Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Muharrem Sarıkaya Gazze savaşının yarını
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        HAMAS’ın geçen hafta roket saldırısı ile başlayan çatışmaların karada kalmayacağı açık…

        Ancak bunun büyük güç sahibi ülkeler arasında Suriye ve Ukrayna sahasında görülen vekalet savaşına dönüşme ihtimali ise bugün için oldukça düşük bir ihtimal…

        Nedeni de bölge ülkeleri, özellikle de Doğu Akdeniz’in iki yanında güç oluşturan Türkiye ve Mısır’ın çatışma karşısında ortaya koydukları net tutum…

        Her iki ülke de İsrail ve Hamas arasında bir tercihte bulunmamakla birlikte, ateşkesin sağlanması ve sivil halkın daha fazla zarar görmemesi için yoğun diplomasi yürütüyor.

        TÜRKİYE- MISIR İŞBİRLİĞİ

        Bu durum Türkiye ile Mısır ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olabilir mi?

        Türkiye’nin arzusunun bu yönde olduğunu söyleyebilirim; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın dün Kahire’de mevkidaşı Semih Şükrü ve Mısır Devlet Başkanı Sisi ile görüşmesi de bunun göstergesi…

        İki Dışişleri Bakanı’nın dün basın toplantısında dile getirdikleri gibi iki ülke de çözüm bulunması için elinden gelen çabayı gösteriyor…

        Meseleye de aynı cepheden yaklaşıyor…

        Ancak başta ABD olmak üzere batılı ülkelerin bu konuda aynı çabayı gösterdiğini söylemek olası değil…

        Özellikle de cılız sesli de olsa çaba gösterilmesi gerektiğini söyleyen Almanya dışındaki AB ülkelerinin, “hey çocuklar, dövüşmeyin ama…” tarzı yaklaşımı da dikkat çekici…

        Oysa bu çatışmanın yakın gelecekteki en büyük ceremesini çeken onlar olacak…

        Çatışma bölgede sadece İsrail ve Gazze’yi değil, başta Lübnan olmak üzere Doğu Akdeniz’in tamamını etkisi altına aldı.

        Doğu Akdeniz’in uzun süredir Avrupa’ya aktarılması planlanan doğalgaz sevkiyatını da tehlikeye soktu…

        Türkiye ile Mısır ve İsrail arasında varılması planlanan Deniz Yetki Anlaşması’nın da bir anlamda önünü tıkadı…

        Aynen Arap ülkeleri gibi, Türkiye’nin İsrail ile bir anlaşma çabası içine girmesi, İslam âleminde farklı bir okumaya yol açacak.

        FİLİSTİN DE KAZANACAKTI

        Hâlbuki böyle bir anlaşma bugün tonlarca bomba altında kalan Gazze ile Türkiye arasındaki bağı da sağlayacak ve ayrıca Filistin’in de deniz yetki alanına kavuşmasına neden olacaktı.

        Uzun yıllar Libya başta olmak üzere, Mısır ve İsrail ile de Deniz Yetki Anlaşması’nın imzalanması için çaba gösteren emekli Tümgeneral Doç. Dr. Cihat Yaycı’nın başında bulunduğu Türk DEGS’in hazırladığı haritalarda da bu açıkça görülüyor.

        Türkiye ile Deniz Yetki Anlaşmalarını imzalamaları halinde Türkiye 10 bin 461 kilometre kare deniz yetki alanına kavuşurken, İsrail’in kazancı 16 bin 344 kilometrekareye çıkıyor.

        Mısır ise bir Kıbrıs adası kadar genişlikteki alanı deniz yetki bölgesine katıyor.

        Filistin’in Gazze nedeniyle kazancı ise 10 bin 200 kilometrekareye ulaşıyor; üstelik Kıbrıs’ın güneyindeki 7’inci parselin bir bölümü ile 11 ve 12’inci parsellerde de hak sahibi oluyor.

        Gazze’nin bir adım ilerisine denizden açılamayan Filistin açısından bu önemli bir kazanım olacaktı…

        Haritalar Türk Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi'ne aittir

        DENİZ YETKİ ALANI ANLAŞMASINA DARBE

        Gelinen noktada bunun olabilmesinin olasılığı oldukça düşük…

        Nitekim bu konuda uzun yıllarını veren, her adımda bu konuyu diri tutan, Türkiye’nin deniz hukuku alandaki haklarını gözler önüne seren Prof. Dr. Sertaç Başeren’in dün dikkat çektiği bir başka nokta daha vardı.

        O da Mısır ile Yunanistan arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma Anlaşması…

        Mısır bu anlaşmada Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı sunduğu en önemli kozu olan Meis’i kapsam dışı bırakmış, bir anlamda Türkiye ile Deniz Yetki Alanı Anlaşması imzalamak için göz kırpmıştı.

        Prof. Dr. Başeren Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarından çıkan enerjinin batıya taşınması konusundaki çabaları da bir süreliğine de olsa askıya alacağı kanaatinde…

        ÇOKLU BAĞLANTILILIK STRATEJİSİ

        Dolayısıyla geçen hafta başlayan çatışma sadece bölgedeki barış ortamını değil, batının enerjisini de etkiledi…

        Bölgede bulunan ülkeler, dünkü sohbetimizde Prof. Dr. Tarık Oğuzlu’un da dikkat çektiği gibi aralarında gerilim olan ülkeler dahi birbirleriyle “çoklu bağlantılılık stratejisi” ile hareket ediyor.

        Çok merkezli, çok uluslu, çok kutuplu dünyada orta büyüklükteki Orta Doğu ülkeleri yumurtalarını aynı sepete koymuyor; bir zamanlar en kötü olduğuyla da nokta sorunları görüşebiliyor.

        Regrasyon analizi kapsamında ele alıyor; yani iki veya daha fazla değişken arasındaki ilişkinin yeniden analiz edilmesi ve hangi faktörlerin süreçte göz ardı edilebileceğini görüyor ve buna göre karar sürecini işletiyor.

        Devletlerin arasındaki ilişkileri bozan inatlarının kaynağını sorgulamasının yolunu da açıyor...

        Prof. Dr. Oğuzlu, Orta Doğu’da barışın kapısını açmayı hedefleyen İsrail ile Mısır, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında imzalanan İbrahimi Anlaşmalarının arzu edildiği gibi ilerlemeyeceğinin Gazze’de yaşananlar ile ortaya çıktığına vurgu yaptı.

        Filistin sorunu çözülmeden barışın bölgede sağlanmasının zor olacağı göründüğü için daha geniş çaplı bir barış anlaşmasının kapısının aralanabileceğine işaret etti.

        SAVAŞ HALKLARI YORDU

        Türkiye ve Mısır’ın bu açıdan attıkları adım çok önemli, nitekim girişimleri dün en azından Gazze’de bulunanlar için Refah sınır kapısının açılmasında önemli faktör oluşturdu.

        Gazze’deki insanlara umarım gıda ve suyun ulaştırılmasını da sağlar…

        İki tarafta da var olan, Filistin ve İsrail devletlerinin varlığını sorgulayan ve kabul etmeyen yaklaşımları da sonlandırır.

        Çünkü sadece Arap toplumlarında değil, İsrail içindeki aşırıların da Filistin’in varlığını ve sınırlarını kabul etmemesinin yarattığı savaşı yaşıyoruz.

        Ne zaman ki Filistin devletinin kabulü yönünde adım atıldı, bölgede çatışmalar hızlandı; benzer süreçler Arap ülkelerinin İsrail’i devlet olarak tanıma süreçlerinde de gözlendi.

        Bundan 15 yıl önce Lübnan sınırında Hizbullah ile benzer şekilde çatışan İsrail, bugün de Gazze’de Hamas ile aynı süreci yaşıyor.

        Yarın kiminle yaşayacağını İsrail’in radikal yöneticileri de bilmiyor…

        Azınlık kalmış savaş çığırtkanları dışındaki aklıselim İsrailliler, son günlerde ekranlara da yansıdığı gibi çatışmaların yarattığı bıkkınlığın isyanını haykırıyor.

        Benzer hissiyatın Filistin içinde olduğu devlet yöneticilerin sözlerinde görülüyor…

        NASRALLAH’IN SÖZLERİ

        Habertürk’te Mehmet Akif Ersoy’un başarılı röportajında Hamas’ın Siyasi liderlerinden Halid Meşal dün saldırı ile ilgili olarak “İftihar ettim. Askeri kollarla gurur duyduk” açıklamasını yapıyor olsa da gelecekte aynı yaklaşımı gösterir mi buna zaman karar verecek.

        Orta Doğu uzmanı Thomas Friedman da New York Times’taki “İsrail Neden Böyle Davranıyor” (Why Israil Is Acting This Way) başlıklı yazısında, 2006’da İsrail ile Hizbullah arasında Lübnan sınırında yaşanan çatışma sonrasındaki bir röportaja atıf yapıyor.

        Dikkat çektiği, Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah’ın çatışmalar sonrasında 26 Ağustos 2006 günü Lübnan’ın Yeni TV isimli kanalına verdiği röportaj…

        Nasrallah röportajında Temmuz 2006’daki çatışmaların sonuçlarını bilseydi tavrının nasıl olacağı sorusuna şöyle yanıt veriyor:

        “Bana 11 Temmuz’da, operasyonun böyle bir savaşa yol açacağını bilseydim, bunu yapar mıydım diye soruyorsunuz? Hayır diyorum, kesinlikle hayır…”

        O nedenle çatışma içinde söylenenlerin yarın nasıl bir şekle dönüşeceğini kestirmek zordur.

        Hele ki bu gelişmeler Orta Doğu’da yaşanıyorsa…