BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Mars’a ilk ayak basan astronatların kullandığı uzay aracındayım. Oldukça heyecan verici çünkü her şey o kadar teknolojik ve ilgi çekici ki... Mars toprağına ayak bastığım anı ise sanırım hayatım boyunca unutamayacağım. Kızıl ve yumuşak... National Geographic’in geçen yıl 6 bölümlük ilk sezonu çekilip yayınlanan Mars’ın setindeyim. Aslında bana Kızıl Gezegen’deymişim hissini veren toprak, bildiğimiz toprak ve bu alan da o kadar büyük değil, ama bizi etkilemeyi başarıyor. Gerçek bir uzay aracının ya da bir uzay istasyonun içinde gibi hissediyorsunuz. HT Pazar'dan Mete Aker'in haberi...

İşin içine platolar, setler ve senaryo girince yapım belgesel olmaktan çıkıyor tabii. Belgesel tadında bir drama, yani yarı belgesel diyebiliriz. Sektör buna ‘docudrama’ adını vermiş. Bu konuda görsel tasarımdan sorumlu Adrian Smith “Bu sadece bir bilimkurgu değil, gerçek bilimsel verilerle oluşan bir yapım. Dizayn ettiğimiz pek çok şey şu anda elimizde olan bilimsel gerçeklere dayanıyor” diyor.

İlk ekibin Mars’a yolculuk yaptığı aracı ve yeni ekibin geleceği aracı ziyaret ettikten sonra ikinci sezonun çekimlerine tanık oldum. Yönetmen kayıt diye bağırdığı esnada etraftan çıt çıkmıyor. Bu esnada bölümlerin çekimlerinin sırayla ilerlemediğini öğreniyorum. Birinci bölümden bir sahne çekilirken sonra bir anda dördüncü bölüme atlanabiliyor. Ne yazık ki spoiler veremeyece- ğim bu bölümler, 2018’in Nisan ayında yayınlanacak.

Kafalardaki bir başka soru da ‘ABD’li bir kanal neden prodüksiyonunu Budapeşte’de yapar’. Mars’ın çekildiği Korda, Avrupa’nın en büyük stüdyolarından... Hem dizi ekibi hem de film stüdyosunu gezdiren tur rehberi, çekimler için neden Budapeşte’nin seçildiğini birkaç sebebe bağlıyor. Macaristan’ın diğer Avrupa ülkelerine ve özellikle ABD’ye göre bu işler için ucuz olması ana etken gibi gözüküyor.

KAPİTALİZM MARS’A

İlk sezondaki amaç, daha çok ekibi Mars yüzeyine indirebilmek ve oradaki problemlerle birlikte ilk hayat belirtilerini bulabilmekti. Bunu başardıktan sonra ikinci sezonda senaryonun dozu artıyor. Prodüktörler, yüzde 70 drama, yüzde 30 bilim göreceğimizi söylüyor. Stephen Petranek’in 2015’te yazdığı ‘Mars’ta Nasıl Yaşarız?’ adlı bir kitaptan ilham alınan yapımın bu sezonunda, Lukrum adlı yeni bir ekip Mars’a varıyor. İlk ekibin varmasının üzerinden 10 yıl geçmiş. Yeni ekibin varmasının sebebi ise “Mars’ta kolonileştirip oranın kaynaklarından nasıl yararlanabiliriz?” sorusunun cevabını bulmak. Yani “Buradan nasıl para kazanabiliriz” düşüncesiyle hareket edecekler. Petranek yazdığı kitabında bunun ipucunu “Geçmiş nesillere olanaksız gelen ticaret rotaları açılacak” diyerek vermişti. Bu noktada iki ekip arasında bir gerginlikle karşılabiliriz. Bu da Mars’a insanlık vardığında sadece iyi şeyler olmayacağının göstergesi gibi...

BROOKLYN'DEN FLORANSA'YA 

Korda stüdyoları 2007’de açılmış. Budapeşte’nin 26 km batısında yer alıyor. 6 büyük kapalı stüdyoları var. Mars’ın bir kısmı; Olympus Town’ı en büyük kapalı alan stüdyolarında yer alıyor. Lukrum diye tabir ettikleri kolonileşmeyi gerçekleştirecek olan ekibin setiyse başka bir stüdyoda. Onun dışında Mars’ın zeminine uygun rengi bulabilmek için epey uğraşmışlar. Toprağın arkasını upuzun bir yeşil ekran kaplıyor. Yeşil ekran bu tür yapımlar için çok önemli, çünkü bir noktadan sonra görsel efektler devreye giriyor. Kapalı 6 tane stüdyo bulunmasının dışında 3 adet outdoor stüdyo da var. Biri New York Brooklyn. Brooklyn’in bir caddesini aynen kurmuşlar. Tüm binalar tahtadan ve içine girilmiyor. Amaç sadece görsel olarak orayı yansıtmak. Çünkü tüm trafiği kapatıp Brooklyn’de film çekmek büyük bir problem. Bir diğer konu da yaklaşık 4 bin kişilik bir ekibe yemek yetiştirmek. Budapeşte bu konuda da başarılıymış. Diğer bir açık alan stüdyosu ise Rönesans için kurulan alan. Burada da Vatikan’da bulunan çeşitli binalardan Floransa’dakilere kadar uzanan geniş bir yelpaze var. Korda Stüdyoları’nda daha önce ‘Marslı’ filmi ile ‘Emerald City’ dizisi gibi yapımlar çekildi. Yeni gelecek olan Robin Hood filmi de burada çekiliyor.

‘Astronotlarla ilgili komik şeyler öğrendim’

Çekimler nasıl gidiyor?

Çok heyecanlı, çünkü çok dinamik. Hikâye çok iyi ve çekici olduğu için yüksek beklentilerim var. Genelde beklentilerimi düşük tutarım. Ancak bunun harika olacağını düşünüyorum. Seyirciler mutlu olacak.

En çok neye şaşırmıştınız ilk sezonu çekerken?

Her şeye diyebilirim. Çünkü oynadığım ilk yapımdı. Çekimin ilk günü az daha setten kaçıyordum. Bunu yapabilir miyim diye düşündüm. Koca vinçteki büyük kameralar bir anda yüzünüze doğru geliyor. Astronotlarla ilgili komik ve saçma şeyler de öğrendim. 8 ay bir rokette yolculuk ederken tabii ki yapmaları gereken şeyler var ama çoğu zaman da takılıyorlar. Birbirlerinin etrafında dönüyorlar. Bazıları gaz çıkarırken ileriye doğru itiliyor. Uzayda oldukları ilk 4 gün suratları çok şişiyormuş. Korkunç. Ya geri dönmezse diye düşünüyor insan. Şu anda şansım olsa bile gitmezdim.

Eğlenceli anlarınız oldu mu?

Bazen söyleyeceklerimizi unuttuğumuz zaman birbirimizin yüzüne bakıyoruz ve komik oluyor. Bir keresinde gülmem durmadığı için kendimi tokatlamıştım.

Clémentine Poidatz: Beyninizi nasıl etkileyeceğinizi gerçekten henüz bilemiyoruz. Dünyayla doğrudan bir bağlantı yok. 24 dakikalık bir gecikme oluyor. Bazen Mars’a evet gitmek isterdim diyorum ama bazen de nasıl bununla başa çıkabilirim diyorum. Mars’ta olduğumuzu her zaman aklımda tutmaya çalıştım. Bir virüs nasıl ortaya çıkar? Depresyon nasıl olur? Teknik olarak öğrenmemiz gereken çok şey vardı. Bu da bizi çok zorladı.

Anamaria Marinca: Başka bir filmde Ay’ı keşfediyordum. Bu ikinci deneyimim. Çoğumuz için kelimeler başka bir evrenden olduğu için zor oldu. Boşlukla yüzleşmek de bir diğer zor konuydu.

Sammi Rotibi: Dizideki Javier’le bir sahnemiz çok komikti. O sinirli bir şekilde gelmişti ve ben onun İspanyol aksanıyla söylediğini anlamadım ve bakıp “Bunu tekrar yapmalısın, çünkü seni anlamadım” demiştim. Hep buna güleriz.

YENİ OYUNCULAR:

Roxy Sternberg: Mars’ın zemini olan stüdyo alanında yürürken arka planda bir dondurma kamyonu, etrafınızda uçan arılar... Harika ama tuhaf bir deneyimdi.

Evan Hall: Gerçekçi oynamak zor. Büyük Kanyon’a gitmenin nasıl bir şey olduğunu hayal edebilirsiniz. Budapeşte’ye ilk kez gitmeyi hayal edebilirsiniz ama Mars’a gitmek çok daha büyük bir deneyim ve hayal etmesi zor. Mars’ı ölü bir yer olarak görüyorum. Dünyada bazı şeyleri inşa ederken bazı şeyleri yıkmak zorunda kalıyoruz. Ama orası zaten ölü bir yer. Yıkamayız.

Akbar Kurtha: Dünyada ya da uzayda bir hikâye yaratsanız da bu insanla ya da onun çatışmalarıyla ilgili oluyor. Aktör olarak işim, oynadığım yapımda bir insanın hayatını kurtarırken bunun illüzyonunu gösterebilmek.

Jeff Hephner: Karakterim “Sırada ne var?” sorusunun yansıması olacak. Mars’tan gelir elde etmeye çalışacak Lukrum’un lideri olacağım.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000