SON DAKİKA
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.

Lawrence’in Cerablus macerası hakkındaki iddiaların doğrusunu bir de benden dinleyin

04 Eylül 2016 Pazar, 03:27:12 Güncelleme:08:45:36
Murat Bardakçı

Murat Bardakçı

 İngiliz casus Lawrence ile patronu, hocası ve Ortadoğu’nun sınırlarını çizen İngiliz istihbaratçı Gertrude Bell’in 1909’dan itibaren sık sık gittikleri Cerablus’taki faaliyetlerinin kısa öyküsü...

 Cerablus’u terörist gruplardan temizlemek maksadıyla başlattığımız harekât devam ederken, ortaya İngiliz casus Lawrence’in Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalama plânlarını yapmaya burada başladığı şeklinde bir iddia atıldı ve söylenti yayıldı. Bu iddia yanlıştır, zira Lawrence 1911’de Cerablus’a gittiği sırada henüz 23 yaşındadır ama oraya daha önceleri giden çok önemli bir başka kişi vardır: Lawrence’in patronu olan ve Ortadoğu’nun haritasını cedvelle çizen “Çöl Kraliçesi” Gertrude Bell...

 Cerablus ve çevresini terörist gruplardan temizlemek maksadıyla başlattığımız harekâtın hemen ardından bir söylenti yayıldı:

 Operasyon bölgesinin, özellikle de Cerablus’un 1910’ların başında Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılması maksadıyla başlatılan faaliyetlerin ilk merkezlerinden olduğu ve meşhur İngiliz casusu Lawrence’in Türkiye’yi yıkma faaliyetlerinin ilk adımını da Cerablus’ta attığı...

 Güvenlik uzmanı Mete Yarar’ın ileri sürdüğü iddia günlerden buyana konuşuluyor, haber sitelerinde ve sosyal medyada bol bol yazılıyor ama söylenenlerde hatâ var: Lawrence’in Cerablus’ta bir müddet kaldığı doğrudur ama kalış maksadı casusluk yahut o zamanın Türkiye’sini bölme plânları hazırlamak falan değil, sadece arkeolojik kazılara katılmak ve Ortadoğu’yu tanıma hevesidir.

Gertrude Bell

NICOLE KIDMAN OYNADI

 Lawrence’in bu hevesinin neticesinde öğrendikleri sonraki senelerde yapacağı istihbaratçılık faaliyetlerine temel teşkil edecektir ama Cerablus’un arkeoloji ve jeopolitik alanlarında gündeme gelmesi daha eskilere, 1870’lerin sonuna dayanır. Üstelik bölgede “arkeolog” olarak bulunan ilk İngiliz istihbaratçı Lawrence değil, onun hocası sayılan ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu’nun sınırlarını bizzat çizen bir kadın, Gertrude Bell’dir.

 Hani bu sene vizyona giren ve başrolünü Nicole Kidman’ın oynadığı “Çöl Kraliçesi” isimli film var ya, işte o filmin kahramanı...

 

İngiliz casus Lawrence, 1909’da 23 yaşında iken arkeolog Leonard Wooley ile beraber Karkamış kazılarında.

 

GILGAMIŞ’I BULDU VE ÖLDÜ

 Şimdi, Cerablus’a dönelim.. Arkeologlar, Cerablus’u bugün Gaziantep’in ilçesi olan Karkamış ile bir bütün kabul ederler ve bölge milâttan önceki devirlerin güçlü medeniyetlerinden Hitit, Mitani ve Asur devletlerinin önemli merkezlerindendir.

 Karkamış’ın yerini, daha önce Gılgamış Destanı’nın yazılı olduğu tabletleri okumayı başaran George Smith adında meşhur bir İngiliz arkeolog tesbit etti. Bölgedeki ilk kazı Lawrens’ten çok daha önce, 1876’da Smith tarafından başlatıldı ama Smith’in ömrü kazıları devam ettirmesine yetmedi ve biraç ay sonra Halep’te dizanteriden ölüverdi. George Smith’in başlattığı işi British Museum devir aldı, Karkamış ile Cerablus’a başka arkeologlar gönderildi ama çalışmalar 1914’e kadar devam ettti, Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine durdu ve ancak yüz sene kadar sonra, 2011’de tekrar başlayabildi.

 Karkamış’ta İngiliz arkeologların faaliyet gösterdikleri senelerde, 1909’da, bölgede bir kadın da dolaşmaya başladı: Gertrude Bell... Bell o sırada 51 yaşında idi, İngiliz istihbarat teşkilâtları ile yakın bağlantıları vardı ve çıktığı uzun Ortadoğu seyahati sırasında uğradığı Karkamış ile Cerablus’ta da hem kazılarda çalışmış, hem de bölge ile halkın çok sayıda fotoğraflarını çekmişti...

 Lawrence ise, Karkamış ile Cerablus’a Bell’den iki sene sonra, 1911’de, henüz 23 yaşında bir arkeoloji asistanı olarak gitti. Karkamış’ı kazan, sonraki senelerde de Sümer medeniyeti hakkında çok önemli keşifler yapan Leonard Wooley’in yanında çalışmaya başladı, burada birkaç ay kalıp Ortadoğu seyahatine devam etti...

 Yukarıda da söyledim... O devrin önde gelen arkeologlarının çoğu İngiliz gizli servisleri için çalışıyorlardı ama Cerablus’taki asıl istihbaratçı henüz oldukça genç olan Lawrence değil, Gertrude Bell idi...

 Lawrence ile Bell’in Cerablus ile Karkamış’taki faaliyetleri bugün bütün ayrıntıları ile bilinmektedir, zira her ikisi de bölgede bulundukları sırada ailelerine ve dostlarına ayrıntılı mektuplar yazmış, ne yaptıklarını, kimlerle görüştüklerini ve günlerini nasıl geçirdiklerini uzun uzun anlatmışlardır. Bell’in satırlarında bazı “tehlikeli” işler ile uğraştığının emâreleri vardır ama Lawrence’in mektupları sadece genç bir arkeoloğun hevesini aksettirir.

 Merak edenler için bu mektupların kaynaklarını da vereyim: Lawrence’in o senelere ait yazışmaları 1992’de Malcolm Brown tarafından “T. E. Lawrence: The Selected Letters” isimli bir kitapta toplanmıştır ve kitapta sonraki senelerin meşhur casusunun Karkamış ile Cerablus’tan gönderdiği bütün mektuplar yeralmaktadır.

CERABLUS’TA PLAN YOKTUR

 Gertrude Bell’in arşivi ise İngiltere’nin Newcastle Üniversitesi’ndedir ve üniversite Bell’e ait belgelerin tamamı ile çektiği binlerce fotoğrafı internete koymuştur.

 Arşivin tamamının açılmış olduğunu tabii ki iddia edemeyiz. Gizli kalması gerektiği düşünülen bazı belgeler mutlaka saklanmıştır ama Bell’in elyazısı ile olan binlerce mektup, Çöl Kraliçesi’nin faaliyetleri hakkında fikir vermektedir...

 Lawrence ile Bell’in Cerablus öykülerini bundan böyle sık sık tekrarlanması muhtemel bir hatayı peşinen düzeltmek maksadıyla yazıyorum: Cerablus’un Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşımında önemli bir yeri olduğu ve Lawrence’in imparatorluğumuzu parçalama plânlarını yapmaya burada başladığı şeklindeki yanlışlığı...

 Şimdi tekrar söyleyeyim: Cerablus ve Karkamış 19. asrın sonlarından itibaren önce İngiliz arkeologların, ardından da istihbaratçıların fink attıkları yerlerdir ama bölge imparatorluğu parçalama çabalarına girişmelerinden çok daha önce başlatılan keşif gezilerinin küçük bir durağıdır ve Osmanlı Devleti’ni yıkma plânlarının yapıldığı ilk yer değildir!

 

Gertrude Bell ve Lawrence

ELİNDE CEDVELLE ORTADOĞU'NUN BUGÜNKÜ SINIRLARINI ÇİZEN HATUN

 Gertrude Bell bugünkü Ortadoğu’nun sınırlarını Birinci Dünya Savaşı sonrasında çizenlerin başında gelen İngiliz hatundur ve meşhur casus Lawrence’in de hem hocası, hem de patronudur...

 Bell, 1868’de İngiltere’de, Durham County’de doğdu. Safkan bir İngiliz aileden geliyordu ve annesi öldüğü zaman, dört yaşındaydı. Üvey annesi Florance zamanının meşhur bir ressamıydı, oyun da yazıyordu ve Gertrude’un iyi yetişmesi bu üvey annenin eseriydi.

 Kraliçe Viktorya zamanının sıkı kurallarına bağlı olan babasına göre, liseyi bitirmiş kızların üniversiteye gitmelerine lüzum yoktu, zira birer leydi olarak evlerinde oturmaları gerekirdi. Meslek sahibi olmak isteyen Gertrude’un üniversiteye gitmesini üvey annesi sağladı. Oxford’a girdi, tarih, coğrafya ve arkeoloji okudu ve Oxford’u şeref derecesiyle bitiren ilk kadın olarak üniversitenin tarihine geçti. 25 yaşına geldiğinde Fransızca, Almanca, Arapça, Farsça, Türkçe, Çince ve Japonca öğrenmiş; Ortadoğu’nun birçok bölgesini karış karış gezmişti ve İran’ın milli şairi Şirazlı Hafız’ın Divan’ını da İngilizce’ye çevirip yayınlamıştı.

MESLEĞİNE DÖNDÜ  

 Sonra, iki defa dünya turuna çıktı. Bir ara İran’a giden bir arkeoloji heyetine katıldı, 1899’da Arapçasını geliştirmesi için Kudüs’e gönderildi ve o zamana kadar yapılmamış bir iş yaptı: Kudüs civarındaki Arap arkeolojik mekânlarının haritasını yayınladı. Bu yayınla artık önemli bir arkeolog kabul edilmiş ve istihbaratçı olarak kıymeti artmıştı

 Gertrude Bell, 1902’den itibaren defalarca Türkiye’ye de geldi ve Anadolu’daki arkeolojik kazılara katıldı ama asıl önemli işlerini Birinci Dünya Savaşı sonrasında yapacaktı.

 Birçok arkeolog gibi Majesteleri’nin Haberalma Örgütü’ne girdi, bu iş zamanla asıl mesleği oldu ve Birinci Dünya Savaşı yıllarında Kahire’deki “Arap Bürosu”nda önemli bir idarî makama getirildi. Savaşın ilk aylarında, görevi Araplar’ın bize karşı başlattıkları isyanı genişletmek ve idare etmek olan Kahire’deki “Arap Bürosu”nda vazifelendirilmişti. Burada, Arap isyanının bizde daha ziyade hakkındaki tecavüz söylentileri ile tanınan baş aktörü “Arabistanlı Lawrence”in patronu gibiydi.

 1918’de Kahire’den Irak’a gönderildi, Bağdat ve Basra taraflarında “siyasi memur” olarak bulundu. 1920’de, artık tamamen İngiliz kontrolü altına girmiş olan Irak’taki İngiliz Yüksek Komisyonu’nun Ortadoğu Sekreteri idi ve Winston Churchill’in desteğini de sağlamıştı. 1921’de Kahire’de bir “Ortadoğu Konferansı” topladı ve Irak’ın sınırlarını işte bu toplantıda kendi başına çizdi.

 

Gertrude Bell’in Cerablus’taki arkeolojik kazılarda çektiği fotoğraflardan biri: Hititler’den kalma bir kabartmanın çıkarılışı...

 Sırada, yeni kurulan bu memleketin başına kimin geçeceği meselesi vardı ve Irak’ın ilk kralını da Gertrude Bell tayin etti: Arap isyanını başlatan Şerif Hüseyin’in oğlu olan, daha önce Suriye tahtına çıkartılan ama Fransızlar’ın kapıdışarı ettikleri Faysal’ı...

 Irak artık İngiltere himayesinde bir devlet olmuştu ve ismi Arap dünyasında efsane hâlini alan Gertrude Bell, siyasi kariyerini tamamladığını hissediyordu. Araplar arasında “Çölün kızı” yahut “Irak’ın taçsız kraliçesi” diye biliniyordu ama niyeti asıl mesleği olan arkeolojiye dönmekti.

 Hayatının geri kalan kısmını asıl mesleğine verdi, Irak’ın ilk Eski Eserler Genel Müdürü oldu ve üç yıl gece-gündüz demeden çalışıp Bağdat’ta Mezopotamya medeniyetinin en önemli eski eser merkezlerinden biri olan bir müze kurdu. 2003’teki Amerikan işgali sırasında yağmalanan müze, Gertrude Bell’in eseri idi...

DARISI BAŞIMIZA!

 “Çöl Kraliçesi” hayallerini bir bir gerçekleştirmişti ama yapayalnızdı ve bunalımdaydı. 1926’nın 12 Haziran’ında uyuyabilmek için fazla miktarda sakinleştirici alıp yatağına girdi ve bir daha kalkamadı! Iraklılar, kendilerine bir memleket yaratmış olan Gertrude Bell için muazzam bir cenaze töreni yaptılar ve Bell’i Bağdat’a defnettiler.

 Gertrude Bell, mirasını Irak’ta bir “Arkeoloji Enstitüsü” kurulması için bir vakfa bırakmış, seneler boyu çektiği fotoğraflardan ve binlerce belgeden meydana gelen arşivini de İngiltere’deki Newcastle Üniversitesi’ne bağışlamıştı. Vasiyeti hemen yerine getirildi. İstediği enstitü kuruldu, hatıraları yayınlandı ve babasına yazdığı binlerce mektupla fotoğraftan oluşan arşivi de bundan birkaç sene önce araştırmacılara açıldı.

 Bell’den ve Newcastle Üniversitesi’nden bahsederken hatırıma geldi: Bu arşiv uygulamasının darısı, bizim arşivlerin başına!

BU YAZIYA İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER

DİĞER YAZILARI


TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN