Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Muharrem Sarıkaya Barzani'ye önerilen!..  

        DEVLET eski Bakanı Cavit Çağlar, kapağına güzel cümleler yazarak yeni çıkan “Fırtınalı Bir Yaşamöyküsü…” kitabını yollamış.

        Bir gazeteci olarak bazılarına tanıklık ederek, bazılarının da içinde yaşayarak geçirdiğim günlerden olsa gerek okurken içinde akıp gittim…

        Hulusi Turgut’un o muhteşem kalemiyle ele aldığı kitabı bir çırpıda bitirdim…

        Aktardığı olayların bazılarını bugün gibi anımsıyorum...

        Bunlardan biri de Çağlar’ın, “Başkent (Ankara) gazetecilerinin istihbarat ağı çok genişti. Bu gizli görüşmeyi hemen öğrenmişler” diye söz ettiği KDP lideri Mesut Barzani’nin Ankara ziyareti…

        Bu ziyarette yaşananlar da Türkiye’nin terör mücadelesinin nereden nereye geldiğinin de kanıtı…

        Bağdat’ta önceki gün Güvenlik Zirvesi sonrası imzalanan, PKK’yı Irak’ta da terör örgütü ilan eden bildiriye gelene kadar ne engebeli yolların aşıldığını göstermesi açısından da bir o denli önemli…

        BARZANİ’YE DAVET

        Çağlar, o günleri anlatırken Kuzey Iraklı yöneticilerle PKK terörüne karşı ortak mücadele karşılığı ne gibi desteklerin verildiğini de gözler önüne seriyor.

        Aktardığı dönem, Körfez Savaşı’nın ilk yıllarında Irak’ın kuzeyindeki aşiret liderlerinin ABD güçlerinin desteği ile ayaklandığı yıllar…

        Çağlar’ın da kitabında vurguladığı gibi “PKK’nın üstlendiği bölge olması ve teröre karşı verdiği mücadelede önemli bir konuma sahip bulunması” dolayısıyla Ankara Irak’ın kuzeyindeki isyan karşısında eylemsiz kalmadı.

        ABD Başkanı (Baba) Bush ile neredeyse her gün telefonla görüşen Cumhurbaşkanı Özal, Kuzey Iraklı Kürt liderlerle de yoğun temas trafiğine girdi.

        Bölge liderlerinden Türkiye’ye ilk davet edilen KYB lideri Celal Talabani oldu; 1991 Mart ayında gizlice Ankara’ya getirildi.

        Ancak bölgede daha etkin gücü bulunan KDP lideri Mesut Barzani ile temastan ilk aşamada biraz uzak duruldu.

        Rakibi Talabani yol almaya başlayınca Barzani tarafından da görüşme mesajları gelmeye başladı.

        Cavit Çağlar da kitabında bu durumu, “Barzani’nin de Türk yetkililerden işaret beklediğini tespit etmiştik” diye dile getirip, önemli bilgiler aktarıyor…

        Anlattığına göre konuyu Başbakan Süleyman Demirel’e bizzat açıyor ve Barzani ile temas kurmak için izin istiyor.

        Barzani memnun kalıyor ve 20 Şubat 1992’de, Talabani’den neredeyse bir yıl kadar sonra Ankara’nın davetine icabet ediyor.

        Çağlar kitabında Barzani’nin Silopi’ye geldiğini, oradan da askeri helikopter ile Diyarbakır’a, ardından da Ankara’ya getirildiğini anlatıyor.

        Bu süreci Tahran Kürt Enstitüsü’nün katkısıyla gazeteci ve araştırmacı yazar Behram Weledbegi tarafından kaleme alınan 6 ciltlik “Barzani ve Kürt Kurtuluş Hareketi” kitabında da okumuştum.

        Barzani bu kitapta Ankara’ya geliş hikayesini anlatırken, 1991’de kendi deyimiyle, “Reperin-Büyük Halk Ayaklanması”nın hemen ardından yurt dışından gelen yoğun taleplere karşılık vermek istediğini belirtiyor.

        İlk olarak Türkiye’ye gitmenin doğru olacağına karar verdiğini anlatıyor.

        BİRLEŞİK GÖREV GÜCÜ HELİKOPTERİYLE GELDİ

        Barzani, Körfez Savaşı’nı komuta eden Zaho’daki Birleşik Görev Gücü Komutanı Konel Wils bir helikopter ile Erbil’in ilçesi olan Selahaddin’e geldiğini ve kendisini alıp Diyarbakır’a götürdüğünü anlatıyor.

        Oradan da uçakla Ankara’ya geçtiklerinden söz ediyor.

        O günleri yakından takip eden gazeteci olarak şunu söyleyebilirim ki Barzani’nin anlatımında eksiklik var.

        Çünkü Çağlar’ın da belirttiği gibi Birleşik Görev Gücü helikopteri sınır kapısının bulunduğu Silopi’ye kadar geldi ve oradan askeri helikopter alınıp Diyarbakır’a getirdi.

        Yanında da Muhsin Dizayi, Fazıl Mirani ve Hoşyer Zebari vardı.

        Biz Ankaralı gazetecilerin Başkent’e gelişlerinden de Zebari’nin Özal’ın yakın ekibi ile teması haberimiz oldu.

        Bunlar sadece işin detayı, kitapta çok daha önemli bölümler var.

        BARZANİ’NİN BABA NASİHATI

        Bunlardan biri, Demirel ile görüşmesinde Barzani’nin, babası Molla Mustafa’nın vasiyetini sesi titreyerek açıkladığı an:

        “Evlatlarım, bu Saddam belası, Irak’taki Kürt neslini yok etmek istiyor. Biliyorsunuz, İran da bizi ortada bıraktı. Bölgemizde tek güvenebileceğimiz millet Türklerdir.

        Ben bugün varım, yarın yokum. Başınız derde düşerse de düşmezse de Türklerle temas kurun. Onlara güvenin ve dayanışma içerisinde olun…”

        Çağlar, sonrasında Barzani’ye yapılan silah ve gıda yardımlarından söz ediyor…

        Görüşmelerde yaşananlar konusunda devlet adamlığı sorumluluğu içinde bir noktada duruyor, ileri gitmiyor.

        Bu tutumunu Arnavutluk, Azerbaycan, Rusya, Özbekistan, Kazakistan liderleri ile yaptığı temaslarda da sergiliyor.

        Yaşamöyküsünde o anlara gelince noktayı koyup başka bir bölüme geçiyor.

        ÖZAL- DEMİREL AYRIŞMASI

        Aktarmadığı bölüm ise Demirel ile Özal’ın bu gezide de ortaya çıkan dış politikadaki farklı bakış açılarının o günlerde belirginleşmesi…

        Hatta ilk meyvesini bu ziyarette verdi desek yeridir; çünkü 5 ay sonra İstanbul’daki KEİ Zirvesi’nde Özal’ın küsüp Marmaris’e gitmesiyle zirvesine ulaştı.

        Barzani, Ankara gezisi sırasında Özal ile de görüştü…

        Barzani de kitabında Özal ile Demirel’in Irak konusundaki farklı bakışlarına atıf yapıyor…

        Özal’ın, Demirel’den şikayetini de kendi cümleleriyle aktarıyor:

        “Daha önce bu görüşmelerim nedeniyle beni vatana ihanetle suçladı (Demirel-MS); davalı olduk, mahkeme tazminat cezasına çarptırdı. Aynı Demirel şimdi sizinle görüşmek için bekliyor. Doğrusu bu çok büyük bir değişimdir...”

        “FEDERE SİSTEME GEÇİP, TÜRKİYE’YE BAĞLANIN…”

        Daha önce gizlice Ankara’ya getirip görüştüğü “Mam (Amca) Celal (Talabani) ve Muhsin Dizayi’ye de konuyu açtığını” belirtip asıl konuya giriyor:

        Amerikalılara, Irak Kürdistanı’nın federal veya konfedere sistemle Türkiye’ye bağlanması konusundaki görüş ve düşüncelerinin ne olduğunu bir sorun. Çünkü zamanında Musul Vilayetinin koparılması ile Türkiye’ye büyük bir haksızlık yapıldı...”

        Özal, bu görüşünü bu görüşme ile sınırlı de sınırlı tutmuyor, Barzani ve Talabani’nin birlikte geldikleri İstanbul’daki görüşmeleri sırasında da açıyor.

        DEMİREL VE İNÖNÜ KARŞI DURUYOR…

        Demirel ise böyle bir adımın Türkiye açısından sıkıntı yaratacağını ve üniter yapısına zarar vereceğini savunuyor.

        Kararına koalisyon ortağı SHP’nin lideri Erdal İnönü ve kabine arkadaşları da katılıyor.

        Zaten Barzani ve Talabani ABD ziyaretinde Beyaz Saray yetkililerine soruyu aktardıklarında yanıt alamıyor; kapanıp gidiyor.

        Geriye dönüp bakıldığında acaba o gün bir federasyon veya konfedere yapı ile Kuzey Irak’ın Türkiye’ye bağlanması daha faydalı mı olurdu?

        Bunun yanıtı açık…

        ABD demokrasi getirme bahanesiyle girdiği Irak bataklığından hala çıkamadı…

        YIKTIĞININ YERİNE, YENİSİNİ KOYAMADI

        Oysa Bush yönetimi Irak’a girerken daha iyi bir alternatif yönetim getireceğini vaat ediyordu.

        Elde alternatif bir yönetim olmadan var olanı yıktı, yerine yenisini koyamadığı için de çiçeklerle karşılandığı Irak sokaklarında terlikle kovalanır oldu.

        ABD’ye karşı isyanın ve aşırı uçların örgütlenmesine, IŞİD’in güçlenmesine ve bölgenin çok daha karmaşık hale gelmesine yol açtı.

        Bugün benzer bir süreç İsrail’in dengesiz Başbakanı Netanyahu’nun Gazze planında yaşanıyor.

        Uzun yıllar Gazze’ye yapılacak her türlü yatırımı engelledi; Filistin yönetiminin burada da etkin olmasının önüne geçti, var olan planları baltaladı.

        Elinde bir plan olmadan attığı her adımda ortaya çıkan olumsuzluklar da bumerang gibi İsrail halkını vurdu.

        YIKTIĞINDAN ÇOK DAHA KÖTÜ BİR GAZZE VAR…

        İsrail açısından bugün Hamas tarafından yönetilen Gazze’den çok daha kötü bir Gazze var.

        Çünkü ne yönetebilecek ne de girip hakimiyet kurmak istediği alanda iktidarını oluşturabilecek.

        Kimsenin sorumlu olmadığı bir alanda üreyen her türlü olumsuzluk da gelip kendini vurmakla kalmayacak, her adımda da yaptığı katliamlar hafızalarda canlanacak.

        Çünkü çözüm için girdiğini iddia ederken çözümsüzlüğü üretti, gelmiş geçmiş bütün olumsuzlukların da sorumlusu haline geldi.

        Çıkış bulamayınca da cinnet geçirmeye başladı; en belirgin olanı da iki gün önce aldığı Gazze halkının tek sığındığı yer olarak kalan Mısır sınır kapısının yanındaki Refah kentine saldırı planına onay vermesi…

        İÇME SUYUNA KARIŞAN GAZZE KANALİZAYONU

        Hem de ne yarattığından çok daha büyük insani felakete neden olacağını, bölge ülkelerinin tepkisinin çok daha yükseğe çıkacağını öngörmeden…

        Bu öngörüsüzlüğü bugüne özgü de değil…

        En iyi örneği de İsrail’in su ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan Aşkelon Arıtma Tesisinde yaşandı.

        Olayı İsrail ile de iş bağlantısı bulunan Yahudi kökenli Türk iş insanı arkadaşım anlatmıştı; birkaç gün önce New York Times’ta Thomas L. Friedman yazınca bir daha anımsadım.

        Netahyahu hükümeti Gazze işgali öncesinde Hamas’ın yer altı tünellerinde kullandığı gerekçesiyle bölgeye inşaat malzemelerinin girmesine izin vermiyordu.

        Gazze’deki uluslararası sağlık kurumları ve çevrecilerin ciddi bir kanalizasyon sorunu yaşandığına ve tonlarca kanalizasyon suyunun Akdeniz’e akıp kirlenmeye yol açtığına ilişkin uyarılarını hiçe sayıyordu.

        Bu uyarıların hiçbiri dikkate alınmadı ve Akdeniz’in akıntı rejimi nedeniyle Gazze’den denize boşalan kanalizasyon suyu kuzeye yöneldi, İsrail’in en büyük denizden su arıtma tesisi Aşkelon’un rezerv alanına yayıldı.

        İsrail’in içme suyunun %80’i tuzdan arındırılmış deniz suyundan elde ediliyor ve bunun %15’i ülkenin ikinci büyük tesisi olan Aşkelon’dan sağlanıyor…

        Sonunda Aşkelon tesisindeki filtreler defalarca Gazze’den gelen kanalizasyon pisliği ile tıkandı…

        Su arıtmaya günlerce ara verilmek zorunda kalındı.

        Aşkelon’dan arıtılan suyun halk sağlığı ve bulaşıcı hastalık yayma ihtimali de sürekli tetikte kalınmasına yol açtı…

        Başta da belirttiğim gibi eğer yerine yenisini koymayacak durumda değilseniz, yıktığınızın altında kalırsınız.

        Kanalizasyonuna da katlanırsınız…

        DÖNÜP KENDİSİNİ VURDU

        Türkiye bu açıdan Irak politikasında, zor şartların getirdiği çaresizlikler nedeniyle yalpaladığı dönemleri olmakla birlikte, doğru adımlar attı.

        Bağdat’ta yıllar sonra PKK’nın terör örgütü kabul edildiği bildiriye konulan imza da bunun yansımasıydı.

        Çağlar’ın kitabında da sözünü ettiği gibi aradan geçen 32 yıl içinde bu noktaya da kolay gelinmedi…

        O derece ki destek için verdiğiniz silahlar el altından PKK’ya verildi; ama bir gün dönüp kendilerini de vurdu.

        Bölgenin bazı liderlerinin devam eden tutumu da Netanyahu’nun Aşkelon’da yaşadığından farklı olmadı…