Tarım ilacı ne zaman şifa ne zaman zehir?
Tarım ilaçlarından zarar görmemek için bunlara dikkat edilmeli...
Ceyda ERENOĞLU/ YAZI DİZİSİ 1
Greenpeace tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye, tarımda zararlı organizmaları engellemek için kullanılan pestisit türü kimyasal maddelerin en çok kullanıldığı ülkelerden biri. Tarım ilaçlarından zarar görmemek için, bunların ne zaman ve ne kadar kullanılması gerektiğini bilmek şart!
Çevre örgütü Greenpeace’in, 2009-2010 yıllarında, farklı ülkelerdeki toptan ve perakende satış yerlerinden 76 çeşit sebze ve meyveyi uzmanlara inceletmesi konusu, geçtiğimiz haftanın gündemine damgasını vurdu. İncelenen ürünlerin yüzde 50’sinde tarımda zararlı organizmaları engellemek amacıyla kullanılan, ‘pestisit’ türü kimyasal maddelere rastlandı.
DENETİM PERSONELİ AZ!
Kimyasal maddenin en fazla kullanıldığı ülkeler listesinin başında ortalama 24 kimyasalın tespit edildiği Türkiye var.Türkiye, gıda güvenliği konusunda sık sorun yaşayan bir ülke. Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner’e göre bu sorunu ortadan kaldırıp mücadelenin yolunu bulmak, durumu kabullenmekten geçiyor. Ülkemizde gıda güvenliği ihmaline yol açan en büyük sorunun, birincil üretim olan zirai üretim alanlarının miras yoluyla bölünmesi ve küçük parseller haline dönüşerek ekonomiyi zorlaması olduğu belirtiliyor. Bu, ekonomik olmayan üretimde gıda güvenliğiyle ilgili yatırım yapma imkânı olmaması anlamına geliyor. Saner’e göre; Türkiye’de çok fazla üretim yapılıyor ve çok sayıda üretici bulunuyor. Buna karşın Tarım Bakanlığı’nın denetim yapacak yeterli sayıda personeli olmaması; bu alanda çıkmaza, denetim zorluğuna ve üretim bilinçsizliğine yol açıyor. Bu noktada, köylü ve çiftçi arasında büyük fark bulunduğunu bilmenin önemine dikkat çekiliyor. Tarımsal üretim çiftçi tarafından gerçekleştirilmesi gereken bir iş koluyken, Türkiye’de tarımın ağırlıklı olarak köylülerin elinde olduğuna dikkat çeken Saner, “Köylüyü eğitip, modern ve kendi mesleğine hâkim hale getirmek, bu sayede köylüye kimlik kazandırmak şart” diyor. Yani Saner’e göre, köylüyü çiftçileştirmek gerekiyor.
HAMMADDEYE GÜVENİLMEZ
Saner, gıda güvenliği konusunda, “Hiçbir ürünün hammaddesi güvenilir değildir” şeklindeki düşünceden hareketle yola çıkılması gerektiğinin altını çiziyor. İşlenmiş gıda üretimi yapan firmalarda, Türkiye’nin hijyenik altyapısının Avrupa standartlarında olması gerektiğini belirten Saner, hammadde konusunda gelişmeye ihtiyacımız olduğuna dikkat çekiyor. Zirai ürünlere zarar veren canlılara karşı kullanılan mücadele kimyasalları, ‘pestisit’ (besinlerde kullanılan tarım ilacı) olarak adlandırılıyor. Pestisitten zarar görmemek için çiftçinin; bu maddeyi hangi ürüne, hangi miktarda ve ne zaman uygulayacağını mutlaka bilmesi gerekiyor. Çünkü her ürünün tarımsal üretiminde kullanılan pestisit, yanlış kullanıldığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu nedenle mevzuatta, her zirai ilacın hasattan ne kadar önce uygulanması gerektiği detaylı şekilde tarif ediliyor. Saner, “Bu zamanlamaya ve diğer şartlara uygun kullanılan ürünlerde, pestisit kalıntısı kalmıyor” diye konuşuyor.
KANSER EDEBİLİR
Pestisit sorununun altında yatan nedenin eğitimsizlik olduğu belirtiliyor. Bir çiftçinin bir tarım ilacının yanlış kullanımının olumsuz sonuçlarını biliyor olması, onu; doğru kullanıma daha çok teşvik ediyor. Böceği öldüren bir ilaç, insanın sinir, üreme ve hormon sistemiyle endokrin sistemini etkileyebildiği gibi, kanser yapıcı etkisi de bulunabiliyor. Bu tür ilaçların doğru kullanımına yönelik bir eğitim programı hazırlanması ve yanlış kullanımın insanlar üzerinde ne tür etkileri olduğunun gösterilmesi gerekiyor.
HAYVANSAL ÜRETİMİMİZ ÇOK DÜŞÜK
Hayvansal üretimde, üretim ölçeklerinin küçük olması sorununa rastlanıyor. Hollanda’da işletme başına 40-50 civarında hayvan düşerken, Türkiye’de bu oranın 1.3 olması dikkat çekiyor. Bu sayıda hayvanla; modern, konuya hâkim personel ve veteriner desteği altında süt üretimi ve depolanması mümkün olmadığı için bölgesel kalkınma çalışmalarının ağırlık kazanması gerekiyor. Böylelikle çiftçilerin güçlenmeleri ve modern tekniklerle gıda güvenliğine uygun üretim yapar hale gelmeleri hedefleniyor. Danimarka, Hollanda ve İtalya bu uygulamada başarılı sayılan ülkeler arasında yer alıyor.
EN RİSKLİ ET KIYMA
En riskli gıdalar arasında başı kıyma çekiyor. Etin farklı noktalarında bulunan mikroorganizmalar, karıştırma sırasında etin her tarafına yayılıp büyük risk unsuru oluşturuyor. Evde hazırlanan köftenin iyi pişmiş olması ve lokantalarda içi kırmızı kalmış köftenin iade edilmesi öneriliyor.
KAYITDIŞI ÜRÜN ALMAYIN
Samim Saner, Türkiye’nin gıda güvenliği konusunda zayıf olduğu alanlardan en önemlisinin kayıtdışı gıdalar olduğunu dile getiriyor ve bunun önüne geçilmesi gerektiğini söylüyor. Kayıtdışı gıda, halk sağlığının hiçe sayılması anlamına geliyor ve her gıdanın kayıtiçi olması gerekiyor. Ambalaj, gıdanın sicilini görmeyi ve hangi tarihte üretilip hangi tarihe kadar kullanılabileceği bilgisini edinmemizi sağlıyor. Ambalajlı gıda kullanımıyla kayıtdışı gıda arzı engellenmiş oluyor.
GELEN TURİSTLERİN ÇOĞU ZEHİRLENİYOR
Ülkemizde gıda güvenliği alanında en çok endişe duyulması gereken konuların başında ciddi mikrobiyolojik sıkıntılar geliyor. Bu, her yıl teşhis edilemeyen milyonlarca mide-bağırsak enfeksiyonu anlamına geliyor. Tatil için Türkiye’ye gelen turistlerin çoğunun zehirlenmeleri sorunun büyüklüğüne işaret ediyor ve baş sorumlunun mikrobiyolojik etkenler olduğuna dikkat çekiliyor. Açıkta satılan yiyecekleri tüketmek de bunu gösteriyor. Samim Saner, mikrobiyolojk gıda güvenliği sağlanmadan, GDO’nun hayvan yeminden geçip geçmediği tartışmalarının yapılmasına gerek olmadığına inandığını söylüyor.
YARIN: Pazarlarda organik diye satılan ürünler kandırmaca mı?