Tek kelime yeter…
Leenane'in Güzellik Kraliçesi, Yastık Adam ve Yalnız Batı gibi oyunlarıyla mest eden Martin McDonagh, şimdi de İstanbul Devlet Tiyatroları sahnesinde, seyircisine selam veriyor…
BETÜL MEMİŞ / memisbetul@gmail.com
“Tek kelime yeter; ama ya insan, o kelimeyi bulamazsa?” diyor, 1882-1941 yılları arasında yaşamış, sonrasında ceplerine taşlar doldurarak, Ouse nehrine atlayıp intihar eden feminist yazar, romancı ve eleştirmen Virginia Woolf… Fona da en temizinden, Alman akustik müzik topluluğu, kuzey efsanelerinden yola çıkarak oluşturdukları albümleriyle dinleyenlerini mest eden Neun Welten’i yerleştiriyorum; galiba şimdi daha güzeliz! Bugün, hissikablelvuku algısında bir yazar ve onun, kıvamında bir oyunuyla huzurlarınızdayım… Çağdaş tiyatronun harika adamlarından biri olarak nitelendirilen, benim de ‘Leenane’in Güzellik Kraliçesi’, ‘Yastık Adam’ ve ‘Yalnız Batı’ adlı oyunlarıyla hafıza dehlizlerimi şereflendirdiğim Martin McDonagh; ‘Inishmorelu Yüzbaşı’ adlı oyunuyla İstanbul Devlet Tiyatroları sahnesinde.
INISHMORELU YÜZBAŞI DEVLET TİYATROLARI’NDA
Eser, ‘Inishmaan’ın Sakatı’ ve ‘Inisheer’in Ölüm Perileri’ adlı Aran Adaları Üçlemesi’nin ikincisi. Naçizane fikrim, oyun yarattığı mana dünyasıyla; son birkaç yıldır, Devlet Tiyatroları’nda seyreylediğim en nihilist, en kanlı ve en eğlenceli hikâyelerden biri. Zira McDonagh kafası, Devlet Tiyatroları yönetim kadrajının çok daha ötesinde; bu nedenle de biraz şaşırdım… Bu şaşkınlığın vermiş olduğu heyecanla da, naçizane bir izlek olarak, yönetim kadrosunu kutluyorum. ‘In-yer-face’ türünün önemli bir örneği olarak lanse edilen oyun, seyredilip de görülesi türden! McDonagh’ın bir de beyazperde mesaisi var. Sinema kariyeri, yazıp, yönettiği Six Shoote ile başlamış, bu kısa filmle 2005 yılında, Oscar kazanmış. Yazar ve yönetmenliğini yaptığı diğer filmler ise; 2008’de, In Bruges / Brüj’da ve 2012’de, Seven Psychopaths / Yedi Psikopat.
Metin ve sahneleme açısından zor bir oyun olmasına karşın, ustalıklarını konuşturan (dilimize çeviren) Mehmet Ergen ve (yönetmen) Murat Karasu’yu tebrik ediyorum. Yönetmen yardımcılığını İlkay Akdağlı’nın üstlendiği oyunun, gelelim perde arkasındaki emekçilerine; dekor tasarımı Ethem Özbora, giysi tasarımı Yıldız İpeklioğlu, ışık tasarımı Akın Yılmaz ve müziklerde ise O. Enes Kuzu’nun imzası bulunuyor.
Oyunun, alkışları ayakta hak eden oyunculuklarında ise; Cengiz Baykal, Engin Şahin, Reha Özcan, Deniz Elmas, Hakan Şahin, Can Öztopçu, İlkay Akdağlı ve Orkun Gülşen. (Es notu: Oyunun müzikleri ve Reha Özcan’ın oyunculuğuna bayıldım. Özcan’ın, Deli Padraic performansı, gözlere şenlik, algılara şölen niteliğindeydi.)
İtiraf etmeliyim ki, oyunun konusu, (ilk perdenin girişinde) beni biraz septik ve pesimist düşüncelere saldı; zira yaratılan nihilist ve kara mizahı, biraz alaycı buldum. Bu haleti ruhiyemi de, Türkiye’deki siyasi konjonktüre(me) veriyorum. Tabii ki en adamlarım, Nietzsche ve Schopenhauer’e her daim saygılar, o ayrı…
KEDİDİR KEDİ DİYELİM, HUZURUMUZ KAÇMASIN
Yönetmen Murat Karasu: “Oyunda, tüm cinayetler, bir kedi yüzünden işleniyor. Saçma, komik, trajik! ‘Kedimi öldürdünüz, hayatımı mahvettiniz, o zaman siz de öleceksiniz!’diyor kahramanımız ve bulunan gerekçeye uygun olarak kan gövdeyi götürüyor… Eğlenceli, şaşırtıcı, rahatsız edici… Peki ‘kedi’ sözcüğünün yerine ‘namus’, ‘töre’, ‘vatan’ gibi bizce daha kutsal anlamlar yüklenmiş sözcükleri koyduğumuzda, tüm cinayetler, şiddet, terör meşrulaşmış mı oluyor? Cinayet, kan dökme haklı ve makul bir gerekçeye mi kavuşmuş oluyor o zaman, düşünmeli bunu… Çayımızı, kahvemizi yudumlayıp, ayaklarımızı uzatarak seyrederken patlayan silahları, akan kanı, o namluların bir gün bize de çevrilebileceğini görmemek yaşadığımız ya da bize yaşatılan körleşmenin, en açık göstergesi değil mi? Neyse, biz yine de ‘kedidir kedi’ diyelim de durduk yerde huzurumuz kaçmasın…” diyor ve bence oyunun, neden bu denli iyi kotarıldığının göstergesi gibi, bu sözleri de.
NEDENİ UNUTULMUŞ BİR ŞİDDETİN KARA KOMEDİSİ
İrlanda’da herkesin unuttuğu bir köyde geçen oyun, IRA’dan ayrılıp, iki kişilik bir fraksiyonun üyesinden biri / örgüt lideri Deli Padraic’in kedisi Arap’ın, gizemli bir şekilde öldürülmesiyle başlıyor. Bu ölüm de, bireyler ve örgütler arası, kanlı bir çatışmanın fitilini ateşliyor. Örgüt ve militanları, onlara inananlar ve hiçbir ilgisi olmayanlar, bağımsızlık ve bu kavramları-durumları lehine kullananlar ve tüm bunların ortasında aşk, kedi, kaos ve ölüm… Ortaya çıkan mücadele hallerini, ti’ye alan yazar, ‘bir kedi yüzünden kaç hayat harcanır’ demeyin diyor sanki ve sahneyi kan gölüne çeviriyor… “Ölümlerin ve öldürmelerin, hayata karışıp sıradanlaştığı bir coğrafyada yaşanan, nedeni unutulmuş bir şiddetin kara komedisi” tanımının hakkını sonuna kadar veren oyun, nihilizm düşüncesini, en olurundan sahneye taşıyor. Tüm tanımlarla ve kurallarla kendince dalgasını geçen oyun, anlatımından sahnelenişine değin, Tarantino filmlerini aratmayan replikler ve maceraya sahip…
LONDRA TİYATROLARINI SIKICI BULAN
Kimdir bu McDonagh diyenlere gelsin: 1970 yılında, İrlanda’da doğan yazar, yönetmen ve senarist, Britanyalı çağdaş oyun yazarlarının en başarılı temsilcilerinden birisi olarak kabul ediliyor. 16 yaşında okulu terk eden McDonagh, 5 yıl radyo oyunları yazmış. Avustralya’da bir radyo kanalı tarafından kabul edilene kadar yazdıkları sürekli ret cevabı almış. İlk oyunu Leenane’in Güzellik Kraliçesi’ni, 8 günde yazmış. Zaten bunu ilk öğrendiğimde McDonagh’ın huzurunda saygıyla eğilmek istedim. (Leenane’yı seyretmediyseniz, bilahare yakalarsınız niyetine!) Oyun, yazar 27 yaşındayken, Londra’da, 97 yılında, Town Hall Theatre’de, ilk kez sahnelenmiş ve ardından İrlanda’da turneye çıkmış. Londra tiyatrolarını haddinden fazla ‘sıkıcı’ bulan yazarın favorisi ise, David Mamet’in küçük hırsızların dünyasını anlattığı Amerikan Buffalo adlı oyunu. David Lynch, Martin Scorsese, Terence Malick ve Quentin Tarantino gibi yönetmenlerin filmlerinden etkilendiğini deklare eden McDonagh, John Millington Synge ve Sean O’Casey gibi 20. yüzyılın en tanınmış oyun yazarlarıyla sık sık karşılaştırılmasına rağmen, klasik İngiliz ve İrlanda Tiyatrosu hakkında derin bir bilgiye sahip değilmiş.
Şimdilik benden bu kadar! Ben, yavaştan Muğla, Fethiye keşfine kayarken, oyunu seyretmek isteyenlere de programı veriyorum: 12-13-14-15 Mart, saat 20.00’de, 16 Mart Cumartesi, saat 15.00 ve 20.00’de, Cevahir Sahnesi’nde. Biletler 10 ve 4 TL. Bilgi için: www.istdt.gov.tr / 0212 380 12 38