Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Cumhurbaşkanı kürsüde “28 Şubat neyin” diye feveran ederken…

        Siyasi görüşleriyle ve yeri geldi mi başkaları için söyledikleriyle mutabık olmasam da, hiç olmazsa erkeklerin arazi olduğu o günlerde “28 Şubat duruşu” takdir edilmiş bir kadın siyasetçi “kasetle” vurulmak istendi.

        O vakitler onunla çok yakın olmuş bir “medya ailesi”nin yanı başında, “eski cemaatçi” denen bir zat tarafından.

        Şimdi zaten bu “dönüşler”, oradan oraya savruluşlar filan çok baş döndürücü; kimilerinin “ilkesi, pusulası” nedir diye çok ibret dolu.

        Bir de şu var Hocam.

        ***

        Onun kaseti var” diyen beyefendi, savcılıkta verdiği bir ifade sonrası “garanti” vermiş:

        Şimdi ben görüntüyü seyrettim demiyorum. Etmedim. Bir mümin olarak etmedim diyorum. Montaj olacağı kanaatiyle söylüyorum. Yani bir mümin bir görmediği bir şey söyleyebilir mi? O iftira olur. Ama bugüne kadar yapılanlardan çıkış yaparak böyle bir şeyin montaj olacağını zaten vicdanen de söylüyorum. Seyretmedim de yani.”

        ***

        Bu nasıl bir şeydir ya Mümin!

        Nasıl bir duruş bu Emin!

        Seyretmedim” dediği şey üzerine bunca şey şey konuşup sonra “Bir mümin bir görmediği bir şey söyleyebilir mi” diye birdirbir oynamak nasıl bir şey?

        Neden böyle oluyor?

        Neden “bir mümin” görmediği, bilmediği bir şeyler üzerine bunca şey söyleyebiliyor?

        Neden “görmediği bir şey” üzerine “Kaseti var… Bir kadının iffetiyle…” diye cümleler kurabiliyor?

        Vicdanen söylüyorum” deyip “seyretmedim, görmedim” dediği üzerine “çıkış yaparak” tıkış tıkış konuşuyor?

        ***

        Temel, ciddi ve yaygın bir sorun var:

        Tabii ki bir çoğu da vicdanına, insanlığına da sarılır ama bir mümin, bin mümin, binlerce mümin de neden kötülük, fitne, fesat, iftira, yalan, tamah ve günahla bu kadar haşır neşir?

        Başkalarının günahlarını, başlarına gelenleri, gelecekleri hep “dinsizlik, imansızlık, batıllık” ile açıklaması kolay oluyor.

        Ama açıklamadıkları bu:

        Neden bu kadar inanç ve imanla; neden elde kitap ve dilde dua ile bile bu kadar kötü olunabiliniyor?

        Neden “Her şeyi gören ve bilen ve takdir eden”e rağmen; bu kadar sinsilik, fesat, haset, kirli hasat, dünya malına düşkünlük, tamah, günah, yağma, yalan, arsızlık, yüzsüzlük, hile, israf, iftira, merhametsizlik, gaddarlık, eziyet, nefret, haksızlık, adaletsizlik, başkalarını hor görmek, sonsuz öfke mümkün olabiliyor?

        ***

        Din güzel ahlak” ise; izan, merhamet, adalet, iyilik, doğruluk, dürüstlük, tamahkâr olmamak, müfteri olmamak, yalana batmamak, dolana dolanmamak, hilebazlık etmemek, hakikaten fazilet nasıl bu kadar imkansız olabiliyor Mümin!

        Madem çok inanıyorsun, “Kur’an’ın bir öğüt olduğuna” neden inanmıyorsun?

        Ahlaklılığını neden hep başkalarına atfettiğin ahlaksızlıklar üzerinden tarife koşuyorsun da, mendi haline hiç bakmıyorsun?

        Allah kendini beğenen ve böbürlenen kimseyi sevmez” diye bildiğin halde, ikide bir kibir niye ey El Kebir!

        ***

        Böyle muhabbet ediyoruz, sana soruyorum ama bana cevap vermen şart değil Mümin. Demek “bir mümin görmediği bir şey söyleyebilir mi” hiç…

        Demek “bir mümin iftira atabilir mi” hiç Mükremin!

        ***

        İnsanoğlu ama din ile ama kalbinin, vicdanının, aklının gösterdiği başka bir yolla doğruyu, hakikati, adaleti, hakkaniyeti, hakkı arayabilir, bekleyebilir, isteyebilir.

        Ama bunca çamur içinden kimseye ders verme Hocam!

        Hep diyorum ya:

        Kibrin sonu da kabir…

        Kibir gazabının sonu da kabir azabı!

        Sen ne dersen de, ne gizlersen gizle, ne edersen et…

        Madem o kadar müminsin, nihayetinde, “Her şeyi gören ve her şeyi bilen”den kaçamayacağını biliyor olman lazım Hazım!

        Belki bu huzursuzluk biraz da ondan.

        Vallahi billahi haklısın:

        Allah affetsin!

        Diğer Yazılar