ÜYE GİRİŞİ
LÜTFEN KULLANICI ADINIZ VE ŞİFRENİZ İLE GİRİŞ YAPIN!

Uçsuz bucaksızlığın her hali

HT Cumartesi köşe yazarı Ali Esad Göksel, Rus coğrafyasını, Moskova'yı ve mutfağını kaleme aldı

Bazı haller, bazı yerler, bazı insanlar vardır... Daha baştan kabullenirsiniz. Kapınızı, pencerenizi açarsınız. Safa geldin merasimi başlar. Bunun en geniş tarifi de şu olsa gerektir: Kültürel eşiğiniz nerede başlar? Ve de nerede bitmektedir? Öyle seyirden, bakıp geçmekten söz etmiyorum. Görmek, tadına varmak, özümsemek, sindirmek... HT Cumartesi'nden Ali Esad Göksel yazdı...

Bir kültürle maceranız one night stand olamaz. Velev ki öyle: Şurası da baştan bellidir; bu bir lose lose halidir. Her iki taraf için de. Sizlerin birbirine değmeksizin yer aldığı bir hayat elbette vardır. Ama bu net bir fakir kalma tercihidir. Ya meşhur win win hali nasıldır? Kültürün sizi, sizin de kültürü kucakladığı andır. Zenginleşirsiniz. İçiniz rengârenk bir coşku ile dolar... Benim, büyük kuzey komşumuz ve kültürü ile valsim bu hesaptandır. Bir ilgi ya da bir hevesten söz edemeyiz. Yanlış olur. Benimkisi düpedüz bir tutkudur!

Rusların müziğine, edebiyatına, güzel sanatlarına tutkunum... Tarih ve geleneklerine meraklıyım. Uçsuz bucaksız coğrafyalarını görme muradım var. Ezelden beri. O neredeyse sınırsız coğrafyayı anlamak mı istersiniz? Akira Kurosawa’nın filmi Dersu Uzala’yı seyretmelisiniz. Bu efsanevi Japon rejisörünün Sibirya üzerine çektiği film bir destandır. Sadece Rus coğrafyasını değil Rus insanını ve hayata bakışını da anlamak için... Benzersiz bir maymuncuk gibidir. Doğa ile savaşma yerine, yaşamaya adım atarsınız. Sibiryalı avcı Dersu ırmak, ateş ve ağaçların ruhları olduğuna inanmaktadır. Tolstoy’un mujikleri ya da Korsakov’un ‘çıplak dağı’nın kökü Dersu’ya uzak mıdır? Kafaya koydum bir Sibirya tren yolculuğu yapmalıyım ama öyle konfora boğulmuş turistik bir sefer değil... Nasılsa öylesi, yoksunluğu ve eziyeti ile. Olduğu gibisine talibim. Peki bütün bu fasıl nereden çıktı. Bu mersiye, aşk ilanı neyin nesidir? Anlatmalıyım.

‘COLOSSEUM VE GALISSEUM’

Bu Moskova’ya üçüncü gidişim. Bahattin Demirbilek’in davetlisiyim, bir günlüğüne. On yıl önce şirketi Esta’yı kurmuş. An itibari ile Mercedes Benz’in fabrika taahhüdünü yapmakta. Bu, dünyanın her yerinde, herkes için prestiji yüksek bir iş. Elbette o da gururlu. Anlatıyor: “Daha da büyüyeceğiz. Mühendislik donanımımızı çok geliştirdik . Artık küresel sıralamada en yukarılara tırmanıyoruz.” Bir Türk olarak seviniyoruz. İşini zamanında, hakkıyla yapan, takdir gören bir vatandaşımız. İlk müşterisini merak ediyorum: Sergei Galitsky. Galitsky, ilginç birisi. Henüz genç, yedi milyar dolara sahip. Ve bir dipnot. Fenerbahçe’yi eleyen takımın sahibi. Spor tarihimize geçen bu stadı, Demirbilek inşa etmiş. Mimar olarak itiraf etmeliyim: Bizim statlardan çok daha güzel... Stadın takma ismini tahmin edin? Galitsky Eski Roma mimarisine meraklı: Galisseum. Pekâlâ, o bir gün nasıl geçti. “Sibirya’yı nasıl dolaşmayı hayal ettiğimi” dedi idim. Sibiryalılar gibicesine. Mütevazı. Ama öyle olamadı. Çünkü bu Sibirya’da o yok! Moskova’da göze çarpar mutfak nerede diye yola düşüldü.

Rehberim Demirbilek. İlk kapı Siberia. Burası çok havalı. Doğrusu bu tarif doğru değil. Eksik. Siberia var ya; çok çok havalı! Kapının ardındaki holde iki şahıs beklemede. Benden 25 santim uzun, 25 santim genişler. İrice tosuncuklar içeri gelenleri süzmedeler. Nereye geldiğinizi fark edesiniz diye... Bizi locaya alıyorlar. Bu makbul bir şey. Çünkü giriş katı bir gece kulübü gibi. Görmediğiniz güzellikte kızların olduğu bir salon düşünün. Kabaca bir küp. Her kenarı on metre. Akşam yemeğine erkence, özellikle dokuzda gitmeyi istiyorum. Çok gürültü zor bir şey. Tahammülüm giderek düşmede... Üst kattaki locamızda şarap listesine bakıyorum. Her şey var. Bordeaux’dan Napa Valley’e... Aklınıza ne gelirse.

Fiyatlar? Böyle detaylara takılmayın. “Olur mu öyle şey” kategorisinde iseniz... Söz konusu mahalli terk etmelisiniz. Acilen... Yanlış yere herhalde yanlışlıkla geldiniz. Siberia’da kobe wagyu etten Kamçatka yengeçe. Her şey var. Kullanılan malzemenin kalitesi inanılmaz. Her mutfak meraklısı ve aşçıyı baştan çıkaracak düzeyde. Ezcümle; fahiş faturanın da bir özrü var. Siberia‘dan gece yarısı olmadan kalkan tek insan ben olmalıyım. Herkes tuhaf tuhaf bakıyor. Onlar daha yeni giriş yapıyorlar da. Kapının önünde şimdiye dek hiç duymadı- ğım Rolls Royce’lar. Anlatabildim mi? Bu Siberia başka: Burada tevazuya yer yok.

BEYAZ TAVŞAN KİM Kİ?

İşte burası Alice Harikalar Dünyası olmalı... John Le Carre meraklısıyım ya. Karşıdaki devasa kuleyi atlamak imkânsız. Sovyet Rusya’nın meşhur Dışişleri Bakanlığı... Bir binanın içinden koridor koridor kıvrılarak geçiliyor. Bu bir kestirme olmalı? Ve dedektörler bizi yokluyor. Nihayet asansördeyiz. Çatı katına tırmanılıyor. Asansör hazirunu tarassutta. “Bu da kim ola” bakışı... İçeri giriyoruz. Ama hele durun, giremiyoruz. Daha değil. Kapıdaki şahsiyetin bizi süzmesi... Akabinde ihtişamlı ciltli rezervasyon defterini karıştırması. Bu elzem arazi tatbikatı 10 dakika alıyor. O esnada uslu durmalısınız. Sonunda mesut an: Her canlının da bunu tadacağını sanmam. Kapıdaki mezalime takılıp da burayı hesaplı aşevi sanmayasınız. Burası dünyanın en iyi lokantalarından birisi. Kapıda öyle yazıyor. Hani bizim Mehmet Gürs 50’ye yaklaştı diye sevindirik oldu idik. Hatırlayasınız. İşte burası, White Rabbit yani Beyaz Tavşan daha yenilerde 23’üncü olmuş. O malum listeyi biliyorsunuz. Dünyanın en iyi elli lokantası mevzuu. Her neyse biz artık içerideyiz... Elhamdülillah ! İçerisi çok fiyakalı olma beyanında bir rüküş... White Rabbit şarap listesine bakıyorum. İlk aklıma gelen şu... Paris’teki bir zamanlar Taillevent’ının efsanevi kavından farkı yok. Elhak bu işi bilen biri hazırlamış. Müşteriler de ne ile dans edeceklerini farkında olmalılar... Mutfak terkibi nasıl mı? Öyle ya, dile kolay, dünya 23’üncüsü olmuş burası. Önce mahalli malzemelerin en iyileri ile yola koyulmuşlar. Sonrasında da küresel avantgarde eğilimlerle yoğrulması ile tarif olunmuş. Dersu Uzala coğrafyasından karaca eti ve envai çeşit mantar. Tamam mı? Hayır değil. Bu bizim komşu halkın da bize benzer halleri var. O güzelim, nadide mantar yelpazesi onları kesmiyor olmalı. Kimi tabağın üstünde trüf mantarı rendesi var. Üstelik henüz mevsimi de değil. Trüf mantarı kötü bir şey mi. Elbette değil. Tek diyeceğim şu: Şayet siz Karamazoff Kardeşler’den değilseniz... Keşke uzak dursa idiniz. Çünkü burası çok büyük bir kültürün başkenti. Moskova...

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ
Misafir - 3 gün önce - Cevapla
0 0 0
Bahattin Demirbilek olacak.