Betül Memiş

Betül Memiş

[javascript protected email address]

"Ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın"

16 Ağustos 2010 Pazartesi, 09:44:59Güncelleme: 09:44:59

memisbetul@gmail.com

Pazartesi sabahına çok güzel (hafta başına gaz mahiyetinde, ilaç gibi gelen) bir mail ile uyanıyorum. Naçizane, öylesine dilim döndüğünce buraya döküldüğüm yazılara istinaden, bir ‘habertürk.com’ okuyucusundan gelen mail; Neyzen Tevfik’in şiiriyle bitiyor, şiiri sizinle paylaşmak istedim. Belki size de iyi gelir…

“Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama / Biraz duraksa, neler olup bittiğine anlam verme / Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi / Ve varlığın ile buluşamadı / Sorun yok, sadece bekle / Güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir / Çiçekler açacaktır / Rüzgâr esecektir / Ve yağmur yağacaktır, zorlamaya gerek yoktur / Olması gereken kendiliğinden olur / İzlemene devam et, şahitlik güzeldir / Hem olayın dışındasındır hem de içinde / O bir dengedir / O anlamlıdır / Şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş / Güzellik olanların içinden filizlenecektir; zorlamaya gerek yoktur / Olması gereken kendiliğinden olur / Hayat üç buçukla dört arasındadır / Ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın”

Radyonun uyandırma frekansından yükselen ses ise Fransızlar’a neden hayran olduğumu bir kez daha hatırlatan; Hayatı boyunca dünyanın hemen hemen her yerinde şarkı söylemiş ve dans etmiş bir maceraperest Zaz, nâm-ı diğer Isabelle Geffroy. Ve odayı şenlendiren eğlenceli şarkısı: “Je Veux”. Hemen siz de açın-ız müziğinizin sesini ve öylesine bulunduğunuz merkezin camından uzatın meraklı retinalarınızı, hayatın dublaj seslerini çizmeden… Hadi bakalım başlıyoruz…

OKSİJEN ÇARPMASI…
‘Bu akşam ve yarın gece alemde neler var?’ şeklinde, tam ajandaya bakıyorken, işte günün ilk telefonu da çalıyor; “Oksijen çarpmasından döndük, Datça her zaman ki gibi süperdi” diyen bir ses… Ünlü tarihçi Strabon'un: "Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse, Datça Yarımadası'na bırakır" dediği, nefis coğrafyamın “en şahane memleketi” Datça, hafta sonu edebiyat meraklılarını yazım ustalarıyla buluşturdu. Yazının üstadı Can Yücel Müze Evi ziyaretiyle başlayan şenlik, müzik, şiir, edebiyat, sergi ve seminerlerle devam etmiş. Telefondaki “Keşke sen de gelseydin” diyen bünyeye istinaden, Datça neredeyse her ay farklı bir şenliğe ev sahipliği yapıyor, belki sizin de yolunuz düşerse bir uğrar, Can Baba’nın mezarına çok sevdiği günebakan çiçeklerinden bırakıp, selam edersiniz. Bu yaz rotamda Datça yoktu ama sonbaharda ne olur bilinmez. Bakarsınız hafta sonu kafa tatili verip, kendimize kaçarız, üç günlük dünya mahlasında. (Bu arada yarın gece, saat 21.00’de, Topkapı Sarayı’ndayız! “Ramazan’da Caz” etkinliği kapsamında, usta caz piyanisti Ahmad Jamal ve grubu sahne alacak. Biletler: 45 ve 30 TL. Tel: 216 556 98 00)

NICK HORNBY’DEN “31 ŞARKI”
Sizi bilmem ama ben, birkaç kitabı bir arada okuyanlardanım. Böylelikle dağınık zihnimi daha kolay toparlayabildiğime inanıyorum. İhtimal bu beynimin bünyeme yaptığı bir aldatmaca ama… Uykuyla aram hiç iyi olmadığından, kitaplarla zamandan tasarruf edebiliyorum diyelim. Şimdilerde kadrajımda olan kitaplardan bir tanesi de; “Sinema yalnızca toplum üzerine bir fikir sunmaz, resmettiği toplumun ayrılmaz bir parçasıdır” cümlesiyle yola çıkan Bülent Diken ve Carsten Bagge Laustsen’in yazdığı “Filmlerle Sosyoloji” adlı çalışması. 232 sayfalık kitabın sunuşunda ki Slavoj Zizek’in şu yazısı kitap hakkında size fikir verebilir kanısındayım; "Filmler yalan söylerken bile toplumsal yapımızın can evindeki yalanı söylerler. Bu nedenle, elinizdeki kitabı yalnızca filmlerin toplumsal gerçeği nasıl yansıttığı ya da meşrulaştırdığıyla ilgilenenler değil, toplumlarımızın nasıl olup da kendilerini ancak filmler aracılığıyla yeniden ürettiği konusunda fikir sahibi olmak isteyenler de okumalı. Uzun lafın kısası, tam da bu sebepten dolayı “Filmlerle Sosyoloji”yi hemen hemen herkes okumalı.”

Gelelim bellek açıcı etkisiyle beni benden alan diğer bir yazarın kitabına; “…Klasik müziği sevmiyorum (en azından, ondan etkilenmiyorum) çünkü kilise müziğine benziyor; çünkü, en azından benim kulağıma göre, bir günü, bir haftayı, bir hayatı oluşturan ufak duygularla ilgilenmiyor; çünkü geri vokaller, bas yürüyüşleri, gitar soloları yok; çünkü klasik müziği sevdiğini iddia eden pek çok insan aslında hiçbir müzik türünü (ya da kültürü) sevmiyor; çünkü ben başka bir şey dinleyerek büyüdüm; çünkü bana bir şey hissettirmiyor; çünkü ben dinlediğim müziğin olduğundan daha ‘iyi’ olmasına ihtiyaç duymuyorum – harika, gürültülü, diğer her şeyi bastıran, akıl dolu bir saksafon solosu benim işimi görüyor. Bu yüzden benim cenazemde (Van Morrison’ın) ‘Caravan’ çalınacak…” diyen, kendine has yazım üslubuyla her daim edebiyatsever bünyeyi ihya eden Nick Hornby.

Nev-i şahsına münhasır, ‘okurlarına ve kendine sadık’ bir bünye Nick Hornby’in 117 sayfalık, son kitabı “31 Şarkı”, Sel Yayınları’ndan çıktı. Ve ben de bir kitap kurdu-yum minvalinde, hemen edinerek, bir çırpıda okuyup, naçizane dökülmek istedim, bana verilen bu alanda. Kim bilir Hornby’e hâlâ ısınamayanlar vardır ve belki bu yazı, bir ısındırma turu mahlasında kafada aydınlatma yaptırabilir... Yazım üslubuyla tüm dünyada haklı bir ün kazanmış, yazdığı her kitapla takipçilerinin kitapçılara koşmalarına neden olmuş (1957 - İngiltere doğumlu) yazarın; ‘Futbol Ateşi’, ‘Ölümüne Sadakat’, ‘1 Bir Erkek Hakkında’, ‘İyi de Nasıl?’, ‘Düşerken’ ve ‘Çat’ adında altı romanı, ‘Hece Cümbüşü’ ve 'Shakespeare Para İçin Yazdı'  adında üç deneme kitabı, 'Melekle Sohbet' adında editörlüğünü yaptığı bir öykü seçkisi ve dilimize 'Aşk Eğitimi' olarak çevrilmiş, 'An Education' adında bir senaryosu var.

Çevirisini Betül Kadıoğlu’nun yaptığı kitapta Hornby, bu kez şarkıların içinden, onların açtığı pencerelerden hayata bakıyor. Hornby’nin bazen dünyayı, bazen kendi hayatını, bazen de anılarını anlattığı kitap, yazarın 31 şarkı için yazdığı denemelerden oluşuyor. Başta da kitaptan girişini yaptığımız cenazesinde Morrison’ın “Caravan”ı çalınmasını istediğinin sonucundaki endişesini şöyle özetliyor Hornby: “Caravan’ın cenazemde çalınması konusunda beni endişelendiren tek şey yaylı faslı. İnsanlar bunu duyduklarında benim klasik müziğe taviz verdiğimi düşünecekler mi? Kendi kendilerine ‘Herkes gibi tam da sonuna geldiğinde inançlarına sahip çıkma cesaretini kaybetmesi ne acı’ diyecekler mi? Böyle düşünmelerini istemem...”  Hornby, yaşamını olduğu güzellikte yaşamaya devam ediyor öyle ki sonunda cenazesinin melodisine karar veriyor. Peki ya siz, her dem âlâ yaşıyorsunuz da cenazenizde hangi müziğin çalınmasını isterseniz, hiç düşündünüz mü?
 
                                     ***

HAZIRLANIN NEPAL’E GİDİYORUZ!
Fotoğraf meraklılarının buluştuğu adreslerden Fototrek Fotoğraf Merkezi, 29 Ağustos-12 Eylül tarihleri arasında, tadında bir keşfe daha davet ediyor. Uzak coğrafyaların gizemini fotoğraflayıp, ölümsüzleştirmeye çağıran Fototrek, “Yola bir kez çıkılmışsa eğer, maceralar, sözleşmelerin bittiği yerde başlar” cümlesini de üst başlığı yaparak, fotoğraf tutkunlarını Nepal’e çağırıyor. Nepal hariç rotada ne var diyenlere; Kathmandu, Bakhtapur, Patan’dan sonra Himalayalar’ın eteklerindeki Pokhara… Gezi programı için hâlâ bir şansınız var. Daha fazla bilgi için: (212 251 90 14)

GÖRMELİ – GEZMELİ
** Fransız Kültür Merkezi, 13 Eylül’e kadar “Yüzde Yüz” adlı çizgi roman sergisine ev sahipliği yapacak. Çizgi romanın tarihsel birikimi ile yaratıcılığı bir araya getiren sergi, günümüz önemli çizerlerini, onların çizgi roman alanındaki selefleriyle bir diyalog içerisinde buluşturuyor. Enki Bilal, Yves Got, Lorenzo Mattotti, Moebius ve Albert Uderzo bu isimlerden sadece birkaçı. Tel: (212 393 81 11)

** Balat Kültür Evi’nde, 30 Ağustos’a kadar Aslı Vural’ın “Sky Is The Limit?” adlı resim sergisini görebilirsiniz. Tel: (212 531 00 57)

Diğer Yazıları

Ama kuş olmak zorunda değil ki!

  • Yayın Tarihi: 15/04/14 10:46
  • [javascript protected email address]
"Atlas eğer isterse dünyayı yer bırakıp, ortalıktan kaybolabileceği bilgisine sahipti; ama yalnızca bu fikre sahip olmasına izin vardı." En üstadım Franz Kafka böyle nidalanıyordu bi vaktiler dediğimiz 1880'lerin sonunda, aynı gökyüzü altını...
Devamını Oku

Ölmek ne garip şey anne…

  • Yayın Tarihi: 07/04/14 09:39
  • [javascript protected email address]
Cumartesi Anneleri, 469. haftasında, 1995 yılında, gözaltına alındıktan sonra kaybedilen cenazesi kimsesizler mezarlığında bulunan Hasan Ocak’ın faillerini sordu...
Devamını Oku

Her şeyi düzeltecek bir kahramanı beklemek…

  • Yayın Tarihi: 01/04/14 11:57
  • [javascript protected email address]
"Siz hâlâ Don Quijote'yi (Don Kişot) Cervantes'in yazdığını mı sanıyorsunuz? Oysa Cervantes bile kitabın asıl yazarının Seyyid Hâmid Badincani olduğunu, Don Quijote'yi onun el yazmalarından oluşturduğunu itiraf etmişti... Bu zamana kadar Godot'yu...
Devamını Oku

Küfrederek tiyatroya gitmeyen adamlar olacak...

  • Yayın Tarihi: 25/03/14 10:01
  • [javascript protected email address]
Tiyatro Hal’den Güney Zeki Göker, Serkan Altıntaş ve Iraz Yöntem ile en uslusundan bir kelama düştük, işte en uzunundan ortaya saçılanlar…
Devamını Oku

Huzursuzluğumuz umudumuzdur…

  • Yayın Tarihi: 18/03/14 11:12
  • [javascript protected email address]
"Başka türlü bir şey'i arayan ama ne onu var edecek kadar güçlü ve cesur, ne de onu unutacak kadar ikiyüzlü olan..." "Sabah kalktığımda yine yeni bir insan olarak hayata başlıyorum. Başarılı bir iş kadını, iyi bir sevgili, iyi bir vatandaş, kazanmayı...
Devamını Oku
Tüm Yazıları