Atatürk olsa Varlık Vergisi olmazdı

Varlık Vergisi’nin yürürlüğe girmesinin üzerinden 70 yıl geçti

21 Ekim 2012 Pazar, 17:11:49Güncelleme: 17:27:03
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
Atatürk olsa Varlık Vergisi olmazdı Sonra Oku

Bülent GÜNAL - AHT
bgunal@htgazete.com.tr

Siyaset ve ekonomide büyük etki yaratan Varlık Vergisi’nin yürürlüğe girmesinin üzerinden 70 yıl geçti. Araştırmacı-Yazar Rıfat Bali yeni kitabı “Varlık Vergisi Hatıralar-Tanıklıklar”da, Rum, Ermeni, Yahudi, Müslüman ve Bulgar olmak üzere 158 kişinin tanıklıkları ve hatıraları yer alıyor.

11 Kasım 1942'de yasalaşan Varlık Vergisi, gayrimüslim vatandaşlarda büyük travma yarattı. Binlerce kişinin omuzlarına ödeyemeyecekleri vergiler yüklendi. Kimi evini, kimi baba yadigari eşyalarını haraç mezat sattı. Yine de vergisini ödeyemeyenler Aşkale'ye, Sivrihisar'a taş kırmaya yollandı... Araştırmacı-yazar Rıfat Bali'nin Libra Yayıncılık'tan çıkan yeni kitabı "Varlık Vergisi Hatıralar-Tanıklıklar'' birbirinden çarpıcı 158 tanıklık ve hatıraya yer veriyor.
Varlık Vergisi ile ilgili son zamanlarda başka kitaplar da yayımlandığını söyleyen Bali, ''Ancak bu kitapla birlikte Varlık Vergisi'yle ilgili hatıralar ilk kez bu kadar hacimli ve derli toplu halde" diyor. "Hatıraları toplarken epey zorlandım. Aradan 70 yıl geçmesine rağmen hâlâ korkan, konuşmak istemeyen ya da konuşsa bile adının açıklanmamasını isteyenler oldu. Bu yüzden bazı mektup ve belgeleri kitaba koyamadım...'' Kitapta bugüne kadar gün yüzüne çıkmamış birbirinden çarpıcı hatıraların yanı sıra, Aşkale günlükleri ve mektuplar da yer alıyor.

İşte kitaptaki hatıralardan birkaçı...


Yıldız Şaul (1920-2002)
'Bir gün polisler babamı alıp götürdü'
''(...) Babam çok az kazanıyordu, zorlukla idare ediyorduk. Derken o mahut Varlık Vergisi geldi. Babam ağlayarak eve geldi. Bize yedi bin lira vergi koydular. Parayı hemen vermemiz lâzımmış. Yoksa haciz, hapishane, temerküz kampı, Aşkale var. Babama bu işte bir yanlışlık var dedim. 'Biz zorlukla geçiniyoruz. Dükkân kiralık, bizde varlık yok, mal-mülk yok ki bize Varlık Vergisi koysunlar...' Defterdar Bey bana, 'Bu işte bir yanlışlık yok. Sizlere bir yardımda bulunamam. Emir çok yüksek yerden geldi. Oturduğunuz evi satın, yedi bin liralık borcunuzu verin' dedi. 'Hangi borçtan söz ediyorsunuz, babamın bir lira borcu yok' dedim, ağlayarak mal müdürlüğünden çıktım. Birkaç gün sonra dükkâna geldiler, haciz başlamıştı. Evi satalım dedik, alan çıkmadı. Komşumuz Albay Sami Bey'e müracaat ettik. Yalvarıyoruz evi satın alsın... 'Olmaz, gözyaşı dökenlerin evini alamam ben' dedi. Ve bir gün polisler geldi babamı alıp götürdüler. Aşkale'ye giden trene bindirmişler. Evi satamadık, babamızı kurtaramadık. Babam temiz bir Türk, asil bir Türk, büyük bir Türk. Atatürk gibi büyük ve vicdanlı bir Türk. Zaten Atatürk sağ olsaydı Yahudileri ezen, soyup soğana çeviren bu ırkçılara yakışan Varlık Vergisi olmayacaktı."


Bensiyon Pinto (Türk Musevi Cemaati Onursal Başkanı)
'Yahudi sen bu parayı niye ödemiyorsun'
''Hâlâ aklımın almadığı bir iştir. Bir devlet, durup dururken nasıl ve neden kendi vatandaşına ayrımcılık yapar? (...) Bu vergi çıkınca herkes gibi biz de korkmaya başladık. Evde büyük bir telaş vardı. Kim ne verecek? Nasıl verecek? Verebilecek mi? Veremezse ne olacak? Hayat, yatağında akan su gibi normal seyrinde giderken birdenbire her şey alt üst olmuştu ve insanlar bambaşka şeyler düşünmeye başlamıştı. 1943 yılında Varlık Vergisi bir sabah bizim de kapımızı çaldı. Daha doğrusu Mendaların kapısını... Onlarda kahvaltıdaydık. Masaya oturmuş, çörek yiyordum. Ufak tefek bir çocuk olduğum için de ayaklarım sandalyeden sallanıyordu. Maliyeden gelen iki adam salonun ortasına yürüdü. Adamlardan biri Mösyö Menda'ya dönerek 'Yahudi, sen bu parayı niye ödemiyorsun' diye sordu. Ayaklarımı sallamayı kestim. Ağzımdaki lokmayı yutamadan öylece kalakaldım. İlk defa birinin diğerine 'Yahudi' diye seslendiğine şahit oluyordum. Menda, İstanbul'da yaşayan neredeyse tüm Yahudiler'in sahip olduğu o hoş aksanla cevap verdi: 'Yok bende para, nasil öderim bu parayi?' Adam büyük bir soğukkanlılıkla konuştu: 'O zaman bu evi satışa çıkaracağız. Bazı eşyayı da alacağız. Evden alınan para, senin vergi borcunu öder.' İnanılır gibi değildi. Hem evi gidiyordu elinden, hem de parası. Nasıl, neyle geçinecekti? Adam birtakım kâğıtlara bir şeyler yazdı, sonra yazdıklarından birini Menda'ya uzattı: 'İmzala bakalım şurayı!' Zavallı Mösyö Menda, gözleri dolu dolu, titreyen elleriyle adamın gösterdiği yeri imzaladı. Ne hissettiğini Allah bilir; ama bu konuda bir daha asla konuşmadı. Hem de ölene kadar... Çocukluğumun bu dönemi bana göre yaşanmamış bir dönemdi.''


Vehbi Koç (İşadamı)
'600 bin lira ödedim'
"Bu verginin matrahı takdire bağlıydı. Her ilde komisyonlar kuruldu. Bu komisyonların koydukları vergilerin itirazı, temyizi yoktu ve Türk tarihinde eşi benzeri olmayan bir vergiydi. Bulundukları bölgelerde en büyük vergiyi alabilmek için, mülkiye amirleri yarışa girmişler. Gemlik'te iki fabrikanın maliyeti 48 bin lira iken 40 bin liralık varlık vergisi, 100 bin liralık Anamur kurşun madenine de 200 bin lira varlık vergisi geldi. Şuradan buradan yazılan vergilerle bana düşen vergi milyona yaklaştı. Uzun uğraşlardan sonra, mükerrer vergiler yazıldığını ispat ederek bana takdir edilen Varlık Vergisini 600 bin liraya indirdik, hepsini ödedik."


Tüccar Margarios Ohanyan
'Beyoğlu'ndaki binam yok pahasına satıldı'
"Bana 1 milyon liralık bir vergi tahrir edildi. Paramız yoktu. Elimizde bir hayli mal ve emlâk bulunuyordu. Biz, bunları satıp paraya çevirmemize vakit kalmadan bütün menkul ve gayrimenkulümüze el koydular. Mağazamızı mühürlediler ve yok pahasına satışa başladılar. Küçük Han'da 22 odamız vardı. Bunların hepsini götürü olarak bir arada sattılar. Hepsi 36 bin liraya gitti. Halbuki teker teker satılsa idi, o günkü rayiçle 60 bin liraya satılabilirdi. Arkadan şimdiki Radyo Evi'nin karşısında bulunan Belvü Apartmanı da 156 bin liraya yok pahasına satıldı. Apartman 7 daire kaloriferli ve asansörlü idi. 1921'de yapılmıştı. Bugün en az 600 bin liraya mal olacak bir binadır. İşin en acıklı tarafı dün kendi malım olan Belvü Apartmanı'nda bugün kiracı olarak oturmaktayım. Yapılan satışlardan elde edilen para, istenilen meblâğın ancak bir kısmını teşkil ediyordu. Sıra, Beyoğlu Tünel Caddesi'ndeki 1000 metrekareyi ihtiva eden Singer Binası'na gelmişti. O binadaki dörtte üç hissem yok pahasına 325 bin liraya satıldı. Ortağım bir sene sonra dörtte bir hissesini 450 bin liraya sattı. Halbuki o binanın değeri 1,5-2 milyondur. Bu binayı alan Vehbi Koç'tu."


Marika Şişmanoğlu
'Babam Sivrihisar kampında öldü'
"Bakırköy'de doğdum ve hayatımın ilk yıllarını burada geçirdim. Babam Grigorios tüccar ve beyaz eşya ithalatçısı idi. Dükkânı da Eminönü'ndeydi. 1943'ün başında 30 bin lira Varlık Vergisi tarhedildi. Bu miktar dayanılmazdı. Düşünün, aynı durumda bölgede en iyi dükkâna sahip Türk tüccar Suraski'ye yalnız 800 lira vergi tarhedildi. İki evimiz vardı, bunlardan 10 odalı olan ev 7 bin liraya satıldı. Babam her iki evi ve dükkânı satmaya mecbur kaldı ama borcu ödemeye muvaffak olamadı. Böylece tutuklandı ve Aşkale'ye sürüldü. Aşkale'de yolları karlardan temizliyorlardı. Babamı, Haziran 1943'te gönderdiği fotoğrafta tanıyamadım. Çok kilo vermişti. Sonradan Sivrihisar'a sevk edildi. Orada bir sabah 57 yaşındayken kalp krizi geçirip öldü."


Anastasiu İ. Antoniadis
'Babam soğukta çadırda ölmüş'
"Babam İsaak, un ticaretiyle uğraşıyordu. 1943'te 100 bin lira Varlık Vergisi tarhedildi. Bu miktar elinde olmadığından ve herhangi bir gayrimenkulü olmadığından 6 Ağustos 1943 tarihinde, 68 yaşında tutuklandı ve Sivrihisar'a gönderildi. Orada, 24 gün sonra soğuktan çadırın içinde öldü. Yanına içine ismini yazdıkları kâğıdı koydukları bir de şişe gömmüşler, eğer mezardan çıkarırlarsa tanınabilsin diye. Ben Türk Ordusu'nda Ankara yakınlarında bir kampta askerlik hizmetimi yapıyordum. 10 Eylül'de izin alıp asker arkadaşım Mosho Dimitradi ile babalarımızı görmeye gittik. Maalesef benim babam zaten ölmüştü. Ben 22 yaşındaydım. 1945'te askerden döndüm, Pangaltı'ya taşındım ve evlendim..."

314 milyon 900 bin lira toplandı
Varlık Vergisi, Şükrü Saraçoğlu Hükümeti tarafından TBMM'ye sevkedildi ve yasa, 11 Kasım 1942 tarihinde Genel Kurul'da kabul edildi. 15 Mart 1944'te tahsil edilememiş vergilerin silinmesiyle Varlık Vergisi uygulaması ortadan kalktı. Varlık Vergisi Kanunu ile toplam 314 milyon 900 bin lira toplandı. Bu tutarın yüzde 70'i İstanbul'dandı. Toplam tahsilat, 1942 devlet bütçesinin yüzde 80'ini buluyordu.