İnternet edebiyattan uzaklaştırıyor
Ümran Avcı ile Edebiyat Söyleşileri'nin bu haftaki konuğu "Bir Dijital Kara Ütopya / İkibinseksendört" romanının yazarı Selim Erdoğan...
Ümran Avcı - uavci@htgazete.com.tr
Fotoğraf: Sinan Bilgenoğlu
Selim Erdoğan, Ankara Üniversitesi Siyasal Fakültesi’ni bitirdikten sonra İTÜ’de yüksek lisans yaptı. Özel ilgi alanı olan matematik, fizik, bilinç ve kognitif bilimi bir diğer tutkusu olan yazıyla birleştirince ortaya iki kitap çıktı. “Denizaltı Vadisi”nden sonra kaleme aldığı son romanı “Bir Dijital Kara Ütopya / İkibinseksendört”, okuru hayatımızın röntgenini çeken internetin bilinç kazandığı bir dünyaya götürüyor. Selim Erdoğan ile George Orwell’in ünlü romanı "1984"e gönderme yaparak yazdığı romanını, internetin geleceğini ve edebiyatı konuştuk…
-Yazı hayatınızdan başlayalım önce. Sıkı bir eğitimden sonra Sermaye Piyasası Kurulu’nda başlayan ve özel sektörde devam eden yaşamınıza yazarlık kariyerini eklediniz…
Üniversite yıllarımdan itibaren sürekli bir şeyler karalıyordum. Yalnızca arkadaş çevremin bildiği daha çok mizah yazıları ve gerilim öyküleriydi bunlar. Kitap yazmaya ise bir yaz günü Heybeliada’da papaz okulu manzaralı odada karar verdim. Doksanlı yılların sonunda internetin ağ gibi üssel bir gelişim sergilemesi neden oldu buna. Fizik, matematik, bilinç, kişisel ilgi alanımdı. İnternettin dönüştüğü her hangi başka bir alandaki her bir birimin, insan beynindeki nöronlar gibi davranması sonucu bir tür bilinç ortaya çıkar mı, bu nasıl bir şey olur ve dünyayı neye dönüştürürle ilgili yazılı metin hatırlamıyordum. O fikir beni heyecanlandırdı ve çok ciddi bir okuma yaptım. Onlarca makaleyi indirdim internetten. Bu konuda yazılmış popüler değil akademik makaleler üzerinde ciddi bir araştırma yaptım. Bu tür iyi yazılmış karanlık atmosferi olan kitapları her nedense severim. Ama içinde felsefe derinliği bir derinliği olan gerilim tarzı yazılmış, karanlık atmosferli kitaplar her nedense hoşuma gider. Sonuçta yaptığım araştırmalardan bu roman çıktı ortaya.
- Ve internet üzerinden bir distopya çıktı ortaya. Sonu kara bir senaryo mu görüyorsunuz gerçekten?
Evet ama bu bir öngörü değil. Tarihin yasalara dayandığını düşünmüyorum. Ama şöyle bir şey olduğunu da görüyorum. İnternet denen şeyi kullandıkça, masa üstü veya mobil cihazlar üzerinden yaptığınız her şey, mesajlar, alış verişler hatta google’de yaptığınız araştırmalar bütün bunların hepsi bir yerlerde birikiyor. Hatta google bunu satmakla suçlanıyor. Amerikan Ulusal Güvenlik Örgütü’nün bu tür bilgileri topladığı ileri sürülüyor. Bu bilgiler kişisel eğilimlerdir. Kişinin psikolojisiyle de ilgili bir profil de çıkarıyor data toplayıcıları için. Tüketim eğilimlerinizi gösteriyor. Bilgisayar teknolojisi her bir bireyi tek tek tanıyabilir, onlar için üretebilir. Yaptınız her araştırmada iz bırakıyorsunuz. Gittiğiniz her yerde bilgisayara dönüşmüş olan cep telefonu nerede olduğunuzu biliyor, nerede olduğunuzu bir yerlere bildiriyor sürekli. Bu bir anlamda güzel bir şey çünkü insanları iletişim halinde tutuyor. Bir yandan da korkutucu bir şey; çünkü sizi bir şey izliyor. Sizi izleyen kitaptaki gibi Eliza değil, bilinçli bir şey değil ama bir takım birimlerde daha çok da arama motorlarında bu bilgiler birikiyor.
- Çok karanlık bir tablo, içim daraldı
Gülüyor) İnternet böyle bir bilince evrilirse korkunç bir şey olabilir evet. Sürekli ne yaptığınızın bilindiği bir dünya. George Orwell’in dünyasından – orada sadece tele ekranlar vardı evlerde - Burada ise tele ekranlar her yerde. Cebinizde hatta. Bütün bunlardan bilinçli olarak da soyutlanamıyorsunuz çünkü en küçük bir bankacılık işlemi yapmak için bile buna ihtiyaç duyuyorsunuz. Kurtulmanız isteğinize bağlı değil. İnternetin bireysellik veya kişisel gizlilikle ilgili bir problemi var. Bunu ihlal ediyor ama biz bunu biraz da gönüllü yapıyoruz. Gönüllü yapmak zorundayız çünkü yaşamak için içine girmek zorundasınız, o da sizin kişisel gizliliğinizi ihlal ediyor.
- Kitapta yanıtını aradığınız soruyu ben size yöneltmek istiyorum. İnternet global bilinç yaratır mı? İnternetin veya dünyadaki network toplamının tekil bir bilinç oluşturması beklenebilir mi?
Öyle bir argüman var. Kitaptaki bilim adamlarından biri böyle bir şey olamayacağını söylüyor. Bir diğeri de ‘hayır olabilir’ diyor. Benim kişisel görüşüm aslında bunun bir anlamda bilinemeyeceği. Çünkü karşınızdaki varlığın gerçekten bir bilincinin olup olmadığını, felsefi olarak böyle bir şeyi asla ispatlayamazsınız. İnsan bir rüya görüp görmediğini bile ispatlayamaz. Bir makine bilinci, bir takım bilgisayarları, nöronlar gibi davrandırarak ya da mikroçipleri beyindeki nöronlar gibi davrandırarak bir bilinç yaratma fikrinin mümkün olmadığını düşünüyorum.
- Bir saptama daha var ki, internetin insanlık tarihinde “insanlığın ortak malı” nitelemesini en çok hak eden oluşum olduğu vurgulanıyor.
Evet. Bunda gerçekten bir doğruluk payı var. İnternet denen şey sadece kablolarla birbirine bağlanmış olan şeyler değil. Onun çok çok ötesinde, korkunç bir bilgi birikimi ve bu bilgi birikimine herkes giriyor. Çok klişe bir laf ama dünyayı hakikaten küçülttü. Son Gezi olaylarında mesela bir duran adam eyleminden sonra birden New York’ta ve Londra’da da insanlar durmaya başladılar.
BİLİM KURGU VE POLİSEYE YAZMAK YORUCU
- Romanda internet dünyasında insanlar kimliklerini gizliyorlar. Oysa edebiyat gerçekte maskeleri düşüren ve kendisiyle yüzleştiren bir şey.
Edebiyatın bazı kollarının kendisiyle yüzleştirme gibi bir gerçekliği var. Bir şey yazarken kaçınılmaz olarak yazdığınız güne kadar beslendiğiniz deneyimlediğiniz şeyleri dışarı çıkarıyorsunuz. Bu da bir tür kendinizle yüzleşmektir. Yazmanın elbette psikoterapik bir etkisi de var. Sonuçta bugüne kadar okuduğunuz, izlediğiniz, izlenilmediğiniz bir sürü şey var. Bunlar bir kap içerisinde harmonize oluyorlar ve siz onu dışarı döküyorsunuz. Elbette bütün bunları aktarmaya ihtiyacınız olduğu için yazıyorsunuz. Psikoterapik etkisi de bu anlamda zaten. Ama yorucu bir tarafı da var. Özellikle benim yazdığım türde - ki bilim kurgu özelliği var, kara ütopya, macera, biraz polisiye bu türde benim yazdığım – oldukça yorucu. Bu kurguyu yaparken, bu olay örgüsü karmaşıklaştıkça çok fazla öge oldukça, bunları çelişkisiz bir şekilde ve gerilimi düşürmeden bir yere getirmek gerekiyor. Bu aslında bir müzik eseri kompoze etmek gibi bir şey. Bu anlamda yorucu bir şey. Hikaye yazmak gibi değil roman yazmak.
- Dijital ortam insanları edebiyattan uzaklaştırıyor mu?
Kesinlikle uzaklaştırıyor. Okumadan da uzaklaştırıyor. Sadık bir müzik dinleyicisiyseniz sadık müzik dinleyiciliğinden de uzaklaştırıyor. Çünkü o kadar kolay ulaşıyorsunuz ki böyle şeylere. Dikkatinizi bir kitaba, Tolstoy’un Anna Karaninası’na, onun bin küsur sayfalık kitabına vermeniz hakikaten zor. Çünkü çok daha kolay ulaşabildiğiniz milyonlarca medya var. Çok daha kolay tüketilebilen şeyler bunlar. Herhangi bir filme birkaç dakikada ulaşabiliyorsunuz. Kolay medya, roman türü dikkat gerektiren, belli bir hacimdeki belli bir alana uzun süre dikkat gerektiren eylemleri kolay medya tahrip ediyor.