Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bodrum’daki o çirkinlik abidesi gecekonduda yıkıma başlandı. Ama burada da bir tuhaflık var. Toplasanız en fazla birkaç bina yıkılacak o 365 rezidanslı, bilmem kaç tane otel odalı ucubeden.

        İnşaatın “kaçak kısmının” fotoğraflarına baktım, yıkılsa ne olur yıkılmasa ne olur… Denize inen asansör, birkaç bodrum katı falan. Bir tek onlar yıkılsa sanki ucube güzelleşecek, çevre korunacak sanki… Ne fark eder…

        Binanın ruhsat alması ya da birkaç fazladan ek yapılması değil ki konu… Ruhsatlı inşaat yapılması bu inşaatın bir çevre katliamı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İçinde birkaç bina yıkılınca da hak yerini bulmuyor, bu çevre katliamına imza atanlar cezalandırılmıyor. Denize inen asansör yıkılsa ne olur? Zaten yeniden yaparlar o asansörü.

        Yasal olması bu inşaatın kabul edilebilir olduğu anlamına gelmiyor.

        Önemli olan buranın dümdüz edilmesi, doldurulan denizin boşaltılması, doğaya geri verilmesiydi. Böyle olmadı işte, göz boyamak adına yıkım başladı.

        İşin bir diğer kısmı da hiç kimsenin bu ruhsatı veren eski Bodrum belediye başkanı Mehmet Kocadon’dan bahsetmemesi. Muhalifler benzer durumlardaki AK Partili belediye başkanlarını haklı olarak eleştiriyor, topa tutuyor, ama iş kendilerinden birine gelince hiç sesleri çıkmıyor. Bu körlüğü, çifte standardı kabul etmek mümkün değil. Doğa katliamının siyasi partisi olmaz. En başta bu ruhsatı veren, verme cüretini gösteren o Kocadon topa tutulmalıydı.

        Ama Türkiye burası, kimi tutsanız elinizde kalıyor. Atlas dergisinin bu gecekondu otelin sahibinin sponsorluğunda gezi yaptığı ülkede muhalif partinin belediye başkanı da izinleri bol bol dağıtır.

        Alaçatı’da, Şişli’de farklı mı oldu sanki? Çarpıklık inşaatta değil ki sadece, sistemin kökeninde. Herkes çürümüş.

        REKLAM

        ***

        Dünyanın sonu gelmek üzere

        En azından Amerika’nın. Abarttığımı düşünenler önce geçen hafta New Yorker’da çıkan “Bu tavuk sandviçi Amerika’yı kurtaracak” başlığına itiraz edebilirler. Daha önce de bahsetmiştim, ülkede ciddi bir tavuk sandviçi fırtınası esiyor. Popeyes adlı hızlı yiyecek zincirinin piyasaya sürdüğü sandviç hakkında haber yapmayan yayın organı kalmadı.

        Hafta sonu Brooklyn’de sandviçi almak isteyenler kaldırımlara taşmıştı. Dört bir yandan buna benzer haberler geldi. Bir genç tavuk kuyruğundaki müşterilerin seçmen kaydını yaptırdı, Amerika’da oy verme oranını düşüklüğüyle bu tavuk kuyruklarının uzunluğu arasındaki ters orantı üzerine toplumsal gözlemler yapıldı.

        Birçok yayın organı ülkede tavuk sandviçi satan başka zincirlerin ürünlerini Popeyes’ınkiyle kıyasladı. Chick-fil-A, Shake Shack gibi güçlü rakiplerini hep geride bıraktı Popeyes. Ciddi ciddi bu sandviçin restoran kalitesinde olduğu yorumları yapıldı.

        Giderek kutuplaşan ABD’de en azından her kesim, bu sandviçi her tadan bir konuda uzlaştı. Tadı hakikaten de güzel.

        Ancak bir haftadır yoğun kuyruklara rağmen birçok Popeyes şubesinde kriz yaşanıyor. Kapılara sandviçin bittiği uyarıları asılıyor. Bir striptiz kulübü gelenlere sandviç vaat ediyor, eBay gibi sitelerde sandviç binlerce dolara satışa çıkıyor.

        Ve dün Popeyes büyük bir kıyamete yol açacak haberi duyurdu: Bir süreliğine sandviçin satışını durduruyorlar, yeniden ne zaman başlar bilinmiyor.

        Zincir yaptığı hesaba göre eldeki stokları Eylül sonunda tüketeceğini hesaplamış, ama talep beklentilerini aşınca neye uğradıklarını şaşırmışlar. İnternet’te sandviçi alamayınca Popeyes çalışanlarıyla kavga eden deli müşterilerin video’ları var.

        REKLAM KOKAN HAREKETLER

        Popeyes bu hafta içinde ülkedeki tüm sandviç stoklarının tükeneceğini öngörüyor. eBay’deki ikinci el satış fiyatı Yeezy ayakkabılarla yarışacak bu durumda. Belli ki önümüzdeki haftalarda sandviç talebini karşılamak için gece gündüz çalışacak fast food fabrikası. Ama bu arada beklentiler daha da artacak, bu yokluk daha fazla krize, daha fazla habere ve sosyal medya post’una yol açacak.

        Zaten sadece sosyal medyada kulaktan kulağa yayılan sandviç lafları sayesinde Popeyes 28 milyon dolar değerinde reklam yapmış. İstese sandviçi yetiştiremez mi? Özelliği olan, çok emek harcanan 28 sandalyeli bir lokanta değil ki burası. Zaten her gün milyonlarca tavuk satıyor, sandviçi de pekala yarın bolca satışa sunabilir.

        Ama Popeyes da yıllar sonra düşük bir marka olmaktan herkesin gözdesi olmaya bir gecede ulaşmanın tadını aldı, oyunu istediği gibi sömürecek tabii. Sahte bir sandviç yokluğu yaratarak talebi daha da artıracak. Ta ki insanlar sıkılana ya da bir başkası yeni bir ürün yapıp yeni bir dalga yaratana kadar.

        Ya da dünyanın sonu gelene kadar.

        REKLAM

        ***

        İsrail meze tabağı

        Birkaç sene önce Harvard Business School’un yemekhanesinde sekiz dolara “İsrail meze tabağı” satışa sunuldu. Humus, kuskus, zahterli tavuk, tahin sosu, harissa, fattuş ve hellim gibi seçenekler vardı. Her şey iyi hoştu, ta ki bir öğrenci absürtlüğü fark edene kadar.

        İsrail meze tabağındaki hiçbir şey İsrail’e ait değildi. Zaten bir kere “meze” kelimesi Türkçeden geliyordu, Türkçe de Farsçadan almıştı bu sözcüğü. Bizde de benzeri bulunan harissa’nın özü Afrika’da yetişen “piri piri”, kuskusun kökeni Fas ve Tunus gibi Kuzey Afrika ülkelerine, “İsrail kuskusu” olarak bilinen çeşit de Filistin mutfağına, humusun ilk bilinen tarifi de 13. yüzyıl Mısır’a dayanıyor. Peki ya Kıbrıs’ın hellimi?

        İsrail’in adının geçtiği her konuda olduğu gibi kıyamet koptu tabii ki İnternet’te. HBS meze tabağının adını “Orta Doğu” olarak değiştirdi. İsrail yanlılarıyla Araplar birbirine girdi, karşılıklı çatışma konularına bir madde daha eklendi.

        Biz de kendi aramızda tartışıyoruz ya Türk mutfağının dünya sahnesine çıkmasını… Ben de ödünç alınmış bir mutfak diyorum bizimkisi. Aklıma bu İsrail meze tabağı meselesi geldi.

        Sonuçta dünya piyasasında “yerel mutfak” kapanın elinde kalıyor, Batı’da humus denince akla İsrail geliveriyor. Türkiye kendisinin olan yoğurdu bile sahiplenemedi, ABD’de en bilinen yoğurt firmasının sahibi olan Türk “Yunan yoğurdu” satarak piyasayı fethetti.

        Diğer Yazılar