SON DAKİKA
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.

Saat ve zaman!

11 Eylül 2016 Pazar, 09:46:12 Güncelleme:09:46:46
Muhsin Kızılkaya

Muhsin Kızılkaya

Çok uzun bir süreden beri memlekette uygulanmakta olan “kış saati uygulaması” bu sene olmayacak.

Yaz mevsiminde hangi saatle idare ettiysek, kışın da öyle idare edeceğiz.

Bu haberi duyunca aklıma nedense ilk önce Ahmet Hamdi Tanpınar’ın çok mühim romanı “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” geldi. Kahramanlarından birisinin soyadı “Ayar”dır.

Hayatımızda ne çok yeri var şu “ayar” kelimesinin... Saatleri ayarlarız, sevmediklerimize “ayar” veririz, hükümete “ayar” vermeye kalkışırız... İlle de “ayar” ve de bizim istediğimiz gibi bir “ayar” olsun isteriz...

Tanpınar sözünü ettiğim romanın girişinde, “Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır. Bu da gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur” diye çok hikmetli bir laf eder. Bu cümleyi okuduktan sonra nasıl bir anlatıyla karşı karşı olduğunuzu anlar, kendinizi ona göre romana “ayarlarsınız”.

Tanpınar’a göre “ayar, saniyenin peşinde koşmaktır”.

*

Aslında yaz saati ile kış saati uygulaması bize Batı’dan gelmedir. Mesela her açıdan birbirimize çok benzediğimiz Rusya’da böyle bir uygulama yok.

Batı’dan Doğu’ya doğru gittikçe insanın “zamanla” ilişkisi değişmeye başlar.

Batı sıkıştırılmış, Doğu geniş bir zamanı yaşar...

Herhangi bir Anadolu köyünde bir yolun uzaklığını sorarsanız eğer ilk karşınıza çıkan insana, zaman konusunda ne kadar “ketum” davrandığını göreceksiniz. Yolunuz düşerse oralara, siz siz olun, tarif ettiği zaman neyse, onun üstüne iki kat koyun, öyle çıkın yola...

*

Zaten kudretli romancı Tanpınar da kitabında aslında bu ezeli meselemize el atar. Doğu ile Batı arasındaki sıkışıklığımızı, modernleşme sürecini algılama biçimimizi saatler ve zaman üzerinden hicvederek anlatır bize. Saat ve insan, saat ve İslam, saat ve yaşadığımız bütün dünya...

Zaten zaman, büyük romancının en çok uğraştığı kavramdır.

Der ki: “Saat bir vasıta, bir alettir. Tabii mühim bir alettir. Terakki saatin tekamülüyle başlar. İnsanlar saatlerini ceplerinde gezdirdikleri, onu güneşten ayırdıkları zaman medeniyet en büyük adımını attı. Tabiattan koptu. Müstakil bir zamanı saymaya başladı.”

Yani aslında üstat, “sahibinin en mahrem dostu olan, bileğinde nabzının atışına arkadaşlık eden, göğsünün üstünde bütün heyecanlarını paylaşan, hülasa onun hararetiyle ısınan ve onun uzviyetini benimseyen, yahut masasının üstünde, gün dediğimiz bütünü onunla beraber bütün olup bittisiyle yaşayan saat” denilen alet, bize saatin kaç olduğunu söylüyor söylemesine de, ya zamanı? Zamanı gösteren bir alet var mı?

O yüzden saate baktığımızda, her zaman ya erken, ya da geç bir zamanı gösterir ve hayatımızı ya rehavet içinde ya da acele yaşamamıza sebep olur.

*

Ölümünden sonra ülkemizde yayınlanan son kitabı olan “Doğu Avrupa’da Yolculuk” adlı gezi kitabında Gabriel Garcia Marquez, tam da anlattığım meseleye değen çok hoş bir saat hikâyesi anlatır.

1950’li yıllarda iki arkadaşıyla “demirperde” ülkelerini kapsayan üç aylık gezi sırasında yolu Prag’a düşer. Sosyalist ülkeler arasında “Avrupalı hayattan” vazgeçmeyen tek ülkenin Çekoslovakya olduğunu söyler. Bunun sağlamasını yapmak için de arkadaşıyla birlikte saatleriyle oynarlar. İkisi de saatlerini iki saat ileri alır ve metroya binerler. Kolunda pırıl pırıl parlayan, altın kaplamalı saati çok uzaktan kendisini belli ediyor. Yanındaki yolculardan birisinin gözü Marquez’in saatine ilişir, saat 2’yi gösteriyor. Döner kendi saatine bakar, saat 12’dir. Adam panik içinde başka bir saat aranırken, Marquez’in arkadaşının kolundaki saate gözü ilişir, o da 2’yi gösteriyor. Yolcu panikler, hemen o sırada duran trenden iner ve koşmaya başlar.

Aynı saat oyununu bu kez Moskova’da oynarlar. Yine saatlerini iki saat ileri alırlar. Ama bu kez hiçbir Rus saatin kaç olduğuyla ilgilenmez. O yıllarda Moskova’da herkesin kolunda saat yok, iyi bir saate sahip olmak kolay değil... Marquez’in altın kaplamalı saati saatsiz kolların içinde bas bas bağırıyor. Ama hiçbir Rus saatin hangi zamanı gösterdiğine bakmaz. Varsa yoksa, kolunda bu kadar güzel ve pahalı bir saati taşıyan adamın kim olduğuyla ilgilenirler.

Saat Avrupa’da zamanı, Doğu’da statüyü gösterir. Yoksa pahalı saatler ile ucuz saatler farklı zamanı göstermez.

Elias Canetti, “İnsanın Taşrası” adlı hatıratında, “Saatler zarifleştikçe zaman daha tehlikeli oluyor” der.

*

Şu bayram arifesinde kış saati uygulamasından bahsedeyim derken, “saat” kelimesi bakın beni alıp nereye götürdü? Saate dair yazı bile olsa, hayatımdan birkaç saati alıp götürdü.

Şimdiden bayramınız mübarek olsun!

BU YAZIYA İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER

DİĞER YAZILARI


TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN