Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Joe Biden’ın ziyaretinin söz konusu olduğu saatlerde Türkiye nihayet Cerablus’a girmişti. ÖSO’yu destekleyerek Cerablus’un IŞİD’den temizlenmesi şimdilik sağlanmış görünüyor. Ancak “nihayet” dememizin sebebi, takip eden kelimelerdeki “girdi” yüklemindedir. Girmekten daha önemli olanı bu müdahaleyi “sürdürülebilir” kılmaktır çünkü. 2014’te sızdırılan Dışişleri dinlemesinde Hakan Fidan’ın söylemeye çalıştığı da buydu. Dünya tarihi başka bir ülkenin topraklarına müdahil olma mecburiyeti hissettiğinde kendi mazeretini kendisi yaratan devletlerle doludur. Müdahaleyi yapmak zor değildir, zor olan çözüm elde etmektir. Sizin için son derece hakiki bir tehdit olan şey, ait olduğunuz dünya sistemine anlatılamıyorsa, müdahale meşru sayılmaz. Hele hele güçlü bir devlet değilseniz ve etrafınız büyüme olasılığınızdan korkan devletle ve onların oyuncularıyla doluysa planınız ihtiyaçlarınızla kayıtlı ve anlatılabilirlikle sınırlı olmak durumundadır.

        Dışişleri’ndeki dinleme kayıtlarının sızdırılması operasyonunun hedefi de buydu: Derdinizi dünyaya anlatabilmeyi imkânsız hale getirmeyi, FETÖ’nün Türkiye’nin dış politikasına yaptığı en ileri operasyon söz konusu dinleme kayıtlarını sızdırmaktı.

        Türkiye başından beri “eğer Esad durdurulmazsa, Esad’ın yarattığı bataklıkta türeyen terörün sadece sınır ötesinde kalmayacağını, Türkiye sınırları da dahil olmak üzere Batı’yı da etkileyeceğini” söyledi. Dediği de oldu. Türkiye üst üste ağır kayıplar vermeye başladı. Ama uzun süre derdini anlatamadı. Hem “IŞİD’le mücadele etmiyorsun” baskısına maruz kaldı hem de IŞİD’in yaptığı saldırılarla sarsıldığı her önemli kayıpta ve müdahale etmeye niyet ettiği her anda malum ses kayıtları bahane edilerek, “Bütün bunları Erdoğan yaptırıyor”, “Erdoğan IŞİD’le el ele” gibi ithamların hedef tahtası oldu. Ne amaçla söylenmiş olursa olsun Fidan’ın cümlelerini ve Türkmenlere giden yardımları basarak deşifre ettikleri TIR’ları MİT’le, Erdoğan ile IŞİD’i birbiriyle ilişkilendirmek için kullandılar.

        Türkiye, ÖSO ve IŞİD’le de mücadele eden muhalif gruplara yardım etmekten alıkonuldu. Muhaliflere yapılmayan her yardım IŞİD’i büyüttü. IŞİD’in büyümesi Esad’ı unutturdu. Obama’nın danışmanları, “Neden Esad’lı geçiş?” makaleleri yazmaya başladı. Esad kabul edilebilir bir adam haline “getirildi”. Türkiye IŞİD’in yaptığı saldırılara maruz kalırken bir taraftan da IŞİD’e operasyon yapmak için kurulmuş koalisyon eliyle PYD-YPG’nin büyütülmesini pencereden izlemeye zorlandı. PYD, Batılı kamuoyuna kahraman gibi sunuldu. İş Amerikan askerlerinin YPG formalarıyla poz vermelerine kadar gitti.

        Türkiye ne zaman sınır güvenliği için inisiyatif almaya yetecek gücü toparlasa bir şey oldu. Erdoğan, Antalya’daki G20 toplantısının perde gerisinde hem Obama’ya hem Putin’e Cerablus-Azez-Mare hattının güvenliğinin gerekirse Türkiye tarafından sağlanacağını açık açık ifade ettiğinde Rusya, Suriye’ye girdi ve IŞİD’i vuruyormuş gibi yaparak Türkmen ve muhalif öldürmeye başladı. Sonrasında söz konusu hatla ilgili ABD’nin hava desteği, Rusya’nın onayı sağlandı, bu kez de Türkiye pilotu Rus uçağını düşürdü, Rusya ile ilişkiler olağanüstü bozuldu. İlişkileri düzeltmek için çaba sarf edildi, arabulucular gitti geldi ve ilk olumlu yumuşamayı sağladık, derken Atatürk Havalimanı katliamı.

        IŞİD’in yaptığı her eylem güneyde PYD’ye, içeride PKK’ya yaradı. Gaziantep katliamı hariç. Türkiye ne zaman IŞİD saldırısına uğrasa “Bütün bunlar Erdoğan yüzünden....” diyerek Türkiye’nin batısının Erdoğan karşıtlığını da tahkim eden PKK, artık kara propagandanın Batı ayağını üstlenen FETÖ’den yoksundu çünkü.

        15 Temmuz darbesi akamete uğramış, darbe girişimini yapanlar, yaptıranlar ya da onay verenler o kadar net bir biçimde suçüstü yakalanmışlardı ki, şartlar değişti.

        TSK değişti. Sınırda o ya da bu titr altında Türkiye’nin aleyhine çalışan kamu çalışanları elden geçti. Türkiye’de oluşan anti FETÖ ve anti ABD algısı başta Rusya ve İran olmak üzere çevre ülkeleri “Türkiye’yi kazanmak” motivasyonuna teşvik etti, ediyor. Bütün bunlar ABD’yi de “Türkiye’yi kaybetmemek” üzerine çalışmaya motive ediyor.

        Başından beri her uyarısını açık ve net yapmış, neyi önemsediğini, hangi bedeli ödeyebileceğini, hangisini kabul edilemez bulacağını hep açık söylemiş Türkiye, üst üste yaşadığı saldırılardan sağ çıkmış ve hedefleri noktasında da hiç olmadığı kadar “meşruiyet” sahibi olmaklığı ile artık gerçekten önemli bir aktör.

        Joe Biden’ın vali yardımcısı tarafından karşılanmasına rağmen olağanüstü mültefit ve mahcup davrandığı noktaya böyle böyle geldik.

        Diğer Yazılar