"Osmanlı'nın bütün çaresizliği bu kitapta görülüyor"
Murat Bardakçı, Habertürk'ten Kübra Par'a konuştu
KÜBRA PAR / HT GAZETE
FOTOĞRAFLAR: ECE OĞULTÜRK
Murat Bardakçı ile yeni kitabını, programda altı yıldır değiştirmediği ceketini, o kadar şeyi nasıl öğrendiğini ve huysuzluklarını konuştuk
Murat Bardakçı yeni bir kitap daha çıkarttı; Mahmud Şevket Paşa’nın Sadaret Günlüğü. Kitap dil bakımından Osmanlıca bilmeyen okurların kolayca anlayacağı türden değil, daha çok tarihçilere hitap ediyor. Buna rağmen ilk baskısı hemen tükendi. Kitabın bu kadar sevilmesinin alametifarikasını merak ettim, Habertürk’ün onuncu katındaki odasına çıkıp konuşayım dedim. Bardakçı’yla röportaj yapacağımı duyan yazı işleri ekibinin yüzünde hınzır bir gülümseme belirdi. “Demek bu seferki kurban sensin! Dikkat et çok huysuzdur, bol bol azarlayacak” dediler. Açıkçası korktuğum gibi olmadı, sadece dört buçuk saat sürdü sohbetimiz! Fotoğraf çekimini hiç anlatmayayım. Yan odadaki Fatih Altaylı yardıma koşmasa haraptı halimiz!
Murat Bey siz çok şey biliyorsunuz. İnsan bu kadar şeyi nereden öğrenir?
Bildiklerimi kitaplardan öğrenmedim, eski neslin arasında yetiştim. Çocukluğumda evde Sultan Abdülhamid’den de söz edilirdi çünkü görmüş, yaşamışlar. 31 Mart İsyanı’nı anneannemden dinledim.
Arşivlerinizi o son nesilden mi topladınız?
Hayır hanımefendi! Ben belgeyi seçtim. Belli bir kalitenin altına hiç düşmedim. Şahbaba adlı kitabımda Vahideddin’i yazdıktan sonra yayınlarımda çok seçici olmak zorunda kaldım. Dolayısıyla ortalığa belge avcılığına falan çıkmadım hiç
Evde raflar dolusu arşiviniz vardır herhalde!
Yok, evdeki arşivim küçük bir dolabı bile doldurmayacak kadar az. İşi biten evrakı tutmam, resmî bir arşive hediye ederim.
Sizden sonra kimse o konuda yazmasın diye mi?
Hayır, hem artık işime yaramayacağı hem de kullanmadığım bazı özel ifadeleri başkaları menfaatleri için kullanmasınlar diye. “Sansürledi” diyorlar ya, evet mecburen sansürlüyorum.
Niye sansürlüyorsunuz?
Canı azizim öyle istediği için! Şaka bir tarafa, mecbursunuz... Zira hem özel hayata giren ifadeler var, hem de tarih Türkiye’de ideoloji oldu. Bu çok kötü bir şeydir. Bazı çevreler bu belgeleri kendi görüşleri doğrultusunda kullanıyorlar.
Tarihçinin evrakı sansürleme hakkı var mı?
Tabii ki var. Dış yayınlarda her şey yayınlanıyor mu zannediyorsunuz? İngiliz arşivi dünyanın en zengin arşividir ama belli dönemleri açmazlar. Türkiye ile ilgili bazı bölümler de hâlâ kapalıdır. Kennedy suikastı belgeleri de açılmadı.
Türkiye ile ilgili hangi dönem kapalı?
Onu sorma!
"FATİH AKIN'IN FİLMİ YASAKLANMAMALI"
Kendi arşivimizde açmadığımız bir dönem var mı?
var mı? Hayır, bizde yok. Topkapı Sarayı’nın 400 senelik arşivi 2 sene önce tasnif edilmeye başlandı. Bir de kraldan çok kralcı olan arşiv yöneticileri var. Bazı belgeleri çıkarttırmadılar. Ermeni konusundaki belgeler mesela... Ortaya çıkarsa Türkiye bunun altından kalkamaz mantığıyla kendi başlarına kapattırdılar. Ama resmi bir yasak yoktur. 1915 konusunda çok başımız ağrıyacak bizim. Arşivler açılsa bile bir şey yapamayız artık. 1915’in artık hem siyasi, hem ticari boyutu var.
Fatih Akın’ın bu konudaki filmi The Cut’ın Türkiye’de yasaklanma tartışmalarına ne diyorsunuz?
Bir filmden devlet zarar görmez. Gösterilsin. Niye korkuyoruz ki? Tuhaflık kendi halkımızdan gizlememiz. Bütün dünya seyrediyor zaten. Ben hiçbir zaman yasakçı zihniyette olmadım. Talat Paşa’nın Ermeni evrakını da ben yayınladım. Tehcirin soykırım olmadığına inanıyorum. Yaşanmaması gereken çok acı olaylar olmuştur ama devletin kendini koruma refleksidir.
‘İNKILÂP TARİHÇİLERİNİN ALDIKLARI PARA HARAM’
İnkılâp tarihçilerini neden sevmiyorsunuz?
Hepsini değil, iş yapmayanlarını. Çoğunun mesleğe başlamalarından bugüne kadar aldıkları para haramdır. İnkılâp tarihi dediğiniz Cumhuriyet tarihidir. Geçmişi 1920’ye kadar uzanır. Harf inkılâbı 1928’de yapılmıştır. Bu aradaki 8 seneyi okumaktan acizdirler. Kalıcı hiçbir şey yapmamışlardır. Övünmek gibi olacak ama Vahideddin’i, Misak-ı Milli’yi, Mustafa Kemal’in 19 Mayıs evrakını, Mahmud Şevket Paşa’yı ben yayınladıysam bu adamlar ne iş yapıyor?
Fazla ağır eleştirmiyor musunuz? Birinci Meclis’te muhalefet ve 1920’ler üzerine pek çok araştırma yazıldı...
Gazete arşivlerinden ve zabıtlardan tarih yazılmaz. Tarih belgelerle yazılır, belge arşivde olur. Cumhuriyet arşivi daha tasnif edilmedi doğru dürüst. Ama aralarında sevdiğim arkadaşlarım yok değil.
Kimleri seviyorsunuz?
Sorma, isim söylemem
‘İKİ GÜZEL HANIM ARASINDA AYRIM YAPMAM!’
“Gazetecilik işim, tarih hobim” diyorsunuz. Küçümsüyor musunuz tarihçi olmayı?
Ne alakası var canım! Gazeteciyim ben. Tarihçilik başka bir şeydir.
Programa Pelin Batu mu Nurhan Hoca mı daha iyi gitti?
Güzel hanımlar arasında ayrım yapmam! İkisine de baktığınız vakit güzelliklerinden gözleriniz kamaşır. (Kahkahalar) Nurhan Hoca konusunda son derece saygın, dünya çapında bir bilim kadını. Hem de sempatik...
Pelin kızmasın sonra bu dediğinize?
Niye kızsın ki? Güzel dedik, daha ne!
6 SENEDİR AYNI CEKET
Basının bugünkü haliyle sizin içine doğduğunuz hali arasındaki fark ne?
Basın aynı ama bazı gazetecilerde eski kalite yok. Bugün şikâyet ettiğimiz konular eskiden de vardı. Sansür de vardı ama her zaman gazeteciler değil patronlar teslim oldu.
Bu kadar yandaş var mıydı?
Daha çok vardı ama yandaşlığı kaliteli yaparlardı.
Programınızda sürekli aynı kahverengi ceketi giyiyorsunuz. O ceketin bir sırrı mı var? Televizyonlarda böyle pejmürde bir ceket giyen başka kimse yok!
Keten ütüsüz olur! Ütülü keten görgüsüzlüktür. Artist değilim ki sürekli değiştireyim. Burada askıda duruyor, gece 11 olunca giyinip iniyorum programa. Ayrıca o kadar da eski değil, 6 senelik.
EL YAZMASI NOTA TOPLARIM
Müzikle ilgili bilgilerinizi nereden öğrendiniz?
Çok iyi hocalarım vardı, öldü gitti hepsi. Nota arşivim zengindir, el yazması nota toplarım.
Farsça’yı nasıl öğrendiniz?
Hobimdi. Önce Abdülbaki Gölpınarlı hocayla çalıştım. Sonra da gazeteci olarak İran’da kaldım.
Mısır’da da kalmışsınız...
5 yıl kaldım. O da gazetecilikti. Türk basınının Ortadoğu’daki ilk bürosunu ben açmıştım.
‘TÜRK’ÜM DEMEK AYIP OLDU’
Erhan Afyoncu ile programda bazen ırkçı çıkışlar yapıyorsunuz. Faşist bir tarafınız var mı?
Bu memlekette maalesef Türküm demek ayıp oldu. Ben o ayıbı işliyorum
Kendinizi Doğulu mu hissediyorsunuz Batılı mı?
İstanbulluyum ben. İstanbul’da ikisi de vardır. Çocukluğumda evde Fransızca da konuşulurdu, Fuzuli divanı da okunurdu.
Doğu Batı meselesine gelmişken, programda çok sesli çağdaş Türk müziği grubu Türk Beşleri için, “Türk leşleri” demeniz büyük tepki çekmişti. Türklerin klasik Batı müziğiyle uğraşmasına neden karşı çıkıyorsunuz?
Bir Türk ne kadar uğraşırsa uğraşsın Batı müziği formunda kaliteli eser veremez. 80 senede 1000 senelik kültürü edinemezsin. Akşam eve gidince bir Türk bestecisini koyup içkisini içen var mı Allah aşkına? Bela Bartok dururken niye Ahmet Adnan Saygun’u dinleyeyim ki?
‘KOKOREÇ SEVİYORUM, ASİLLİK MERAKIM YOK’
Mahmud Şevket Paşa günlüklerini yayınladınız. Bu kitabın 1965’te Hayat Mecmuası’nda yayınlanan günlüklerden farkı ne? Neden tekrar basma ihtiyacı duydunuz?
Mahmud Şevket Paşa’nın hatıraları aslında Türkiye’deki belge sahtekârlığının çok güzel bir örneğidir. Hayat Mecmuası’nda yayımlandığı vakit orijinal metinden tek bir sayfa dahi koymamışlardı. Orijinal metin bana gelince fark ettim ki maalesef canına okumuşlar. 5’te 3’ünü yayımlamışlar. Metinde bazı yerlerde sahtekârlık yapıp adamın ağzından tam tersini yazmışlar
Kitapta orijinal metinler yer alıyor. Neden Osmanlıca metinleri günümüz Türkçe’siyle de yayınlamayı düşünmediniz?
Eski Türkçe metin yeni dile çevrilmez. Birçok kelimenin karşılığı yok. Takır tukur bir şey oluyor. Merak eden öğrenip okusun!
Mahmud Şevket Paşa’yı tarihi bir kişilik olarak önemli kılan ne?
Öncelikle imparatorluğun sadrazamı, yani başbakanı olması... Görevi başında suikasta uğrayan tek sadrazamdır. Ayrıca günlük tutan tek sadrazamdır. Osmanlı’nın en dağdağalı döneminde işbaşına gelmiştir. Bu günlükleri okuyunca Balkan Savaşı’nın getirdiği zorlukları çok daha iyi anlıyoruz. Günlüğün en önemli özelliklerinden biri o dönemde devlete hâkim olan düşünceyi ve çaresizliği tam olarak göstermesi... Beni en çok şaşırtan şey yabancı elçilere bu derece mahkûm olduğumuzu görmek oldu. Paşa sabah kalkıyor, önce yabancı elçileri dolaşıyor. İngiliz’e gidiyor, Fransız’a gidiyor, Rus’a gidiyor... Bir devlet için çok ayıp ama başka çaresi yok adamın...
Dedikoducu ve entrikacı bir dönem olduğundan söz ediyorsunuz...
O bizde gelenektir. Sultan Mecid, damadına kızıp “köstebek kılıklı pezevenk” demiştir mesela!