Türk şirketlerinin değeri yüzde 30 düşecek!
1 yıllık kârları gitti bile
Abdurrahman YILDIRIM - HABERTÜRK
Dün ekonomi yönetiminin faizi artırmaktansa kurun artmasına izin verdiğini, cari açık nedeniyle bunu tercih ettiğini belirtmiştik.
- İthalat kur artışı yoluyla cazibesini kaybedecek ve kesilecekti.
- Kur artışı yanında yaşananlar zaten beklentileri bozduğu için, risk iştahı kaçacak, borçlanmalar kısıtlanacak, nakde geçme önem kazanacak, borçlanmadan kaçınılacak, yatırımlar duracak, üretim talep olduğu kadar devam edecek. Talep de mümkün olduğunca ertelenebilir.
- Bunun başında da konut, otomobil, dayanıklı tüketim ve mobilya geliyor. Gıda, ilaç, sağlık ve eğitim hizmetlerinde ise zorunluluktan dolayı talep azalması olmaz. Üretim ve talep bu kanaldan devam eder. Sonuçta büyüme oranı düşer.
- İthalatın pahalılaştığı ve azaldığı, büyümenin düştüğü bir ortam aynı zamanda cari açığın azalmasını beraberinde getirir. Bu da bütün bu olumsuzlukların belki tek olumlu yan etkisi.
- Kurların artmasının en çok vuracağı alan ise enflasyon. Enflasyondaki artış da, alım gücünü düşürerek hanehalkı ve bireylerin refahında azalmaya yol açar. Ekonomik istikrarı bozar ve Türkiye riskini artırır. Belli bir gecikmeyle faizleri de yanına çeker.
- Dün yapılan bir açıklama kur artışının başka bir yönünü daha bize gösterdi. O da en büyük döviz borçlusu durumundaki şirketler kur artışından olumsuz etkileneceklerin başında geliyor. Bu etkilenme sadece büyümenin düşmesi, üretimin azalması, yatırımların durması, işlerin durması değil. Ödenecek dış borçların karşılığının yükselerek bilançoların bozulması, kârların azalması şeklinde gerçekleşecek.
- Moody’s ile Fitch yatırım yapılabilir kredi notunun yaşanmakta olan siyasi belirsizliği de içerdiğini ve bu aşamada ülke notunda değişimin gündeme gelmeyeceğini ima ettiler. Buna karşılık Fitch dün TL’deki değer kaybının uzun süre devam etmesinin şirketlerin kredi notları üzerinde baskı yaratacağını açıkladı.
- Uzun süreliden kasıt 1 yıl ve daha uzun bir dönem olmalı. Türk özel sektörünün 2014 yılı içinde ödeyeceği dış borç miktarı ise Hazine verilerine göre 59.5 milyar dolar. TL’nin geçen yılki kaybı Merkez Bankası’nın satış kuru üzerinden ve yarım dolar yarım Euro sepetine göre yüzde 18.35. Eğer bu artış 2014 yılı boyunca kalıcı olacaksa şirketlerin ödeyeceği dış borcun miktarı bu ölçüde artacak.
59.5 milyar doların yüzde 18.35’i 10.9 milyar dolar ediyor. Bankaların toplam kârı veya 500 büyük sanayi kuruluşunun toplam kârı kadar bir kâr azalması bu. Eğer üzerine 2014 yılında yeni kur artışı gelmezse. Gelirse onu da hesaplanan yüke eklemek gerekecek. Zaten reyting kuruluşunun dikkat çektiği nokta burası.
- Bankacılık sektörünün veya 500 büyük sanayi şirketinin 1 yıllık kârı şimdiden kur artışına gitmiş durumda. Bu elbette şirketleri zorlar. Ama Türk özel sektörü de bayağı badireler atlattı. Şirketlerin yurtdışında zulada parası varsa devreye girer. Yeni sermaye koymak zorunda kalanlar olacağı gibi, belki batacaklar da çıkabilir. Batak oranının boyutunu da devalüasyon oranı ve kur artışının kalıcılığı belirleyecek. Kurun ne kadar artacağı ise belli bir zincire bağlı. Siyasi belirsizlik ve arka arkaya gelecek seçimler, FED’in izlediği politika ve uluslararası sermaye hareketleri zincirin en büyük halkaları.
SONUÇ: “Acının ödülü tecrübedir.”
İŞTE DELOITTE'UN ÇİZDİĞİ KARAMSAR TABLO...
Türk şirketlerinin değeri yüzde 30 düşecek
Orta vadede Türkiye’nin yatırımcılar için cazibe merkezi olmaya devam edeceğini ancak kısa vadede yatırım kararlarında bir miktar öteleme olabileceğini ifade eden Deloitte’e göre 2014 yılı Türkiye için zor geçecek. Deloitte Türkiye Birleşme ve Satın Almalar ve Borç Danışmanlığı Hizmetleri Lideri Mehmet Sami, “Çoklu seçim dönemine girilmesi ve yabancıların portföy dağılımlarının gelişmekte olan ülkelerdeki ağırlıklarını azalttıkları bir dönemde bir sürü belirsizlik var. Buna rağmen Türkiye’nin bölgesel cazibe merkezi olma özelliğini kaybedeceğini düşünmüyorum. Ancak kurdaki volatilitenin de etkisiyle yatırımcılar kısa vadede bazı yatırımları erteleyebilir” dedi.
‘SOSYO-POLİTİK GERGİNLİK ETKİLER’
Banka dışı sanayi şirketlerine bakıldığında, borsa çarpanları ile 2013 yılında fiyat-kazanç oranlarının 13-14 aralığında tahmin edildiğini belirten Sami, 2014 sonu gelir tahminleri baz alındığında ise bu oranın 10-11 civarına gerileyebileceğinin öngörüldüğünü söyledi. Sami, çarpanlara bakıldığında son on yılda Türkiye’de aktiflerin zaten primli satılmış olduğunu ifade etti.
Deloitte Türkiye Kurumsal Finansman Ortağı Başak Vardar da yaptığı değerlendirmede, “Değerlemelerde yüzde 20- 30 aşağı yönlü revizyon bekliyorum” diyerek karamsar bir tablo çizdi. Vardar, “İç piyasadaki sosyo-politik gerginlik, çoklu seçim dönemi ve FED’in tahvil alımlarını azaltma kararının gelişmekte olan pazarlara etkileri gibi olumsuz sinyaller 2014’ün Türkiye için zorlu bir yıl olacağına işaret ediyor” diye konuştu.
YABANCI YATIRIMCI 2013’TE KAÇTI
Dün açıklanan Deloitte Türkiye’nin 2013 Birleşme ve Satın Almalar Raporu’na göre ise 2013 yılında gerçekleşen 217 işlemin toplam işlem hacmi 17.5 milyar dolar olurken; bu sonuçlar 2012’ye göre işlem adedinde yüzde 15, hacimde de 20 gerilemeye işaret etti. Toplam 5.2 milyar dolarlık hacim yaratan yabancı yatırımcının birleşme ve satın alma işlemleri 2012’ye göre yüzde 60 azaldı. Yabancıların işlem hacmine katkısı yüzde 30 ile son yılların en düşük seviyesinde gerçekleşti.
YABANCI TEMKİNLİ DAVRANDI
Vardar, “İç pazardaki sosyopolitik gerginlik ve FED kararlarının gelişmekte olan ülkelere etkisi nedeniyle 2013 kesintiye uğradı ve yatırımcı temkinli davrandı” dedi.
İLK KEZ TÜRKLER YABANCILARI GEÇTİ
2013’te birleşme ve satın alma işlemlerinde toplam 6.6 milyar dolar ile özelleştirmeler toplam işlem hacminin yüzde 38’ini oluşturdu. Yılın en büyük işlemi olan Toroslar Elektrik Dağıtım özelleştirmesi tek başına işlem hacminin yüzde 10’unu oluşturdu.
Finansal yatırımcılar ise 35 işlem ve 2.1 milyar dolar hacim ile 2013’te toplam işlem hacminin yüzde 12’sini oluşturarak kriz sonrası dönemin en yüksek yüzdesine ulaştı. Özelleştirmede bariz bir şekilde Türk yatırımcıların hâkimiyeti söz konusu oldu. Nitekim Türk yatırımcıların boy gösterdiği özelleştirmeler dışarıda tutulduğunda ise yabancıların payı yüzde 47 ile ilk defa Türk yatırımcının gerisinde kalmış oldu.