25 MART 2017
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
28 Aralık 2016 Çarşamba, 00:23:10 Güncelleme:09:31:36

Ekonomiye kültür şoku

 

2016 yılında sosyal ilişkilerin ve siyasi istikrarların darmadağın olduğu, düzenlerin bozulduğu bir kültürel travma yaşadık.

Bunu dün anlattım ve “Çok şükür bu yıl bitiyor da yeni yıla giriyoruz. 2017 yılı umut ve kültürel travmadan kurtulup yükselişe geçme yılı olacak” diye bitirdim.

Bugün ise bu travmatik yapının ekonomiye etkisi hakkında birkaç konuyu tartışmaya açacağım.

OECD son raporunda (Küresel Kalkınma Hakkında Perspektifler-2017), Türkiye’yi yüksek ve sürdürülebilir büyüyen ülkeler klasmanına almış. Bu böyleyken ben, siz, hepimiz krizdeki bir ekonomi algısındayız.

Ya OECD yanlış algıda ya da biz. OECD’ye o rapor para vererek yazdırılamayacağına ve siyasi baskı da söz konusu olamayacağına göre o zaman biz haksız olmalıyız değil mi? Bunun mantıken başka açıklaması yok diyebiliriz.

Ama ya iki taraf da haklıysa?..

OECD, teknik verilere bakarak karar veriyor, bizler ise ruh durumlarımız nedeniyle bu durumdayız.

Bugüne kadar yaşadığımız kültürel travma yüzünden hepimiz korku, endişe, geleceği görememe ve kararları ertelemekten oluşan bir kısırdöngüye girdik.

Bu kısırdöngüsel hayatlarımız içinde boşuna çabalayıp duruyoruz.

Türkiye’yi içimizden ve dışımızdan hedef almış teröristlerin isteği de bu zaten. Moralimizi bozmak, bizi durdurmak ve Türkiye’yi potansiyelinden koparmak.

Hepimiz birey olarak kendi kısırdöngülerimizi kıramazsak ülkemiz de kısırdöngüden çıkamaz.

TEKNİK DURGUNLUK

Ekonomi literatüründe bizim gibi durumda olan ülkelerde yaşanan ekonomik durgunluk, “teknik durgunluk” kavramıyla algılanıyor.

Yani ekonomide durgunluğu hak eden bir temel olmadığı, büyüme potansiyeli olduğu halde sadece bireylerin travmatik ruh halleri nedeniyle oluşan durgunluk hallerine teknik durgunluk adı veriliyor.

Global düzeyde bu gibi durumlar birçok ülkede daha önce yaşanmış olduğundan doktrinde bu gibi durumlardan kurtulma yollarını araştıran bir dal da oluştu.

“Kriz zamanlarında yaratıcılık” başlığı altında toplanabilecek bu doktrin dalı, teknik durgunluk içinde olan ülkelerde bundan hızlı çıkış yollarını araştırıyor.

KRİZDEN ÇIKIŞ

Bu doktrin, kriz dönemlerinin aynı zamanda büyük fırsatlar dönemi de olduğunu tespit eder ve işe oradan başlar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, potansiyelimizi ve çıkış yolunu görüp çağrısını yaptığı halde bizler yaşadığımız kültürel travma nedeniyle korku, endişe, geleceği görememe ve kararları ertelemekten oluşan kısırdöngümüz içinde hapis olduğumuzdan ne yazık ki bu gerçeği göremiyoruz.

Halbuki gelecek için tek bir adım atılsa her şey değişecek, o tek adım bir büyük toplu koşu haline gelecek.

RASYONEL BEKLEYİŞLER

Farkındayım, bugün çok “doktrin” dedim ama ne yapayım, konu bilimsel, ben de ekonomi teorisi içinde kalmak zorundayım.

Klasik görüş, ekonomilerde dengelerin oluşması için oyuncuların geleceğe yönelik rasyonel beklentilerinin çakışması gerektiğini söyler.

Bazen ileriye yönelik gerçekçi beklentiler rasyonel olur ve kriz olacak beklentisi bile kriz çıkarabilir.

Bizim gibi bireysel kısırdöngülere düşmüş ülkelerde bu irrasyonel bekleyişe de dönüşebilir. “Bu durum sürecek” beklentisi, durumu hakikaten sürdürebilir de.

“Bu böyle gitmeyecek, değişecek, 2017 yılının ilk 3 ayı sonunda çıkışa başlarız” beklentisi oluşursa bu gerçekten de olur.

DÖNÜŞÜ SAĞLAMAK

Kriz dönemlerinin aslında yenilikler yapmaya, cesur kararlar almaya elverişli ortamlar yarattığını düşünen insanlara teorik katkıda bulunacak “döndürme yönetimi” (turnaround management) geliştirilmiştir.

İşadamları normal durumlarda fazla cesur olamıyorlar. Alıştıkları, bildikleri gibi davranarak durmak onlara daha uygun geliyor.

Yapılan tespitler gösteriyor ki çok cesur kararlar, kriz dönemlerinde alını- yor. Aynı şeyleri yapıp bunlardan yine de farklı sonuçlar beklemek açıkçası “deliliğin” de bir tarifidir.

Bu günler, farklı şeyleri cesur biçimde yapmanın ve yeni kararlar almanın dönemidir. Bunu başaranlar Türk ekonomisinin “değişim şampiyonları” (change champions) olacaklar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi, “milli seferberliğin” anlamı aslında budur.

“Seferberlik, eline silah alıp sokağa çıkmak değildir. İşadamları olarak yatırımınızı yapın, korkmayı bırakıp geleceği planlamaya girişin” dedi Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Benim gibi belki de gereksiz sayılabilecek “doktrin” sözleri söylemeden meselenin esasını vurgulayan çok bilge bir laf bu.

Bu yazımı da dün bitirdiğim gibi bitireceğim. Eğer biz bunları aşacaksak, ertelediğimiz kararları 2017’de hemen uygulamaya başlamamız gerekir.

 

APPLE'DA YAŞANANLAR

Hatırlarsınız Steve Jobs, kurucusu olduğu Apple şirketinin dışında kalmıştı bir kez. Apple o dönemde ciddi bir kriz yaşamaya başlamıştı.

Sonunda Jobs geri döndü ve bu yazıda anlattığım her doğru tedbiri almaya başladı. O geleceğe güveniyordu, kriz anında doğru ve cesur kararlar alındığı takdirde şirketin büyüyeceğini görüyordu.

Nitekim hemen harekete de geçti.

Yelpazeleri içinde bulunan ürünlerin yüzde 70’ini iptal etti ve tek bir strateji üzerine konsantre olunmasını istedi.

Bu kararı uygulamadan önce böylesine kriz dönemlerinde mutlaka yapılması gereken “stratejik gözlemleme” (strategic review) de yapılmıştı. Yani “Biz şu an neredeyiz, potansiyelimiz nedir ve neden onu gerçekleştiremiyoruz? Geçmişten üzerimize kalmış gereksiz yükler nelerdir?” sorularını sordu ve cevaplarını aldıktan sonra cesur kararlar verdi.

Sonrasında da ne oldu biliyorsunuz. Apple şu an dünyanın en güçlü şirketi durumunda.

Kararlarda cesur olabilmek, galiba kriz insanlarına özgü olmalı.

Bir de bu tür durumdan çıkışta, karar vericilerin geçmiş düzenle bağlantıları, çıkarları en az olan insanlarla, yani geleceğe bakan gençlerle çalışmaları da gerekiyor.

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
  • Misafir 30 Aralık 2016 Cuma 09:16
    krizler firsattir
  • Misafir 30 Aralık 2016 Cuma 09:15
    entersan bakis
Kalan karakter : 300
HAVA DURUMU
Cumartesi 18 MPH 13°
Kısmen Güneşli