Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YAVAŞ yavaş işin rengi belli olmaya başladı. Zarrab’ın tanık olduğu açıklandı ve duruşma başladı. Peki Amerikan yargısı altına, bankalara ve Türk siyasetçilere nasıl geliyor? Bu davayı ve işleme mekanizmasını anlamak istiyorsak önce Amerikan yargısının yakaladığı noktalar üzerinden nerelere gidebileceğine bakmamız gerek.

        Evet, dava Cumhurbaşkanı Erdoğan’a operasyonu amaçlıyor. Evet, açıkça Türkiye’yi sıkıştırmak için ilerliyor ve büyük tuzaklar barındırıyor ancak ABD de bir muz cumhuriyeti değil. İstenilen şeyin yapılabilmesi için bir yerden kılıfına uydurmaları, yani bir bacaktan yakalamaları gerekiyor. O bacağın Amerikan Doları kullanımı olduğunu bu köşede ısrarla yazıyorum.

        Öğrendiğime göre Zarrab’ın İran’la yaptığı ticaretin yüzde 80’i Euro, yüzde 20’si Amerikan Doları ile idi. ABD onu bu yüzde 20’lik işlem hacmi sebebiyle tutuklayabildi. Yani uydurulmuş yasal gerekçe, ABD Doları kullanarak Amerikan bankalarını zarara uğratmak.

        Bu bacak yakalandıktan sonra ABD yargısı buradan birçok yere yöneliyor. Altına da böyle geliyor. Dolar kullanılarak alınan altını da, altını alan bankayı da işin içine katabiliyor. Yani bacaktan yakalayıp bütün vücuda ilerliyor. ABD yargısı şemayı da kendince şöyle kuruyor: Dolar kullanarak ABD’nin kendi koyduğu ambargoyu delmek, o dolarlarla altın ticareti yapmak, o ticaretle ilişkilendirilen bankalar, yöneticileri, ticaret için izin veren siyasiler ve ticarette yer alan işadamları.

        *************

        TAM DA SÖYLEDİĞİM GİBİ

        JÜRİ seçiminin 27 Kasım’a ertelenmesinden sonra davanın 4 Aralık’ta başlayacağı neredeyse kesin bir bilgi olarak öne sürülmüştü. Ben ise jüri kesinleşir kesinleşmez, hatta 27 Kasım öğleden sonra ya da 28 Kasım sabahı duruşmanın görülmesine başlanabileceğini söylemiştim. Nitekim bugün (salı günü) dava görülmeye başlanıyor. Süreç tam da işaret ettiğim gibi ilerliyor...

        *************

        İSTANBUL VE ANKARA’DA AYRI CIA OFİSLERİ Mİ VAR?

        HEP rivayet olarak söylenir ancak dün Hürriyet’te Abdülkadir Selvi’nin köşesinde öyle sıradan ve sanki herkes tarafından bilinen bir şeymiş gibi yazılmıştı ki. Şöyle diyordu Selvi: “ABD, Zarrab’ı 2007 tarihinden bu yana izlemeye almış. 17-25 Aralık dinlemelerine ek olarak CIA’nın İstanbul ve Ankara’daki ofisleri ile Amerika Ulusal Güvenlik Dairesi’nde uzun süre dinleme yapılmış.”

        Vay canına, CIA’nın İstanbul ve Ankara ofislerinin varlığı sorgulanmadan kabul edilir hale gelmiş, oralarda dinlemeler yapılıyor vs... Nerede bu ofisler? Selvi’ye sordum. Cevabı merakımı iyice artırdı. Çünkü bu ofisleri devletin bildiğini, bunların resmi olarak tahsis edilen yerler olduğunu söyledi. Öyle mi? Devlet CIA’ya ofis tahsis etmiş olabilir mi?

        Benim bildiğim büyükelçilik ve konsoloslukların içinde ayrı bölümler olur. Bazen dışarıda bazı şirket vs. görünümü altında yerler kullanılır ama öğrendiğime göre bu hem güvenlik hem de maliyet açısından uzun vadeli tercih edilmezmiş. Soğuk savaş mantığında birçok ülkede böyle sözde ofisler varmış ancak zamanla istihbarat ofisleri elçiliklerin içine alınmış.

        Ancak bundan 10 sene öncesine kadar Ankara’da MOSSAD’ın dışarıda bir ofisinin olduğu rivayet şeklinde istihbarat birimleri içinde hep konuşulan bir şeydi. Sonra ne oldu? Eski MİT yetkilileri ve basınımızda MİT bağlantılı olduğu bilinen isimler belki de bu konuda bildiklerini anlatabilirler.

        İstihbarat dünyasına dair literatürü iyi bilen Murat Yetkin “Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı” adlı son eserinde bu konunun soğuk savaş dönemindeki yansımalarının özetini çok güzel çıkarıyor. Peki şimdi yani 2017 koşullarında “devlet onaylı ofis” iddiasının aslı astarı ne?

        *************

        DÜNYAYA KABADAYILIK

        DAHA önce birçok Avrupa bankasının ABD’nin İran ambargosunu delmekle suçlandığı malum. HSBC ve BNP Paribas’nın yanı sıra Standard Chartered adlı İngiliz bankası, ING, Commerzbank, Credit Agricole, Japon bankası MUFG ve Credit Suisse de bunlar arasında.Ancak Reza Zarrab üzerinden giden süreçle bu bankalara kesilen cezalar arasında temel bir fark var. Orada hiç kimse için tutukluluk kararı çıkmamıştı. İşin siyasi bir boyutu ya da tartışması olmamıştı. Oysa son dava son derece siyasi ve kişiler üzerinden ilerliyor.

        Kısacası ABD adeta dünyaya kabadayılık taslıyor ve dolar üzerinden kendi koyduğu kurallara uymayan bankaların peşine düşüyor. Türkiye’yi ise bilinçli bir şekilde iktidarı hedef alarak “İran’a ambargoyu delmek-İran’a yardım etmek” döngüsü üzerinden sıkıştırmaya çalışıyor...

        Diğer Yazılar