ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Rastgele bir bina seçiyoruz; her gün önünden geçtiğimiz türden bir akıllı bina. Yüzlerce insan çalışıyor, en az o kadar kişi de gün içinde çeşitli sebeplerle girip çıkıyor. İşyeri olması gerekmiyor, bu bina devasa bir alışveriş merkezi de olabilir. Dedik ya, herhangi bir yer... Oradakilerin hiçbirinin bilmediği bir gerçek var: İş yaptıkları, alışveriş ettikleri, restoranında yemek yedikleri, film seyrettikleri, spor salonuna inip koşu bandında ter attıkları bu binanın tepesinde, bir dizel jeneratör çalışıyor ve bu jeneratör havalandırma sistemi tarafından emilen egzoz üretiyor. Ve insanlar her nefes alıp verişte bu egzozu içlerine çekiyor. Burası belki de bir okuldur, bilemiyoruz.

Sadede gelelim... Sorsanız, kimse benzin, arsenik gibi kimyasallar içeren, uzun dönemde akciğer kanserini tetikleyen, kısa dönemde çok ciddi solunum rahatsızlıklarına ve psikolojik sorunlara sebep olan bu maddeyle iç içe yaşamayı istemez. Hele çocuklarının tüm günü böyle bir binada geçirmesini kabul edemez.

Ama gerçeği bilmediğimiz için bununla yaşamaya ses çıkarmıyoruz.

Gerçekleri konuşmaya devam edelim... Ömrümüz boyunca ciğerlerimize 500 milyon litre hava çekiyoruz. Bu hava başımıza bela, çünkü her yıl hava kirliliğinden 5.5-7 milyon kişi ölüyor. Bu rakam AIDS, trafik kazası ve diyabetten kaynaklı ölümlerin toplamından fazla. Yaklaşık 4 milyonu da kapalı alanda hava kirliliğinden kaynaklanıyor, özellikle gelişmekte olan ülkelerde.

Kapalı alan kirliliği gelişmiş ülkelerin de başını yakan büyük meseleler arasında yer alıyor. Avrupa ülkelerindeki hava kirliliğinin insanların yaşam süresini ortalama 1 yıl azalttığı düşünülüyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, büyük şehirlerde yaşayanların yüzde 80’i hava kirliliği limitlerini aşan bir havayı soluyor. Hepimiz açık havadaki kirliliğe odaklanmış durumdayız. Kapalı alanlardaki hava kirliliğinin sağlığa etkileri uzun vadede ortaya çıktığından ve insanların etkilenme düzeyi çok hassas düzeyde ölçülemediğinden, bu konuya dair çok araştırma yapılmıyor. Açık hava kirliliği üzerine yapılan araştırmalar, kapalı alan araştırmalarından 100 kat fazla. Anlayacağınız, durumun vahametinin farkında değiliz. Üstelik iç ortamların mahremiyeti sebebiyle oradaki durumu sistematik olarak izlemek zor, dolayısıyla yasal bir iç ortam hava kalitesi standardı da yok. Oysa Danimarka Teknik Üniversitesi’nden araştırmacı Jan Sundell başta olmak üzere sayısız bilim insanı bizi uyarıyor: “Biz aslında kapalı alan kirliliğinden hasta oluyoruz ve ölüyoruz!”

‘CAM AÇAMAZSIN’ DİYEN SENSÖR

‘İç ortam hava kalitesi’ kavramı 1970’li yıllarda, petrol krizi ve enerji darboğazının gündeme gelmesiyle ortaya çıktı. Yetersiz havalandırmanın yapıldığı, pencereleri dış ortama açılmayan, izolasyonlu binaların yapımı, sıkı enerji tasarruf politikalarının da desteğiyle, iç ortam hava kalitesinde önemli sorunlar yarattı. Ucuz maliyetli, sağlığımıza sayısız olumsuz etkisi olan inşaat malzemesi kullanımı binaları birer bakteri yuvası haline getirdi. Dahası, bilgisayarlar binaların ısı ve elektromanyetik radyasyon yükünü artırdı.

Aslında hava kalitesi, bina yapımında öncelikli hususlar arasında olmadı hiçbir zaman. Harvard Üniversitesi’nde çevresel ve sağlık temalı araştırmalar yapan Joseph Allen’a göre yeni jenerasyon binalar problemli, çünkü enerji tasarrufu adına 1950’lerden bu yana hava geçirmez binalar inşa ediliyor. Karbondioksit ve havayı kirleten diğer kimyasallar da durumu iyice içinden çıkılmaz hale getiriyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 1984’ten beri dünyadaki yeni binaların yüzde 30’undan fazlasında kapalı alan hava kalitesi şikâyetleri görülüyor. Allen, “Neyse ki bazı mimarlar iç hava sorununu gözetmeye başladı” diyor. New Yorklu mimarlık firması CookFox buna bir örnek. Manhattan’daki Bank of Amerika Kulesi’ni tasarlayan firma, personel için en iyi sağlık şartlarını hedeflemiş. Özel filtreleriyle havadaki partiküllerin yüzde 95’e yakını yok ediliyor. Çalışanlar dilediklerinde bu seviyeleri görüp kontrol edebiliyor. Firma, şimdi Manhattan’da açık ve kapalı alanlarda partiküler maddelerin oranını gösteren ve camı açmanın doğru olup olmadığı uyarısını yapabilen akıllı binalar tasarlıyor. Özetle, karbondioksit seviyesini kontrol edebilen ve havalandırmanın otomatik olarak devreye girdiği akıllı binalar yolda. Toplantı odasında karbondioksit seviyesi fazlaysa uyarı veren bir sistem kuran San Franciscolu şirket Aclima da bir diğer öne çıkan örnek.

HAVAYI TAM OLARAK NE ZEHİRLER?

Peki kapalı ortamlarda havayı ne zehirler? Aklınıza ilk olarak kapalı alanda içtiğiniz sigara geldi eminim... Ama kapalı mekân hava kirliliğinin tek kaynağı sigara değil. Hollanda Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü’nden Erik Lebret’e göre, kapalı mekânlardaki havanın kalitesi pek çok faktörden etkileniyor. İşin içinde belki bugüne kadar hiç duymadığınız bileşenler var.

Biraz daha ayrıntılı bakalım... Gaz, toz ve buhara maruz kaldığımız iç mekânlardaki hava kirleticilerin başında uçucu organik, inorganik bileşikler ve solunabilir toz partiküller gelir. Katı yakıt kullanımına bağlı olarak da ortaya çıkabilen kapalı ortam hava kirliliği, kadınları ve küçük çocukları daha çok etkiler. Uzmanlara göre, ciğerlerimize çektiğimiz en öldürücü yüzer-gezer partiküller, en küçük olanlar. Ağır sağlık sorunlarını tetikleyen bu parçacıklardan biri PM10, yani çapı 10 mikrometreden küçük parçacıklar; diğeri PM2.5, yani çapı 2.5 mikrometreden küçükler. Önemli olan bu parçacıkların teneffüs ettiğimiz havadaki yoğunluğu. Yani 1 metreküpte kaç mikrogram parçacık olduğu. Miktar belli bir seviyenin üstüne çıktığında sağlık sorunları alarm vermeye başlıyor.

PM2.5 en tehlikelilerinden, kalp krizi ve akciğer hastalıkları başta olmak üzere pek çok sağlık problemini tetikliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada havadaki bu partiküler maddelerden ötürü her yıl 800 bin erken ölüm yaşanıyor. Bu da aslında önde gelen 13’üncü ölüm nedeni.

‘SİHİRLİ MİNERAL’ DEĞİL, ‘ÖLDÜRÜCÜ TOZ’

Büyük sorunlara neden olan başka kapalı hava kirleticiler de yok değil. Karbonmonoksit ve ‘uçucu organik bileşikler’, dünyayı sayısız hastalığa gebe bırakıyor. 1980’den beri ABD ve Avrupa’da kullanımına özel izinler getirilen kirleticilerden asbest, 19. yüzyıldan sonraki endüstri devriminde “sihirli mineral” olarak bilinirken, 20. yüzyıldan sonra kanserojen olduğu anlaşılınca “öldürücü toz” olarak anılmaya başlandı. Akciğer ve mide kanserini tetiklemesinden ötürü şimdi ancak yapıştırıcı, asfalt, yapı ve yalıtım malzemesi olarak kullanılabiliyor. Bir diğer kirletici, radon gazı... En büyük kaynağı, binaların temelindeki toprak ve kayalar. Radon ve diğer gazlar binanın altında basınç oluşturuyor. Biriken gazlar binaya, zeminden, çatlak ve boşluklardan veya su şebekeleri vasıtasıyla sızıyor. Radon, günümüzde ABD’de akciğer kanserinin ikinci temel sebebi. Uçucu organik bileşiklerden benzen ve formaldehit de birinci sınıf kanserojen maddeler.

İŞ YERİNDE HAVA KALİTESİNİ EN ÇOK NE ETKİLER?

-Binanın bakım sorunları olması
-Alçak tavanlar ve 2.5 metreden yüksek tavanlar
-Binanın havalandırma ve ısı kontrolünün tek merkezden yapılması
-Binanın 15 yıldan eski olması
-Geniş alanlarda halı kullanımı
-Ortamda nemin düşük olması
-Dış ortam havasının içeriye az ya da çok girmesi
-Sigara içilmesi

KÖTÜ HAVA APTALLAŞTIRIYOR

Hava kalitesi beyni de etkiliyor. Geçen yıl hava kalitesiyle zihinsel fonksiyonlar arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bir araştırma, Environmental Health Perspectives Dergisi’nde yayımlamıştı. Harvard Üniversitesi’nden Joseph Allen ve ekibine göre iyi havalandırmaya sahip, karbondioksiti ve uçucu organik bileşikleri az olan binalarda kişilerin zihinsel aktiviteleri yüzde 61, bilgiyi amacına uygun kullanma yeteneği yüzde 172-299, strateji yapma yeteneği de yüzde 183-288 İşyerinde hava daha fazla oluyor.

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000