Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Güntay Şimşek Türkiye'nin 'verisi' nerede, nasıl saklanacak?

        Gelecek yıllarda en önemli iş kollarından birisinin veri merkezleri (data center) olacağını söylemek belki yanlış olur. Çünkü şu anda bile dünyanın dört bir yanında ciddi anlamda bu alana yatırım yapılıyor. ‘Data Center’lar, ‘Bulut Teknolojileri’ hâlihazırda önemli iş kolu olarak yoluna hızla devam ediyor. Ülkemizde de veri merkezlerine yönelik ilgiyle birlikte yasal altyapısı olmadığından kafa karışıklığı da yaşanıyor.

        Son günlerde Turkcell, Vodafone gibi telekomünikasyon şirketlerimizin açıklamalarından anlaşılacağı üzere başka kurum ve kuruluşlara “veri saklama” hizmeti vermek üzere yatırımlarına hız vermiş durumdalar. Özellikle kamu kurumları verilerini saklamak için arayış içindeler. Bazı kurumlar kendi veri merkezini kuruyor, ama genel anlamda kamu, veri merkezleri kurmak, bu alana yatırım yapmak, teknolojik gelişmelerini takip edip, işletmek yerine böyle bir hizmeti almak istiyor. Dünyada da böyle bir eğilim söz konusu.

        Fakat bu hususta ciddi sorunlar var. Halen daha verilerin saklanması, veri merkezi kurulması, işletilmesi, belli kurallarla yatırımların gerçekleşmesi ve denetimlerin yapılabilmesi kısacası regülasyon için net bir görev tanımı yapılmış bir kurum yok. Böylesine boşluk olan bir ortamda şirketler gördükleri fırsatı değerlendirip, yabancı teknoloji şirketleriyle ortaklık veya iş birliğiyle veri merkezi kuruyorlar. Böyle bir fırsatı gören şirketlerden birisi de Turkcell.

        Şu anki CEO’su Ali Taha Koç daha önce Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanı olduğundan, Türkiye’nin bu alanda yapması gerekenleri biliyor. Fakat mevzuat eksikliğine rağmen Turkcell’in asıl CEO’su, karar mekanizması Şenol Kazancı ile birlikte doğru bir yere yatırım yapıyorlar. Öyle ki Türk Telekom’un fiberde sahip olduğu benzer bir fırsatın bu alanda söz konusu olduğuna dikkat çekerek, bu imkâna kavuşmak için hareket ettiklerini öğrendim.

        Fakat Türkiye’nin veri güvenliğiyle bu merkezlerini verimli ve sağlıklı işletilmesi için Dijital Dönüşüm Ofisi’nin tek bir kurumla, Turkcell ile değil de daha geniş vizyonla hareket etmesi gerekmez mi? Ellerindeki koordinasyon yetkisiyle bu konuda acilen tüm sektörü, şirketleri ve yatırımcıları kapsayan bir yol haritası belirlemeleri icap etmez mi? Şüphesiz böyle bir yaklaşım lazım!

        Ayrıca veri merkezleri konusunda regülasyon yapabilceği görev tanımı içinde bulunan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ne yapıyor? Ne tür hazırlıkları var? Böyle bir dönemde acilen kamuoyunu bilgilendirmelidirler.

        Artık Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmayacak!

        Turkcell yönetimi sıklıkla “Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmalı” sloganını kullanıyordu. Ancak 12 Mart’ta TBMM’den geçen bir yasayla Türkiye’deki verilerin yurtdışına çıkmasının önü açıldı. Avrupa Birliği standartlarına yakın düzenlemeler yapıldı. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda (KVKK), bu çerçevede yapılan değişiklikler TBMM’de kabul edildi ve 1 Haziran’da yürürlüğe girecek. Zaten “Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmayacak” anlamsız bir slogandı. Düşünsenize Turkcell’in tüm altyapısı yabancı teknolojilerden oluşuyor.

        Turkcell, yerli ve milli ürünleri destekleyen bir stratejiyi de terk edeli epey zaman oldu. Şu günlerde ULAK 5G baz istasyonunu test ettiklerini duydum, fakat geçen yıl KKTC’de bile yerli ve milli baz istasyonunu kullanmadılar. Ama oportünist bir yaklaşımla “Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmalı” diyorlardı. Yaşadığımız şu çağda veri güvenliği için başka çözümler bulmak, denetim ve kontrolü yapacak, müeyyide uygulayacak yasal altyapıyı acilen kurmak icap ediyor. Günü kurtarma amaçlı geliştirilen “Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmalı” yaklaşımıyla geldiğimiz yer burası. Artık verimizin dünyanın neresine gittiğini, nasıl gittiğini ve ne yapıldığını bileceğimiz sistemleri ihtiyacımız söz konusu.

        Bu sebeple Turkcell’in yeni yönetiminin son dönemlerde veri merkezlerine önem verdiğini açıkladığı kadar, bu alandaki yasal boşluğun giderilmesine de eğilmeleri icap ediyor. Çünkü yakın bir zamanda kamu kurumları ciddi anlamda veri merkezlerine, bulut teknolojilerine ihtiyaç duyacak. Turkcell de veri merkezleriyle kamu kurumlarına hizmet vermeye hazırlanıyor. Ancak mevcut kurgulamada Türkiye’nin verilerinin güvenliği nasıl sağlanacak?

        Yabancı teknoloji ve telekomünikasyon şirketleriyle veri merkezi yatırımları için çeşitli şirketler anlaşmalar yapıyor. Zaten ülkemizde veri merkezinin nüvesini oluşturacak teknoloji de yok. Bu sebeple yabancı şirketlerle iş birliği yapmak, ekipman getirmek şart. Verilerimizi yerli ve milli imkânlarla değil, iyi hazırlanmış mevzuatlarla, denetim yapacak teknolojik altyapı hizmetleriyle koruyabileceğimiz gerçeğiyle karşı karşıyayız.

        Veri merkezi kuracak şirketin ne kadarının yabancı veya yerli olması fark etmiyor. Bir şeyi de değiştirmiyor. Mesela Türk Telekom’un %60’ı Türkiye Varlık Fonu’na, %25’i Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ait ve %15’lik hissesi de halka arz edilmiş durumda. Turkcell’in %26,2’si Türkiye Varlık Fonu’nda, %19,8’i Rus IMTIS’e ait ve %54’ü ise halka açık. Vodafone zaten yüzde yüz yabancı yatırımcıya ait. Netice itibariyle iyi bir mevzuatla bu alanın yerli ve yabancı yatırımcılar için rekabetçi hale getirilmesi ve bu alanda teknoloji kabiliyeti edinecek yaklaşım da ülkemizin menfaatine olacaktır.

        Bakalım önümüzdeki dönemde bu konuda nasıl gelişmelere ve tartışmalara muhatap olacağız?

        *****

        THK’de neden sık sık başkan değişiyor?

        Türk Hava Kurumu (THK) içine düştüğü yönetim zafiyeti ve maddi sıkıntılar sebebiyle yönetimsiz kaldığı için Ankara 9. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından kayyum atandı. Böylece yaklaşık 5 yıldır, Ekim 2019’dan bu yana kayyum tarafından yönetiliyor. Ama bir mesafe alınmış değil, çünkü aynı hatalar tekrarlanıyor. İlgili hakimler de çok fazla işe karışıyor.

        Şu an THK, medeni kanunun vesayet sistemiyle, arka planda kayyumu atayan hâkimin kararları onaylaması yöntemiyle yönetilmeye çalışılıyor. Ön planda atanan kayyum görünse de alınan kararların arkasında vasi atayan hâkim var. Yani aslında hâkim yönetiyor. Yönlendirmeler yapıyor. Kayyum heyeti de bir şey yapıyormuş gibi davranıyor. Daha önce ilgili hâkimin bazı tuhaf tavırlarına dikkat çekmiştim. Onun istediği yerlerle iş birliği yapılması isteniyordu.

        Kısacası THK’ya ilk başlarda oldukça yetkin ve işini bilen, kurumu düzlüğe çıkması için canla başla çalışan kayyumlar atanmasına rağmen, olması gereken yetki ve sorumluluk verilmediğinden sorunlar yaşandı. Vasi atayan mahkeme sorun oldu. Kayyuma yetkiler verip, denetim ve kontrollerle THK’nın sağlıklı yapıya kavuşması için çalışmalar sağlanmadı. Galiba THK da pek kimsenin umurunda değil…

        Neden olmadığını şöyle izah edeyim. Kayyumu atayan mahkeme Adalet Bakanlığı ile ilintili, ama buraya atanan kayyum gelişmeleri İçişleri Bakanlığı’na rapor ediyor. THK’nın faaliyet alanı ikisini de ilgilendirmiyor. Ama THK’nın sahip olduğu imkanlar herkese cazip geliyor.

        THK’ya 2019’da atanan ilk kayyum başkanı ve ikincisi borçları yapılandırmışlardı. Sorunları tespit edip, COVİD-19 ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin yangın uçağı konusunda son derece haksız saldırılarına rağmen de başarılı olmuşlardı. Üstelik kamudan kimse de sahip çıkmamıştı. İşte böyle süreçte yanılmıyorsam ilgili mahkemenin hâkimi emekliye ayrılmak üzereyken ikinci kayyum başkanının görevine normal yönetime geçileceğini ileri sürerek son verdi. Normal yönetime geçilmedi. Hâkim gidince başka bir kayyum geldi. O da gitti, şu an THK başkanlığı yapan vali geldi.

        THK Başkanlığı yapan vali sosyal medyada sürekli olarak ağırladığı ziyaretçilerini paylaşıyor. Ama ben kurumun sorunlarını merak ediyorum. Bu kadar sık THK başkanı da değiştiği için artık bizim ilgimiz azaldı, ümitlerimiz tükendi. Zira burayı düzlüğü çıkarma gibi bir amaç olmadığı zannı ağır basmaya başladı.

        İlk kayyum heyeti başkanı Cenap Aşçı ve yardımcısı Abdullah Kaya büyük özveriyle çalışıp THK’yı düzlüğe çıkaracak çalışmalar yaptılar. Kurumu adeta dolandıran bankalarla borçları yapılandırdılar. En önemli değeri, İstanbul’daki otelin tuhaf kira sözleşmesini kurum lehine düzelttiler. 2050’ye kadar olan kira süresini 2035’e çektiler. Bu konuda sonra gelenler gayret göstermiş olsaydı, bu otel ya tahliye edilebilirdi ya da güncel rayiç bedel üzerinden kira kontratına kavuşturulabilirdi. Henüz böyle bir gelişme duymadık. Duymamız da zor gibi. Çünkü bu kadar sık başkanı değişen kurumda nasıl başka değişim olabilir.

        Mesela THK’nın üç önemli gelir kalemi var. Hava ambulans hizmeti, yangın söndürme operasyonları ve İstanbul’daki otelin geliri. Bu 3 gelir olmadıktan veya yeni gelir kalemi oluşturulmadıktan sonra THK’nın ayakta durma şansı yok gibi…

        Geçmişte bu ihalelerden birisine girmek için hâkim onay vermemişti. Çünkü kurumun ihaleye girecek parası yoktu. Bir arsası satılıp, ihaleye girilmek istenmiş, ama hâkim bunu onaylamamıştı diye biliyorum. Yangın söndürme uçaklarının ihaleye girmesini de Orman eski bakanlarından Bekir Pakdemirli engellemişti. THK da yine yangın söndürme filosunu hâkimin izin vermemesi sebebiyle yeni anlaşmalar yapılamadığından yenileyememişti.

        Son aldığım üzücü bilgiler de şöyle; Sağlık Bakanlığı ile THK arasında ambulans kiralama konusunda ücretlendirme hususunda dava vardı. THK kazanmış. Fakat THK da hava ambulanslarını TUSAŞ’a satma kararı almış. Yani diğer açıdan bakınca da kaybetmiş. THK’nın yangın söndürme işi de filonun yenilenmemesi ve diğer çeşitli sebeplerden zora girmiş, sürdürülebilir olmaktan uzaklaşmış.

        Netice itibariyle şu anki THK Kayyum Heyeti, önceki hâkimin “Olağan Yönetime Geçiş” kararı alması sebebiyle işbaşına geldi. Çünkü önceki heyet tasfiye edildi, ama “Olağan Yönetime Geçiş” olmadı. Neden?

        Mustafa Kemal Atatürk döneminde çok iyi bir vizyonla ve bu milletin bağışlarıyla, helal paralarıyla THK kurulduğu için her türlü atraksiyona rağmen bir türlü batırılamıyor. Ama artık insaf yahu… Yüzyıllık bir kurum böyle mi yönetilir? Yüzyıllık bir markaya böyle mi sahip çıkılır?