SON DAKİKA
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.

Kurucu babalar

31 Ağustos 2016 Çarşamba, 01:07:50 Güncelleme:09:40:34
Serdar Turgut

Serdar Turgut

 

Bu dünyada mükemmel olmasa dahi mükemmele yakın bir demokrasiye, özgürlüklere önem veren toplumlarda bir “kurucu baba” fikri oturmuş ve genel saygı görmüştür.

Kurucu babalar (founding fathers), o modern ülkenin tohumlarını atanlar ve neredeyse hiçlikten bir büyük ülke yaratan insanlardır.

O toplumda ne kadar güncel tartışma ve siyasi sertlik olsa da kimse kurucu ilkeleri sorgulamadığından, bazı prensipleri ortak kabul ettiğinden sistemler kolay kolay sarsılmaz.

TOPLUM ÇIPASI

Kurucu babaların koyduğu prensip ve kurallar, bir toplum için neredeyse çıpa rolü oynarlar.

Ülke ne kadar karışık olursa olsun, siyaset ne kadar sertleşirse sertleşsin o ilkeler ve prensipler toplumun çalkantılı sulara kapılıp gitmeyeceğinin garantisidir. O prensip ve kurallar, toplumu dalgalara ve fırtınalara karşı sağlam tutan çıpalardır.

ABD ÖRNEĞİ

Buna, dünyada en iyi bildiğim ikinci sistem olan ABD’yi örnek olarak vermek istiyorum. ABD hem iç hem de dış olaylar, savaşlar ve krizler nedeniyle yıllar içinde çok büyük çalkantılar yaşamıştır, ama sonuç itibarıyla çatışmalarda taraf olanlar bile ülkenin kurucu babalarının koyduğu ilke ve kuralları sorgulamamışlar, ortak bir zeminde buluşmuşlardır.

Toplum bu yüzden ne yaşarsa yaşasın iç savaş sonrasında bile bölünmedi, sağlam ve güçlü bir şekilde ayakta durabildi.

TÜRKİYE’NİN KURUCU BABALARI

Bu açıdan Türkiye, Amerika’nın yürüdüğü yola benzeyen bir süreçten geçmiştir.

Atatürk ve arkadaşları, kriz ve düşmanlıklarla dolu bir dünya koşullarında ekonomisi neredeyse sıfır, halkı çoğunlukla cahil olan ülkede bir mucize yaratmıştır.

İmparatorlukların çöküşlerinin her ülkeye kimlik krizleri yüklediği o yıllarda kendi kimlik krizini ağır yaşamakta olan Türkiye’de büyük kahramanlık mücadelesi vermiş ve dünyanın ilk “modern, demokratik ve özgür Müslüman” ülkesini kurmuşlardır.

LAİKLİK ÇIPASI

Laikliği de ülkemizin demokratik, modern ve Müslüman kimliğini koruyacak sağlam bir çıpa olarak görmüşler ve buna ilkeli bir şekilde sahip çıkmışlardır.

O dönemde yapılan Anayasa, ilerideki güçlü ve modern demokrasinin, laik ve Müslüman ülkenin temellerini attı.

SAYGIMIZ TAM OLUŞMADI

Bütün bu mucizeler gerçekleştirildi ama ne yazık ki bizde diğer ülkelerde olduğu gibi bir “kurucu babalar saygısı” tam oluşmadı.

Evet tabii ki görünürde kimse Atatürk’e saygıda kusur etmiyor, ama en Atatürkçü olan bile gündelik yaptıkları ve siyasetiyle Atatürk ilkelerini zedeliyordu. Bunun yanında Atatürk’e siyasi açıdan derinden kin besleyenler de vardı.

“Atatürk, dindarlara karşı” yalanı yıllar içinde sürekli işlendi ve bu karalama sonucunda aslında Atatürk’ün dünyanın ilk ve tek “modern, demokratik, laik ve Müslüman” bir ülkenin temellerini attığı görülmemeye başlandı.

AK Parti’nin iktidara gelebilmesi ve bunca zamandır ülkeyi yönetebilmesi bile Atatürk’ün kurduğu sistem sayesindedir. AK Parti bu gerçeği bilse dahi zaman zaman Atatürk karşıtlarının yıllardır oluşturduğu yanlış propagandaya kapılıp Atatürk’ü sevip sayan, laik kesimi çok üzen ve kıran söylemlere girişebilmiştir.

HATALARI DA GÖRMELİYİZ

Atatürk’e sözde sahip çıkan otoriter ve laik tavırlı siyasiler, yıllar içindeki haksız ve yanlış uygulamalarıyla dindarları kırmış ve üzmüşlerdir. AK Parti’nin daha sonraki tavırlarını bu yaşananlar da etkilemiştir.

Kurucu babalarımızın, Atatürk ve arkadaşlarının koyduğu prensip ve kurallar daha sonra gelen sözde Atatürkçüler tarafından yapılan yanlışlıklar ve haksızlıklarla özdeşleştirilmemeli. Sonradan onun adına yapılmış yanlışlıklar, Atatürk’ün bir kurucu baba olarak ne kadar haklı ve doğru olduğu gerçeğini silemez.

BUGÜNKÜ ORTAM

Bugün Türkiye’de oluşmuş barış ve kardeşlik ortamının kıymetini hepimiz bilmeliyiz ve herkes kendisini özdeşleştirdiği geçmişle hesaplaşmalı, geçmişin yanlışlarından ders çıkararak bunları bir daha tekrarlamamalı.

Laikler, laiklik adı altında geçmişte yapılan yanlış ve haksızlıklarla yüzleşirken, AK Partililer de geçmişte bu yanlışlıklar nedeniyle Atatürk’e yöneltilen haksız ve kırıcı söylemlerin yanlışlığını görmeliler.

Bu karşılıklı özeleştiri yapılırsa iki taraf da birbirine doğru adım atabilir. Ve Türkiye’nin çok ihtiyacı olan makul bir zeminde buluşma gerçekleşir.

Bunu yapabilirsek Atatürk’ün bize miras bıraktığı alın yazımızı nihayet gerçekleştirme fırsatını bulabileceğiz ve dünyanın ilk ve tek “modern, demokratik, laik ve Müslüman” ülkesini kurmayı başaracağız.

 

MUCİZE

Ana yazıda, geçmişteki durumu tanımlarken “Ekonomi sıfırlanmıştı” dedim. Benim doktora tezim, 1923-1960 dönemi ekonomik gelişme süreçleri üzerineydi ve Türkiye’nin durumuna ilk kez bilimsel olarak baktığımda gözlerime inanamamış ve gerçekten ürkmüştüm.

Cumhuriyet ilan edilen bu ülke, dünyanın krizde olduğu bir ortamda neredeyse ekonomisi bitmiş bir durumdaydı. O koşullarda demokrasi ve laikliğin olabilmesi çok zordu. Atatürk ve arkadaşları, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bir başka kurtuluş savaşına daha girişip kısa sürede mucizevi şekilde bir büyük ekonomi inşa ettiler.

Kapitalizmin altyapısı oluşturuldu, demokrasiyi ve laikliği ayakta tutacak bir ekonomik zemin yaratıldı.

 

ELEŞTİRİ OLACAK TABİİ

Atatürk’e bizler saygı duyuyoruz ama herkes buna mecbur değil tabii ki, adı üstünde Atatürk’ün bize bıraktığı sistemin adı demokrasi. Eleştiri hep olmalı bu sistemde, ama eleştiri yapacaklar, eleştiri ile hakareti birbirine karıştırmamalı.

Başka ülkelerde Atatürk gibi kurucu babaları eleştirirken bile onların koyduğu prensip ve kurallara sahip çıkmaya çalışmak global bir zorunluluktur. Eleştiriler sadece daha doğruyu, daha güzeli bulmamıza yardımcı olmalı, yoksa yıkıcılığı hedeflememeli.

30 Ağustos heyecanıyla dün bunları düşündüm ve “Keşke Atatürk’e saygımızı ortak makulümüz haline bir an önce getirebilsek” diye hayal kurdum.

 

BU YAZIYA İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER

DİĞER YAZILARI


TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN