve finale ulaştık. 37. Toronto Film Festivali’nden “Umut Işığım”ın (“Silver Linings Playbook”, 2012) favori, “Operasyon: Argo”nun (“Argo”, 2012) en yakın rakip olarak girdiği süreçte, zaman içinde “Zero Dark Thirty”, “Lincoln” ve “Pi’nin Yaşamı”nın (“Life of Pi”, 2012) bir tehdit oluşturduğu gördük. 2006’dan bu yana yedi senenin altısında buradan çıkan ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Yönetmen’ ödülleri böylece yine bir şaşma olmadan sahiplerini bulacak gibi.
Weinstein Kardeşler üçte üç yapabilecek mi?
Weinstein Kardeşler’in ürünü “Umut Işığım”ın Toronto’dan ‘Seyirci Ödülü’ ile dönüp “Milyoner” (“Slumdog Millionaire”, 2008) ve “Zoraki Kral”ın (“The King’s Speech”, 2010) yoluna girmesinin karşılıklarını alması ise yakın. Zira 2008’den beri o mükafatla taçlandırılan filmler yabancı uyruklu olmazsa veya önceki seneden bir eser yarışa girmezse, iki ana ödülü kazanıyor. Buna 2006-2012 arasındaki yüksek istatistiğin 2008’den beri, yani son beş senedir ‘yüzde yüz’e kaymasını da ekleyebiliriz.
Bu durum “Umut Işığım”ın adımlarını sağlam atmasını sağlarken, aslında “Operasyon: Argo”nun son 1.5 ayda aldığı ivme rekabeti esas heyecanlı hale getiren oldu. ‘Eleştirmenlerin Seçimi Ödülleri’, ‘Altın Küre Ödülleri’, ‘Yapımcılar Birliği Ödülleri’, ‘Yönetmenler Birliği Ödülleri’ ve ‘BAFTA Ödülleri’nden zaferle ayrılan filmin, ‘En İyi Yönetmen’ dalında Oscar’a aday olmaması da şüphesiz bir soru işaretini beraberinde getiriyor.
Böylece yarışta sürekli Steven Spielberg gibi isimlere kafa tutmuş Weinstein Kardeşler’in altıncı galibiyet için kolları sıvadığı görülebiliyor. Peki ya “İngiliz Hasta” (“The English Patient”, 1996), “Aşık Shakespeare” (“Shakespeare in Love”, 1998) ve “Chicago” (2002) ile eski sistemde o zamanki şirketleri Miramax ile başarı yakalayan ikili, ödül töreninin Şubat ayına çekilmesini izleyen dönemde “Zoraki Kral” ve “Artist”in ardından TWC’nin (The Weinstein Company) altında üçte üç yapabilecek mi?
“Apollo 13” veya “Çarpışma”ya benzer bir durum gerçekleşecek mi?
Bana kalırsa da bu sene istatistikleri ‘Oscar içi’ rakamlara göre izlemek daha doğru olacak. Zira Altın Küre Ödülleri’nin öncesine çekilen aday açılanmasından beri ‘kendi ödülümüzü vereceğiz’ görüşünün hakimiyet kurduğu görülebiliyor. Bu bağlamda 2013 ödüllerinde alışılageldik durumlarla karşılaşmayabiliriz. “Çarpışma”nın (“Crash”, 2004) 2006’da Altın Küre’ye ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Yönetmen’de aday olmayıp, ‘Yapımcılar Birliği Ödülleri’ ve ‘Yönetmenler Birliği Ödülleri’nden galibiyetsiz ayrılarak zafere ulaştığını biliyoruz. Orada ‘üçüncü seçenek’ olarak görülürken bir anda “Brokeback Dağı” (“Brokeback Mountain”, 2005) ve “Münih”in (“Munich”, 2005) önüne geçen eserin yaşadığı benzer bir durumu “Umut Işığım” gerçekleştirebilir. İrade öyküsü tabanı da buna izin veriyor.
Zaten Akademi Ödülleri tarihinde şu ana kadar sadece “Bayan Daisy ve Şoförü”nün (“Driving Miss Daisy”, 1989), ‘En İyi Yönetmen’e aday olmadan geceyi galibiyetle tamamladığı görülebiliyor. Ancak onun da Altın Küre’de ‘Komedi/Müzikalde En İyi Film’ ödülünü alıp ‘En İyi Yönetmen’e aday olmamasının yanında ‘Yönetmenler Birliği’nde ilk beşe girmemesi ayrı bir not. Böylece bu istatistik rekabetteki her iki filme de yarıyor. Hatta O. Russell’ınkini daha bir öne çıkarıyor.
“Apollo 13”ün (1995) 1996’da ‘Yönetmenler Birliği Ödülü’ ve ‘Yapımcılar Birliği Ödülü’nü alıp Oscar’da ‘En İyi Yönetmen’e aday olmamasıyla ‘En İyi Kurgu’ ve ‘En İyi Ses’ ile yetindiğini de biliyoruz. Böylece ‘Dramada En İyi Film’ ve ‘En İyi Yönetmen’ dallarında Altın Küre’ye aday olan eserlerin Oscar’a ‘yönetmen’ dalında adaylık çıkarmazsa ulaşamadığı görülebiliyor. 1970’de “Bin Günlük Mutluluk”un (“Anne of Thousand Days”, 1969) iki ana dalda Altın Küre kazanıp “Operasyon: Argo”nun ‘yönetmensiz’ durumuna düştükten sonra ‘En İyi Kostüm Tasarımı’ zaferiyle kaldığı da bir başka detay.
“Operasyon: Argo”nun rüzgarı ne yöne esecek?
Bu bağlamda da aslında ödülleri ve Ortadoğu politikalarını yansıtan milliyetçi damarı arkasına alan bir filmin, “Operasyon: Argo”nun bununla ne yapacağı merak konusu. Zira Oscar sezonu bambaşka stratejilerden de oluşuyor. Arada “Zero Dark Thirty”nin Aralık sonunda senatörler tarafından işkenceyi yansıtış biçiminin gerçekliğiyle sorgulanıp şikayet mektuplarıyla devre dışı kalması, “Lincoln”ün ise geçen hafta oylamada kullandığı bireyler sebebiyle 150 senelik bir gerçekliği değiştirdiğinin iddia edilmesi de ‘dengeler’ adına önemliydi. Bu sayede Bigelow’un filmi önde giderken gerilere düştü. Spielberg’ün filmiyse bu yeni yaşanan olayla sarsılacak gibi gözüküyor.
Weinstein Kardeşler’in bu doğrultuda stratejilerinde son bir ayda gaza basması önem kazandı. Filmi geniş gösterime sokup beğeni oranını arttırmak, “Zoraki Kral” ve “Milyoner” gibi hasılat rakamını üç katına 100 milyon doların üzerine çıkarmak ve David O. Russell’ı bipolar bozukluğu olan (ya da manik depresif) çocuğuyla (ki filmde Bradley Cooper’ın canlandırdığı Pat karakteri de aynı hastalıktan mustarip) TV ekranına çıkararak ‘duygusallık’ı kullanmak başlı başına bir eylem planına benziyor. Bunların sonuçlarının nasıl olacağı ise merak konusu. 23 Ocak gecesi Bağımsız Ruh Ödülleri’nin (Independent Spirit Awards) planlı bir Weinstein zaferine dönüşmesi de bir anlamda son bir ayda “Lincoln” ve “Pi’nin Yaşamı”nın iki ana dalda ödülsüz kalması ve “Umut Işığım”ın komedi kategorilerinde kimi ödüllere ulaşmasıyla dengeleri tersine çevirecektir.
Dört oyuncu dalının tamamında adaylık, 31 senedir ilk kez çıkıyor
Buna istinaden istatistiksel bir başka plan daha devreye girecek. En son 1984’te dört oyuncu adaylığı, 1982’de ise dört oyuncu dalında adaylık çıkarırken, ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yönetmen’, ‘En İyi Senaryo’ ve ‘En İyi Kurgu’ kategorilerinde de yarışan bir film vardı. “Umut Işığım” ise birinden 29, diğerinden 31 sene sonra böyle bir rakam yakalamış gözüküyor. Dört oyuncu dalında gelen adaylığın göstergesi çok açık. Akademi tarihinde 17 kere gerçekleşen, ana kategorileri de arkasına alan ‘dört ve üzerinde oyuncu adaylığı’ durumunda film, yönetmen ve senaryo ödüllerinden en az birinin geldiği gözüküyor. Bunların ikisinin kazanılması ise daha yüksek bir yüzde. 1979’dan bu yana bu şartlar geçerli olduğunda en kötü ihtimalle ‘En İyi Yönetmen’ kategorisinde galibiyetin kaçınılmaz olduğunu da ekleyelim. Önceki yılların sinema-tiyatro ilişkisinin yakınlığı sebebiyle ‘oyunculuk’u daha fazla öne çıkardığını da göz önünde bulundurursak bu devirde böyle bir rakam gerçekten başarı. Filmin ‘En İyi Kurgu’ adaylığı avantajını arkasına alması ve bundan önce sadece dört filmin başardığı bu kategoride aday olmadan zafere ulaşma istatistiğini devre dışı bırakması da önemli bir adım anlamına geliyor.
Bunun yanında “Pi’nin Yaşamı” ve “Lincoln”ün her birinde adaylık almasına karşın ‘Yapımcılar Birliği’, ‘Yönetmenler Birliği’, ‘Altın Küre Ödülleri’, ‘Senaristler Birliği’ ve ‘Kurgucular Birliği’nde sıfır çekmesi de bu filmler nazarında belirgin bir geri çekilmeye yol açmış gözüküyor. Nihayetinde “Umut Işığım”-“Operasyon: Argo” çekişmesinde hangisi geceyi zaferle kapatırsa kapatsın küçük detaylar belirleyici olacak. Ya Weinstein Kardeşler son 1.5 ayki ödüllerde genelde ana dallara filmi sokamamanın pişmanlığını, ya da Warner Bros. ödüllere fazla güvenerek lobi faaliyeti yapmamanın şokunu adaylar açıklandığı zamanki gibi yaşayacak.
‘En İyi Yönetmen’de O. Russell favoriliğini sürdürüyor
Bu seneki ‘En İyi Yönetmen’ dalının favorisi David O. Russell’ın öznel bir karakter bakışına kayması ve sıçramalı kurgudan kamera dengesine kadar bunu bir ‘ruh’la tanımlamasıyla karakter dramasında gördüğümüz bir üslubu ‘sanatsal’ açıdan kabul ettirmesi de normal. Zira böylesi bir yaklaşım daha önce ödüllendirilmemişti. Ama yukarıda bahsettiğim duygusal yön de ağır basıyor elbette.
Bu bağlamda Steven Spielberg’in saygınlığı bir anlamda son bir ayda neredeyse sıfır ödül alması sebebiyle yerinde oturmasına yol açacak gibi gözüküyor. Ang Lee için de benzer bir durumdan söz edebiliriz. 85 yıllık Akademi tarihinde John Ford’un beşte dört, Frank Capra’nın altıda üç (ki tamamı ilk dört adaylıkta) ve William Wyler’ın 12’de üç ödüle ulaşarak en çok ödül alan yönetmenler olması da bir başka not. Bu kategoride eğer bir isim üç ödül çıkarırsa ya bunları kısa aralıklarla en başta yapıyor, ya da en sona kadar bekleyip duyulan saygıyla gelen adaylıklarla tadıyor. Spielberg’ün bu sene sekizinci adaylığına ulaşıp iki daldaki ödülünü üçe çekmesi ise bu bağlamda biraz zor gözüküyor. Zira Wyler dahi ancak 12. adaylığında üçüncü ödülüne ulaşabilmişti.
Michael Haneke’nin sürpriz at duruşuyla ve Sony Pictures Classics lobisiyle beklenmeyen ‘adaylık’ı daha belirgin şeylerle taçlandırma ihtimali ise bir kenara not edilmeli. Zira ikinci kez bir yabancı film hem ‘En İyi Film’ hem de ‘En İyi Yönetmen’ kategorisinde aday oluyor. Çokça gördüğümüz yabancı yönetmen adaylıklarından biri, böylece helkeciğe ulaşırsa şaşırmamak lazım. ‘En İyi Yönetmen’de O. Russell’ın favori olduğu, Haneke ve Lee’nin ise ona yaklaşma ihtimalinin ufukta gözüktüğü bir yarış bizi bekliyor. Lee’nin yönetmenliğinde birkaç üslup denemesi ve çarpıcı efekt/sinematografi kullanımıyla, Haneke’nin ise mesafeli melodram duygusunun ‘Amerikan’ haliyle etki yarattığı söylenebilir.
Oyuncu kategorilerinde ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ çekişmeli geçecek
Oyuncu dallarına bakınca özellikle beş aydır söylediğim Daniel Day-Lewis’in ‘En İyi Erkek Oyuncu’da süreç boyunca bir ‘silip süpürme’ durumu olduğu için o dala hiç girmeye gerek yok. ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’da belli ki Anne Hathaway koltuğunda ödülünün anons edilmesini bekleyecek. Ancak orada parantez içine Sally Field’ın adını da yazalım. ‘En İyi Kadın Oyuncu’da yine Toronto Film Festivali’nden beri söylediğim Jennifer Lawrence’ın favoriliği sürerken, Jessica Chastain’in onun yamacına yanaşmasını ve gecede 86. doğum gününü kutlayacak Emmanuelle Riva’nın sürpriz ihtimalini görmezden gelemeyiz.
‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ ise 85. Oscar Ödülleri’nin en çekişmeli kategorilerinden biri gibi gözüküyor. Philip Seymour Hoffman’ın ilk üç ayda favori götürdüğü yarış Tommy Lee Jones’un makyajlı tarihi tiplemesiyle Aralık’tan itibaren başka bir ivme kazandı. Ancak 70. Altın Küre Ödülleri’nde Christoph Waltz’un Leonardo DiCaprio’nun adaylıklarına mal olan sürpriz ödülü bir şeyleri değiştirdi orası kesin. Şimdi ise Oscarlı bu üç oyuncu bir çekişmenin içine girdi. Esas belirsizlik ise Hoffman’ın Eleştirmenlerin Seçimi Ödülü’nün mü, Tommy Lee Jones’un Oyuncular Birliği Ödülü’nün mü, yoksa Waltz’un Altın Küre zaferinin mi belirleyici olacağı detayında devreye giriyor. Bana kalırsa o ödüle kadar iddiası olan Hoffman sonrasında biraz geriye itilmiş gibi gözüküyor. Waltz-Jones çekişmesinde ise Weinstein ve rol süresi faktörüyle bunlardan birincisi öne çıkıyor. Ama Jones alırsa da şaşırmamak lazım.
‘En İyi Uyarlama Senaryo’ yarış için belirleyici olacak
‘En İyi Özgün Senaryo’da Tarantino’nun “Zincirsiz” (“Django Unchained”) ile son dönemde aldığı ödüllerle bir iddia ortaya koyduğu kesin. Filmin de alternatif ve beyaz Amerikalılara sataşan tarih vurgusu, ironisiyle dikkat çekti. Ama Haneke’nin “Aşk”ının (“Amour”) çok sevilen kırılgan karakterlerle 80 yaş üstü kaosunu duygusallaştırması, “Zero Dark Thirty”nin ise son düzlükte ‘Senaristler Birliği Ödülü’ne ulaşması bazı dengeleri değiştirebilir.
“Operasyon: Argo”, “Umut Işığım” ve “Lincoln”ü öne çıkaracak gibi gözüken ‘En İyi Uyarlama Senaryo’da ise bunlardan üçüncüsü yukarıda sözünü ettiğim ‘sorgulama’dan dolayı biraz dışarıda kaldı. “Operasyon: Argo”nun zeki bir kovalamaca mizansenini bir metafilm casusluk geriliminin içine sokarak milliyetçiliği ‘hınzır’ca yapması bu fikrin mükafatlandırılmasını sağlayabilir. “Umut Işığım”ın uyarlama becerisi ise aileye, sorunlu karakterlere yetkin diyaloglarla yaklaşımı da arkasına alarak araya sızabilir. Ancak bu dal daha ziyade yukarıda sözünü ettiğim ‘film, yönetmen, dört ve üzeri oyuncu, senaryo, kurgu’ adaylığı ile oluşan tablo açısından önemli. Zira bu istatistiği yakalayan eserlerin, ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi Senaryo’ ödüllerinden en az birine ulaştığını görebiliyoruz. Eğer “Umut Işığım” alırsa iki ana dal için şansını azaltırken, “Operasyon: Argo” kazanırsa David O. Russell’ın ‘En İyi Yönetmen’ kategorisindeki ödülü neredeyse garantilenir. ‘En İyi Film’deki çekişme ise baki kalır gibi gözüküyor.
Roger Deakins ile Thomas Newman’ın durumu ne olacak?
Teknik dallara geçtiğimizde ilk olarak ‘En İyi Görüntü Yönetimi’ ve ‘En İyi Müzik’ dallarında ilginç bir durumla yüzleşebiliyoruz. Daha önce 10 kez aday olan usta görüntü yönetmeni Roger Deakins ile dokuz kez adaylık sevinci kursağında kalan Thomas Newman, “Skyfall”la aynı durumu yaşayacaklar mı peki? Bana kalırsa “Hugo”dan (2011) sonra “Pi’nin Yaşamı”nın üç boyutlu sinematografisinden etkilenen Akademi, ikinci adaylığında Claudio Miranda’yı Deakins’in üzerine koyacak.
‘En İyi Müzik’te de akılda kalıcı ezgileriyle yine “Pi’nin Yaşamı” iddialı. Ama o kategoride Thomas Newman’ın şansı Deakins’e göre daha yüksek gibi gözüküyor. Filmin bunun yanına yine garanti bir ‘En İyi Görsel Efekt’ ödülünü eklemesi de şaşırtmaz.
‘Yabancı Dilde En İyi Film’ ve ‘En İyi Şarkı’ banko dallar
Bunun yanında ‘En İyi Sanat Yönetimi’ ve ‘En İyi Kostüm Tasarımı’ dallarında Joe Wright’ın sırası gelen ekipleri “Anna Karenina” (2012) ile galip gelecek gibi gözükürken, bunlardan birincisinde “Sefiller”, ikincisinde “Pamuk Prenses’in Maceraları” (“Mirror Mirror”, 2012) rekabet oluşturmaya çalışacak. ‘En İyi Ses Miksajı’nda “Sefiller”in ‘canlı kayıt müzikal’i yıllar sonra geri getirmesiyle görmezden gelinmesi zor gibiyken ‘En İyi Ses Kurgusu’nda “Pi’nin Yaşamı”-“Skyfall” çekişmesi yaşanacak gibi gözüküyor. Bana kalırsa da ilk aşamada bunlardan birincisi öne çıkıyor.
‘En İyi Kurgu’da William Goldenberg, iki filmi “Operasyon: Argo” ve “Zero Dark Thirty” ile kendiyle yarışacak. ‘Kurgucular Birliği Ödülü’ne ulaşan “Operasyon: Argo” önde. ‘En İyi Makyaj’da ise “Hobbit: Beklenmedik Yolculuk” (“The Hobbit: An Expected Journey”, 2012) ile “Sefiller” arasındaki yarışta sanki bunlardan ikincisi ‘Anne Hathaway’ karakterinin dönüşümünün sevilmesini de göz önünde bulundurursak burun farkıyla iddiasını ortaya koyuyor.
Adele’in Skyfall’u ‘En İyi Şarkı’ kategorisini çekişmesiz hale getirirken, gecenin bir diğer sürprizsiz dalı Avusturya’dan “Aşk”ın (“Amour”) hakimiyetinde geçecek ‘Yabancı Dilde En İyi Film’. ‘En İyi Animasyon’da ise iki Disney filmi kapışacak. Pixar’ın “Cesur”u (“Brave”) Altın Küre ve BAFTA zaferleriyle öne çıkarken “Oyunbozan Ralph” (“Wreck-It Ralph”, 2012) da onun bileğini Annie Ödülleri ve Yapımcılar Birliği Ödülü ile bükmeye çalışacak. Bu son iki ödülün genelde belirleyici olmaması “Cesur”u iddialı kılıyor. Elbette yazı boyunca bahsettiğim bütün görüşlerin film kalitesini göz önünde bulundurmadan yapılmış tahminler olduğunu da son bir not olarak eklemeliyim.
Kerem Akça’ya göre ödülleri alacaklar:
En İyi Film: Umut Işığım (Silver Linings Playbook)
En İyi Yönetmen: David O. Russell (Umut Işığım)
En İyi Erkek Oyuncu: Daniel Day-Lewis (Lincoln)
En İyi Kadın Oyuncu: Jennifer Lawrence (Umut Işığım)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz (Zincirsiz / Django Unchained)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Anne Hathaway (Sefiller / Les Misérables)
En İyi Uyarlama Senaryo: Operasyon: Argo (Argo)
En İyi Özgün Senaryo: Zincirsiz
En İyi Müzik: Pi’nin Yaşamı (Life of Pi)
En İyi Görüntü Yönetimi: Pi’nin Yaşamı
En İyi Kurgu: Operasyon: Argo
En İyi Sanat Yönetimi: Anna Karenina
En İyi Ses Miksajı: Sefiller
En İyi Ses Kurgusu: Pi’nin Yaşamı
En İyi Kostüm Tasarımı: Anna Karenina
En İyi Makyaj: Sefiller
En İyi Görsel Efekt: Pi’nin Yaşamı
Yabancı Dilde En İyi Film: Aşk (Amour)
En İyi Animasyon: Cesur (Brave)
En İyi Şarkı: Adele - Skyfall
Kerem Akça’ya göre ödülleri hak edenler:
En İyi Film: Düşler Diyarı (Beasts of the Southern Wild)
En İyi Yönetmen: Düşler Diyarı
En İyi Erkek Oyuncu: Joaquin Phoenix (The Master)
En İyi Kadın Oyuncu: Jennifer Lawrence (Umut Işığım)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Philip Seymour Hoffman (The Master)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Helen Hunt (Aşk Seansları / The Sessions)
En İyi Uyarlama Senaryo: Düşler Diyarı
En İyi Özgün Senaryo: Moonrise Kingdom
En İyi Müzik: Anna Karenina
En İyi Görüntü Yönetimi: Anna Karenina
En İyi Kurgu: Operasyon: Argo
En İyi Sanat Yönetimi: Anna Karenina
En İyi Ses Miksajı: Sefiller
En İyi Ses Kurgusu: Skyfall
En İyi Kostüm Tasarımı: Pamuk Prenses’in Maceraları (Mirror Mirror)
En İyi Makyaj: Hobbit: Beklenmedik Yolculuk (The Hobbit: An Unpected Journey)
En İyi Görsel Efekt: Pi’nin Yaşamı
Yabancı Dilde En İyi Film: Aşk (Amour)
En İyi Animasyon: Oyunbozan Ralph (Wreck-It Ralph)
En İyi Şarkı: Adele - Skyfall