Kürt sorunu 'yönetilecek' dinamik bir yapıdır!
Yiğit Bulut yazdı...
Kürt sorunu 'çözülecek' değil 'yönetilecek' dinamik bir yapıdır
Türkiye'nin "Kürt gerçeği" dinamik bir yapıdır ve değişen "sosyal-ekonomik-yerel-
küresel" şartlara göre yönetilmelidir. Bu cümleyi açacağım ve neden "çözüm" kelimesinin "yanlış", "yönetilme" ifadesinin "doğru" olduğunu da analiz etmeye çalışacağım...
Sevgili dostlar, bazı sorunlar vardır veya "bütün içinde ortalamanın dışında değeler taşıdığı için" bütünden ayrı algılanan "sorun" kapsamında ele alınan bölümler vardır ki; sıfıra indirgenemez ama "bütünün ortalamasını" bozmayacak şekilde alınan tedbirlerle "yönetilir"! Örnek; tansiyon ve şeker probleminiz varsa "yok" olması artık mümkün değildir ama "durumu" yönetebilir ve dengenizi "standart değerlerden" saptırmayacak önlemleri alarak yolunuza devam edersiniz... Veya cari açık sorununuz vardır ve bunu "yapısal önlemler"le bir insan ömründe çözmeniz mümkün olmadığı için "yönetir" ve gerekli adımları atarak "bu gerçek"le yaşarsınız.
Sevgili dostlar, Türkiye'nin Kürt gerçeği de "sıfır noktasına" getirilip "çözülecek" bir denklem değil yönetilmesi gereken bir dinamiktir ve Türkiye bu gerçekle yaşamanın yollarını bulurken "çözüm psikolojisinden" sıyrılıp "gerçeğini yönetme" noktasına ve algılamasına doğru hızla kaymalıdır.
Sonuç: Siyasi otoriteye sorulan "Kürt sorunu nasıl çözülecek" soruları olayı hiç anlamadığımızı gösterir ve bu algılama-mantık döngüsünde sormaya devam ettikçe Türkiye "bu gerçeğini yönetemez"!
***
Günlerdir Başbakan'ın "Kıbrıs manifestosunu" sizlerle paylaşıyor ve nelerin değiştiğini analiz etmeye çalışıyorum. Eldeki bilgiler ve duyumlarla yaptığım çıkarımları Erdoğan'ın Kıbrıs gezisine bizzat katılarak yerinde görünce "Kıbrıs konusu" ve "gelinen yeni nokta" kafamda çok net oturdu. Türkiye çok kesin bir şekilde; "artık güçlü olan biziz, plan sonrası Türk ekonomisi 4 kat büyüdü, KKTC'de milli gelir 3.5 katına çıktı çıkarımını" yapmış ve "yeni dünya düzeni içinde pozisyonu güçlenen Türkiye" kavramını da yerine oturtarak "manifestosunu" hazırlamış... Gelinen nokta açık: Güzelyurt başta olmak üzere o gün için "evet" denilen hiçbir şart artık "kabul edilemez"! Bu ne demek? Şu demek; o şartlara bile "hayır" diyenlerin artık "evet" demesi mümkün değil! Türkiye de işte buna oynuyor; Bütün dünya "neyin, neden" olmadığını görsün ve 2012 sonrası atacağımız "Türkiye'ye katılım" adımını "aklileştirebilsin"!
Sonuç: Kıbrıs halkı da "Türkiye'ye katılmak" istiyor. Daha önce hiç duymadığım hatta "Siz gideceksiniz" cümlesine çok muhatap kaldığım Kıbrıs'ta hava inanılmaz değişmiş! Artık "çöken AB'nin parçası" değil, parlayan YENİ TÜRKİYE'nin vatandaşı olmak istiyorlar ve bunu da açıkça söylüyorlar!
Son söz: Erdoğan'ın Kıbrıs halkı tarafından "kendi başbakanları" gibi karşılanması ve Türkiye'deki gibi hayranlıkla "takip edilmesi" bir Türk başbakanı için Kıbrıs'ta ilk defa gördüğümüz bir durum. Adana'da, Mersin'de, Konya'da, Rize'de nasıl karşılanıyorsa, içten bağra basılıyorsa, Kıbrıs'ta da aynı! HOŞGELDİN KIBRIS! YENİ VİLAYETİMİZ!