Son Dakika
08.01.2018 - 09:56 | Güncelleme:

Büyük ailemizin babası öldü!

 

Münir Özkul her defasında bu topraklarda doğmuş büyümüş, buranın suyundan içmiş, ekmeğinden yemiş, çok yerli, çok hisli, çok girişken birbirinden farklı pek çok karakterle karşımıza çıktı. Neredeyse hep birlikte ondan bir “Büyük Nasihatçı” yarattık. Onun sözüne kulak verdik, onun söylediklerini söylemeye çalıştık, onun yaptıklarına öykündük.

İki tane Münir Özkul vardı. Biri gerçek Münir Özkul ki, geçen mübarek cuma günü Hakk’ın rahmetine kavuştu... Bu Münir Özkul’u, yakınında yer almış, evine girmiş çıkmış, beraber tiyatro sahnesinde boy göstermiş, aynı filmin setinde bulunmuş yakın arkadaşlarının dışında pek tanımayız. Hakkında bildiğimiz en önemli şey, alkol meselesi yüzünden birkaç kez akıl hastanesine girip çıkmış, oynadığı yüzlerce filme ve tiyatro oyununa rağmen geçim sıkıntısı çekmiş, en son 1996’da yakın arkadaşı Kemal Sunal’ın girişimiyle düzenlenen bir “saygı gecesinde” toplanan paralarla Sıraselviler’de bir ev sahibi olmuş. Halkevlerinde  yetişmiş,

İlk evliliğini manken ve sinema oyuncusu Suna Selen’le yapmış, bu evlilikten Güner adında bir kızı olmuş, ikinci evliliğini kendinden yaşça çok küçük Umman Hanım’la yapmış, 1953 tarihli Türk sinemasının ilk renkli filmi olan Hırçın Kız’da rol almış, 1971’de aldığı Dümbüllü’nün Kavuğunu 1989’da Ferhan Şensoy’a devretmiş, kadınların kendisini “yağmurda kalmış sokak köpeği bakışları yüzünden sevdiğini” söyleyen bir adam...
Yani gerçek Münir Özkul...

Öteki Münir Özkul’u ise hepimiz tanıyoruz. Hemen hemen her şeyine aşinayız. Bizden biridir. Tanıdıktır. Babamız, amcamızdır, dayımızdır, akrabamızdır. Tam tamına neredeyse 70 yıldan beri çolukçocuk, kadın-erkek, çoban-işçi, ağa-patron, zengin-fakir milletçe hep birlikte o Münir Özkul’u baş tacı ettik, evimizin en rahat minderini ona ayırdık... Ve her defasında bu Münir Özkul, bu topraklarda doğmuş büyümüş, buranın suyundan içmiş, ekmeğinden yemiş, çok yerli, çok hisli, çok girişken birbirinden
farklı pek çok karakterle karşımıza çıktı.

Aslında hepsinin toplamından zaman içinde bir tek adam yarattık, onu sinemanın perdesinden, tiyatronun tozlu kulislerinden alıp ta yukarılarda bir yere yerleştirdik. 

ONDAN BİR ‘BÜYÜK NASİHATÇI’ YARATTIK
Neredeyse hep birlikte ondan bir “Büyük Nasihatçı” yarattık. Onun sözüne kulak verdik, onun söylediklerini söylemeye çalıştık, onun yaptıklarına öykündük.

Peki o Münir Özkul ki, kah Kel Mahmut, kah Tahir Baba, kah Kamil Bey, Yaşar, kah Rıza, kah Kazım Efendi olarak karşımıza
çıkarken bize ne gibi sihirli sözler söyledi ki, neredeyse 50 yıldan beri onu unutmuyor, bugün vefatı üzerine topyekûn hep birlikte ölümüne bu kadar üzülüyor, ardından bu kadar güzel laflar ediyoruz. Bize ne verdi de bugün onu yere göğe sığdıramıyoruz?

Nasihat, kolay verilen, ama zor alınan bir şeydir. Münir Özkul işte bu zorluğu başardı. Dinimiz İslam’ın bize buyurduğu kuralların dışında, hepimizin üzerinde anlaştığı ortak bir davranış kalıbına girmediğimizi söylesem, sanırım çoğunuz hak verecek bana. Birimiz için siyah, ötekimiz için beyazdır. Birimiz “Dayak kötü şeydir” diyor, bir başkası “Dayak cennetten çıkmadır” diye ısrar ediyor. Birimiz çocuklarımızın icatlar peşinde koşmasını isterken, berikimiz çocuğunu “Başımıza icat çıkarma” diye dövüyor, birimiz reşit olmamış kız çocuklarını evlendirmek pedofilidir diyor, bir başkası 9 yaşında evlendirmek caizdir diyor. Bu listeyi sabaha kadar uzatabiliriz.

İddia ediyorum, eğer bugün adı konmuş ortak bir davranış şekline göre hareket ediyor, ortak ahlak kuralları konusunda birbirimize bir hayli yaklaşmışsak, bunun önemli bir kısmını Münir Özkul’a borçluyuz.

Bizi ortak bir noktada buluşturan Münir Özkul’un büründüğü “Büyük Nasihatçı” nasıl bir tiptir peki?

Her şeyden önce namuslu, şefkat sahibi, iyilik sever, saf, dürüstlükten ödün vermeyen, fedakâr, kadirşinas, hamiyetperver, idealist, insancıl, sert görünüşün altında yumuşacık bir kalp taşıyan bir yönetici, eski İstanbul beyefendisi, alicenap,dirayetli, feragat etmesini bilen, mütevazı, kanaatkâr, haksızlığa itiraz eden, zorbalığa karşı çıkan, tokgözlü, helal süt emmiş, samimi,
bağışlayıcı, kalendermeşrep,çorabı delik olsa bile çocuğunu okula harçlıksız göndermeyen bir adamdır.

REPLİKLERİ HEPİMİZİN HAYATINA BİR DAHA ÇIKMAMACASINA YAPIŞTI

Fakir ama gururlu aile babasıdır bazen. Bazen yalnız ama mutlu, kederlendiğinde de 32 dişiyle gülebilen bir adam. Bazen disiplinli ama adaleti elden bırakmayan, öğrencilerinin her yaptığı haylazlıktan bile affedici bir yön bulup çıkaran, iş tercihe gelince her durumda öğrencilerinden yana tercihini yapan bir müdür. Bazen de kalbi tertemiz bir hırsızdır mesela. Bazen ödün vermez kuralları olan mağrur bir dilenci, bazen de her durumda evde kalmış kızının mutluluğunu görmek için çırpınan yumuşak kalpli bir kız babasıdır. Bazen hayat gailesi içinde kalbinin ışığıyla karısını seven bir kocayken, bazen de yalancı kayınçosunu herkesin içinde “Atma Rıza” diye madara edecek kadar dürüst bir adamdır.

Bu hasletlere haiz birisini hangimiz sevmeyiz ki? O yüzden o ağlayınca biz de ağladık, o gülünce biz de güldük, o âşık
olunca biz de aşka düştük.

O yüzden onun, “Artık kendimiz yokuz, seyircimiz de kalmadı, ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar” dediği replikleri hepimizin hayatına bir daha çıkmamacasına yapıştı.

Okuldan kaçan çocuklara ceza verdikten sonra ona küsen öğrencilerine seslenen Kel Mahmut’un şu tiradı mesela:

“Hocanızla konuşmuyorsunuz demek. Naaptım size çocuklar? Okuldan kaçtınız, hem de alay edercesine, ‘Aferim’ mi  diyecektim? Düşman gibi bakmayın bana; ömrüm boyunca öğrencilerim hep böyle baktılar yüzüme, alışığım. Bense onlara
sadece güzel şeyler öğretmeye, doğru yolu göstermeye çalıştım. Ama arkama baktığım zaman pek de başarılı olmadığımı
görüyorum. Koca bir ömrü Anadolu’nun o köşesinden bu köşesine sürülmekle tükettim. Ne zaman bir öğrenciye hatası için ceza versem; karşımda ya anlayışsız, kodaman bir veli ya da bana çok ileri gittiğimi söyleyen bir idare adamı gördüm. Oysa
benim istediğim o çocukların sorumluluk duygusu öğrenmeleri ve görevlerini yapmalarıydı. Mutlu olmam için bu bana yeterdi ama olmadı. Hayatımı bir hiç uğruna ziyan ettim. Bu yaştan sonra da yanıldığımı itiraf etmek zor geliyor. Ömrümün geri kalan günlerini de gene eskisi gibi öğrencilerime, yani sizlere, doğruyu, güzeli öğretmeye çalışarak geçireceğim; hiç ümidim olmasa da.”

‘ÖMRÜNDE BİR KARINCAYI BİLE İNCİTMEMİŞ OLAN BEN, YAŞAR USTA, HİÇ DÜŞÜNMEDEN...’

Veya zengin kızının fakir oğluyla evlenmesine izin vermeyen, ailenin başına dededen kalma ahşap köşkü yıkmaya çalışan Sami Bey’in karşısına dikilip söylediği şu sözler:

“Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Paran var, pulun var, her şeyin var. Binlerce kişi çalışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu, karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak? Ama nasıl yakışmasın! Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören. Anlamıyor musun beyim, bu  çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama, sevgiyi öğretmeye çalışıyorum. Hıh,
sen, büyük patron, milyarder, fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm! Ben, Yaşar Usta! Sen
benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun? Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma! Dokunma gelinime! Eğer  onların kılına zarar gelirse, ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar Usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! Anlıyor musun, vururum ve dönüp arkama bakmam bile!”

Veya eğitimden çok öğrenci velilerinden kazanacağı parada gözü olan okul müdürüne söylediği, “Ben tüccar değilim,  eğitimciyim!” sözüne ne demeli? Ya da, küsüp evden giden karısına söylediği, “Sen benim ayağıma gelmedin ama, ben senin
ayağına geldim işte” demesi...

Rastgele filmlerinden aldığım bu meşhur repliklerin hangisini duyduğumuzda tüylerimiz diken diken olmamıştır ki...

BİRBİRİMİZDEN ESİRGEDİKLERİMİZİ ONUN AĞZINA YERLEŞTİRDİK

Birbirine karşı bu kadar hoyrat, bu kadar nobran, bu kadar acımasız, çocuk ölümlerine her gün seyirci kalan, sokak ortasında
kadınların taamüden öldürüldüğü bir memlekette, birbirimizden esirgediğimiz bütün makul davranış şekillerini, birbirimize
karşı kullanmaktan imtina ettiğimiz bütün güzel sözleri yıllar yılı biriktirdik biriktirdik, hepsini deste deste yapıp Münir  Özkul’un ağzına yerleştirdik.

O da hepimiz adına bize o kadar güzel anlattı ki...

Dönüp kendimize bakıyoruz bugün, ölen Münir Özkul değil, vicdanımız, iyi tarafımız olduğunu görüyoruz.

Koca bir neslin, büyük aile babasıydı ölen. Bir de kirlenmemiş iyi yanımız!


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
  • Misafir 12 Ocak 2018 Cuma 15:54
    gerçekten harika atlatmışsın ağzına sağlık
Kalan karakter : 2000
Hava Durumu
Pazar 26 MPH 12°
Yağmurlu