Meme kanserini erken anla şifayı yakala!

Her yıl ekim ayı, ‘meme kanseri farkındalık ayı’. bu kanserle ilgili yüz güldüren çok sayıda gelişmeye karşın kötü haberlerimiz de var. Meme kanseri Batı’da azalırken ülkemizde artıyor! Üstelik artık daha genç yaşlarda karşımıza çıkıyor

Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Meme kanseri Sonra Oku

İçinde bulunduğumuz ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ meme kanserinin korkulacak bir hastalık olmadığını anlamamıza yarayan mesajlarla dolu. Tabii erken teşhis edilmesi halinde... Hastalık, Türkiye ve dünyada her 8 kadından 1’inin kapısını çalıyor. Ülkemizde yapılan büyük bir tarama çalışmasıysa meme kanserinde ortalama yaşın 51 olduğunu gösteriyor. Buna karşın, Batı ülkelerinden önemli bir farkımız var. Türkiye’de 40 yaş altı meme kanserli hastalar, tüm meme kanserli hastaların yaklaşık yüzde 17’sini oluşturuyor. Bu sonuç ülkemizde gençler arasında meme kanserine daha genç yaşlarda rastlandığını gösteriyor.

KONTROLLER HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR

Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, “Batılı ülkelerde meme kanseri sıklığı azalırken ülkemizde artış gösteriyor. Bu bize özellikle 20 yaştan sonra her kadının meme taraması konusunda daha duyarlı ve dikkatli olması gerektiği mesajını veriyor” diyor ve ekliyor: “Kadınların ergenlikten itibaren ayda 1 kez kendi kendilerine yapacakları meme ve koltuk altı kontrolleri hayati önem taşıyor. Ailesinde meme kanseri açısından hiçbir risk faktörü olmayan kişilerin 40 yaştan itibaren mamografi çektirmeleri hastalığın çok erken dönemde yakalanması ve tedavi edilmesi anlamına geliyor. Risk faktörü olanlardaysa bu taramalar çok daha farklı metotlarla ve daha erken yaşlarda yapılıyor.” Erken teşhis sadece memeyle sınırlı olan, lenf bezlerine veya başka organlara yayılmamış tümör anlamına geliyor ve bunu sağlamanın tek yolunun tarama testlerinin düzenli yapılması olduğu belirtiliyor.

DEVRİM NİTELİĞİNDE BİR GELİŞME

Günümüzde meme kanseri özelinde çok sayıda olumlu gelişme de bulunuyor. Prof. Dr. Demir, “Meme kanserlerinde artık tedavi kararlarımızı tümörün genetik özelliklerine bakarak vermeye başladık. Bu yolla hangi hastanın kemoterapiden yararlanıp hangisinin yararlanamayacağını kolaylıkla anlıyoruz. Bu sadece meme kanserinin tedavisinde değil, bütün onkolojik yaklaşımlarda devrim niteliğinde bir gelişmedir” diyor ve ekliyor: “Meme kanserindeki kötü haberse ülkemizde hastalık sıklığının hâlâ artıyor olmasıdır. Oysa Batı ülkelerinde bu sıklık azalmaya başladı. ABD ve İngiltere’de meme kanseri sıklığının azaldığını gösteren çalışmaları gördüğümüzde ülkemizde hastalık sıklığının artıyor olmasına üzülüyoruz.”

DAHA AZ RADYASYON DAHA HASSAS GÖRÜNTÜ

Meme kanserinin tanısında son yıllarda çok önemli gelişmeler var. Eski tip mamografilerin yerini günümüzde önce dijital, sonrasındaysa ‘tomosentez’ denilen daha gelişmiş yöntemler alıyor. Bu, daha az radyasyonla çok daha hassas görüntüler elde edilmesi anlamına geliyor. Meme ultrasonografisindeyse daha hassas cihazlarla çok daha küçük tümörler ve tümörün damarlanma özellikleri saptanıyor. Ayrıca, mamografinin ve ultrasonun teşhis etmekte zorlandığı çok yoğun memelerde meme MR’ı büyük bir hassasiyet ve verilen ilacın tutulum eğrilerine bakarak lezyonun iyi ya da kötü huylu olduğunu çok daha net gösteriyor. Bu MR özellikle genç ve radyasyona maruz bırakılmak istenmeyen hastalarda kullanılıyor.

CERRAHİ YENİLİKLER

* Cerrahide en yeni yaklaşım meme koruyucu cerrahiler. Günümüzde memenin tamamının çıkarılması yerine sadece bir kısmının çıkarıldığı meme koruyucu ameliyatlar gerçekleştiriliyor. meme koruyucu ameliyatlar, sistemik tedavilerin ameliyattan önce yapılmasıyla daha da güç kazanıyor. Günümüzde çok az hastanın memesinin tamamı çıkarılırken çoğu hasta meme koruyucu bu cerrahilerden yararlanıyor.

* Meme dokusunun tamamının çıkarılması gereken durumlarda ‘cilt koruyucu mastektomi’ teknikleri gerçekleştiriliyor.

* En büyük gelişmenin koltuk altına yapılan cerrahilerde olduğu görülüyor. Prof. Dr. Demir, “Geçmişte memede kanser olması durumunda koltuk altı tamamıyla çıkarılırdı. Sonra ‘sentinel lenf nodu biyopsisi’ adlı yöntem geliştirildi. Tümör dokusuna bir madde enjekte edilerek o maddenin gittiği ilk lenf bezi çıkarılıp bakılıyor, tümör görülüyorsa koltuk altı ameliyatı yapılıyordu. Son yıllarda bu da değişti ve gelişti. Günümüzde sistemik tedaviler ve radyoterapi o kadar etkin ki koltuk altında lenf nodu metastazı olan her hastaya koltuk altı ameliyatı yapmak gerekmez oldu” diyor.

Ceyda ERENOĞLU / GAZETE HABERTÜRK

BU HABERE İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER