SON DAKİKA
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.

Geleceğin ‘doktoralı işsiz’leri anlatıyor

17 Eylül 2016 Cumartesi, 01:26:21 Güncelleme:08:43:14
Nihal Bengisu Karaca

Nihal Bengisu Karaca

[javascript protected email address]

 

2 Eylül’de çıkarılan kanun hükmünde kararname (KHK) ile Yükseköğretim Kanunu’na eklenen bir madde, 15 bin araştırma görevlisinin geleceğini değiştirdi. Yeni KHK ile hiçbir ayrım gözetilmeksizin tüm ÖYP’li araştırma görevlileri 2547 sayılı kanunun 33/a maddesinden 50/d maddesi kapsamına geçirildi. Yani kadroları, işleri ellerinden alındı. Söz konusu hamle FETÖ ile mücadele kapsamında yapıldığı için 15 bin akademisyenin hayatına, sonuçları ciddi olacak bir imza atılmış oldu.

Gün geçmiyor ki “Terörle mücadelenin yanındayız, aramızda FETÖ’cü olanlar varsa işlem yapın, ihraç edin; fakat kazanılmış haklarımızdan mahrum etmeyin” diyen 15-20 mektup almayalım.

Özellikle akademik hayatları boyunca hem Kemalist hem FETÖ’cü kadrolaşmalar tarafından mobbinge uğramış, sonra tek umut olarak ÖYP’ye sarılmış ve 15 Temmuz gecesi darbeye karşı mücadele vermiş akademisyenler yazıyor.

Misal Araştırma Görevlisi Hasan Ali Diken şöyle anlatıyor: “Daha önce cari usulle asistan alımı yapan bir üniversiteye başvurmuştum. Ön değerlendirmede ‘birinci’ sırada olmama rağmen, kadro ‘ısmarlama’ olduğu için, hak etmeyen bir kişi asistan olarak alındı. Söz konusu asistanlığa başvurum aşamasında; bazı kişiler ‘Bu kadroya başvurma’, ‘Başvuru kâğıtlarını yırtarız’, ‘Senin akademik hayatın bitti’ gibi sözlerle taciz etmişlerdi. Bunu takip eden süreçte başvurduğum ve torpilsiz bir şekilde ‘şeffaf’ puanlarla atandığım ÖYP sistemi, benim için büyük bir umut oldu. Hak gaspının önüne geçen bu sistem, öyle anlaşılıyor ki; üniversitelerde at oynatmaya çalışan bazı kimselerin işine gelmedi.”

Araştırma görevlileri atamaları Türkiye’de sadece iki şekilde yapılıyor. Birincisi fakültenin talebi üzerine açılan kadroyla cari usulü alım yapmak. Bu alımlarda -genelde- fakültedeki hocalar önceden belirledikleri kişiye yüksek puan vererek diğer katılımcıları eliyor. İkinci yöntem ise merkezi bir sistem olan ÖYP yöntemi. Yaygın kanaat ÖYP’lilerin biraz da bu yüzden, “kimsenin adamı olmadıkları için” sevilmediği yönünde. Nitekim Uludağ Üniversitesi’nden D.A. lise ve üniversite döneminde Gülenci cemaat ablalarının tasallutundan korunmak için verdiği onca mücadeleyi anlattıktan sonra ilgi çekici iddialar ileri sürüyor: “Son düzenlemenin sebebi yeni nesil ÖYP araştırma görevlilerinin, kendi akademik işleriyle uğraşırken hocaların ayak işlerini yapmayı, çantalarını taşımayı reddetmesi, kısacası doktoralarını bitirene kadar hocaların kölesi olmayı reddederek onurlu bir akademisyenlik yapmalarıdır. YÖK’te de etkili hocalar ÖYP’nin bizlere sağladığı özlük haklarıyla barışamadılar. OHAL ilan edilince, fırsat bu fırsat diyerek Cumhurbaşkanı’mızı ve hükümetimizi yanlış bilgilendirdiler. ÖYP’yi FETÖ’nün yuvalandığı bir yer gibi lanse ettiler”

Pek çok akademisyen tarafından dile getirilen bu iddia yabana atılabilecek türden değil.

15 Temmuz gecesi İBB cephesinde daha polis ortalarda yokken darbecilerle göğüs göğüse gelmiş Furkan Bölükbaşı ise bu konuda yazan, o gece meydanlarda olduğunu delilleriyle ortaya koyan onlarca akademisyenden sadece biri. O geceden sonraki bir ay gündüz üniversiteye gidip çalışmış, akşam yabancılara İngilizce-Fransızca-Almanca ve daha pek çok dilde Türkiye’deki darbe sürecini ve FETÖ’yü anlattığı Voices of July 15 ( http:// www.twitter.com/voicesofjuly15) hesabıyla ilgilenerek geçirmiş. Gece 24.00’ten sonra ise Saraçhane’de sabaha kadar nöbet tutmuş.

Anlattıkları çarpıcı. “İstanbul Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden mezun olmuş, akademisyenlik hayali kurduğu için kazandığı halde tıp yazmamış birisiyim. ALES puanım 94, dil puanım 70. Bu kadroya yerleşmeden önce en az 10 farklı üniversitede sınava ve mülakata girdim asistanlık için. Ama ya ulusalcılar kendi adamlarına torpil yaptılar ya da Gülenciler kendi adamlarına. ÖYP sayesinde mülakatsız bir şekilde kendi hak ettiğim puanlarla yerleşme imkânı buldum. Yüksek lisansımı başarıyla tamamladım, doktora eğitimime başladım. Fakat FETÖ kapsamında çıkarılan KHK ile kadrom 50D’ye düşürüldü. Bu şu demek: Üniversitem beni istediği zaman kovabilecek. Doktoram bittiği zaman her şartta işten atılıyorum. En kötüsü; diğer FETÖ’cülerle aynı torbaya atıldığım için bu leke üzerime yapışmış olacak.”

Dikkat: 15 bin akademisyen en fazla 3 yıl sonra doktoralı işsiz pozisyonunda olacak. Çünkü FETÖ’cü damgası yedikleri için iş bulup bulamayacakları meçhul.

Masumu zanlıdan, zanlıyı suçu sabit olandan ayırmanın bir yolu olmalı, yoksa da bulunmalı.

 

BU YAZIYA İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER

DİĞER YAZILARI


TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN