Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GEÇEN hafta Teke Tek programında Fatih Altaylı’nın konuğu, Türkiye tarihinin en meşhur komünist siyasetçisi Doğu Perinçek’miş. Programda bana da ağır ve haksız ithamlarda bulunmuş Marksist siyasetçi. Ben izlememiştim... 30 Ağustos resepsiyonunda Beştepe’de karşılaştığımız Kültür ve Turizm Bakanı’mız Numan Kurtulmuş haber verdi. Program kaydını dün seyredebildim. Altaylı’nın bir sorusu üzerine Perinçek aynen şöyle diyor:

        “Nagehan Alçı’nın sözlüğünde bir subay vatansever ve Atatürkçü ise o kişi darbecidir.”

        Ben Atatürkçü bir ailede yetiştim ve Mustafa Kemal’i her zaman sevdim, sevmeye de devam edeceğim. Fakat “Atatürkçülük” adı altında yapılan askeri darbelere ve “Atatürkçülük” maskesi giyen Ergenekon terör örgütü gibi çetelerin yaptığı zulümlere hep karşı oldum. Bundan sonra da bu darbeci zihniyetle savaşmaya devam edeceğim.

        PERİNÇEK’İN SÖZLÜĞÜ

        Doğu Perinçek’in sözlüğünde 27 Mayıs askeri darbesini yapan Cemal Madanoğlu ve çetesi, vatansever ve Atatürkçüdür. Madanoğlu gibi, Tarık Güryay gibi 27 Mayısçılar kahramandır.

        Benim sözlüğümde ise 27 Mayıs darbesi, Atatürk’ün temel prensiplerine de ihanet eden korkunç bir eşkıyalıktır. Madanoğlu ve çetesi vatansever değil, vatan hainidirler. Gerçek bir Atatürkçü ve hakiki bir vatansever olan Atatürk’ün silah arkadaşı ve kırmızı şeritli İstiklal Madalyası sahibi Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’dur, 27 Mayıs eşkıyalığına karşı çıkan Hava Kuvvetleri Komutanı Tekin Arıburun’dur.

        ATATÜRK’ÜN EN SEVDİKLERİNE İŞKENCE EDEN DARBECİLER

        Arıburun, Atatürk’ün can yoldaşı, Conkbayırı kahramanı Yarbay Hüseyin Avni Bey’in oğludur. İsmini de Atatürk koymuştur. Eşi Perihan Arıburun ise Atatürk’ün Harbiye’den hocası, onu hayatta en çok etkileyen insanlardan biri olan, çok sevdiği Kurtuluş Savaşı kahramanı General Naci Eldeniz’in kızıdır. 27 Mayısçılar, bu gerçek Atatürkçülere Yassıada zindanında sistematik işkence etmişlerdir. Perinçek’in hayran olduğu Tarık Güryay, Perihan Arıburun’u tekme tokat nasıl dövdüğünü gururla anlatmıştır. Maalesef Yassıada’da yapılan işkencelerin haddi hesabı yoktur. 27 Mayıs’ın darbecilerinde biraz samimi Atatürk ve vatan sevgisi olsa, Atatürk’ün en sevdiği insanların çocuklarına bu aşağılık işkenceleri yapamazlardı. İşte Doğu Perinçek bu 27 Mayıs zihniyetinin temsilcisidir. Kendisini hapse attı diye 12 Mart ve 12 Eylül’e karşı çıkar, ama hâlâ 27 Mayıs ve 28 Şubat darbelerini gururla savunur. O sebeple bana yaptığı haksız ve ağır ithamları kendim için gurur vesilesi sayarım. Öte yandan ben kendisine haksızlık yapmayacağım.

        PERİNÇEK’İN HAKKINI TESLİM ETMEK

        DOĞU Perinçek’in totaliter bulduğum zihniyetine taban tabana karşıyım, ama kendisini tutarlılık açısından takdir ettiğim bir mevzu var. Bunu daha önce de çeşitli kereler söyledim ve yazdım. Normalde Gülen karşıtı olan çok sayıda solcu ve Kemalist (hatta bazı Ergenekon-Balyoz sanıkları bile) 17-25 Aralık sürecinde Tayyip Erdoğan düşmanlığıyla Fethullah Gülen’in yanında saf tutarken, Perinçek tutarlı bir çizgide FETÖ ile mücadelesine devam etmiş olan yegâne isimdir.

        Arada Aydınlık’ın FETÖ’den gelen görüntüleri basması gibi kazalar yaşansa da Perinçek, sırf Tayyip Erdoğan’a karşı diye FETÖ ile işbirliği yapma gafletine düşmedi. Bilakis tıpkı bizler gibi 17-25 Aralık sürecinde FETÖ ile ölümüne mücadele etti. Zaten bugün hâlâ Türk siyasetinde aktör olmasını sağlayan şey son 4 yıldaki bu tutarlı tavrıdır.

        Ayrıca Rus uçağının düşürülmesi krizinden sonra Türkiye ile Rusya ilişkilerinin düzeltilmesi konusunda da elinden geleni yapmıştır. Bu da gerçekten ülkemizin çıkarları adına takdir edilmesi gereken bir davranıştır. Doğu Bey’in bana yaptığı haksızlık eğriye eğri, doğruya doğru dememi engellemez...

        **************

        TÜRKİYE OLMASA BU SİYASETÇİLER NE YAPACAKTI?

        ALMANLARI oldukça iyi tanıdığımı düşünürüm. Yıllarca okulda onlardan eğitim aldım, birçok Alman arkadaşım var, Almanya’da çok sık bulundum. Duygulardan ziyade mantığa önem veren insanlardır. (Modern bilimin anavatanlarından biri ne de olsa. Gerçi 2. Dünya Savaşı’na kadar romantizmin etkisindeydiler ve bunun bedeli onlara çok ağır oldu-N.A.) Ve gündelik değil, uzun vadeli plan yaparlar.

        Ancak son günlerde Alman siyasetçileri izlemek beni hayli şaşırtıyor. O Almanlar, bu Almanlar mı? Bu kadar duygulara oynayan, özgünlükten uzak, gündelik kaygılara teslim? Maalesef siyasetin en büyük handikaplarından biri, zaman zaman popülizme sığınmaktır, ama bu ayki seçimlere giderken hem Angela Merkel hem de en büyük rakibi Martin Schulz’u izlemek bana Almanya’da genel bir kısırlık olduğu hissini veriyor.

        Çekin Türkiye’yi, ne vaat edecek, ne konuşacak bu siyasetçiler? Yoksa kendi ataletlerini kamufle etmek, vaat eksikliklerini unutturmak için Türkiye’yi merhem olarak mı kullanıyorlar?

        Ben Avrupa ile ilişkilerin düzelmesini ve AB üyeliğinin hâlâ önemli bir hedef olarak korunmasını savunan ve son dönemde Türkiye’nin dilinin ve bazı tutuklamaların sorunun derinleşmesinde önemli bir payı olduğunu düşünen bir gazeteciyim. Öte yandan bugün Alman siyasetinde Türkiye’nin oynadığı rol, Türkiye’ye yönelik eleştirilerin çok ötesinde bir yerde. Sanki cambazı göstererek Almanya’da oy kullanacakları oyalıyor bu siyasetçiler...

        Diğer Yazılar