'Merkeze bağlı vilayet sistemi içinde başkanlık tartışılabilir'
MHP milletvekili Yusuf Halaçoğlu'dan AK Parti'nin önerisine sürpriz destek
KUTLU ESENDEMİR / GAZETE HABERTÜRK
Meclis, geçen cumartesi günü faaliyetlerine yeniden başladı. 24. Yasama döneminde öncelikli gündem, yeni Anayasa olacak. Bu dönemde, Meclis’te öne çıkacak yeni isimlerden biri de, eski Türk Tarih Kurumu Başkanı, MHP Milletvekili Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu. Kamuoyunun tarihçi kimliğiyle yakından tanıdığı Halaçoğlu’yla gündemde öne çıkan konuları konuştuk.
- Yeni Anayasa konusunda öncelikli hedefiniz ne?
Anayasa değişikliğiyle bugünkü Anayasa’nın bütün maddeleri değişecek mi, yoksa bazı maddeler hazırlanması düşünülen Anayasa’da da aynen kalacak mı? Muhtemeldir ki, pek çok maddede hiçbir değişiklik yapılmadan aynen muhafaza edilecek. Öyleyse yeni bir Anayasa değil, Anayasa’da değişiklikler yapılacak. Diğer bir soru Anayasa neden değiştirilmek istenmektedir?
- Neden?
Değişiklik olarak eğitim dili, devletin resmi dili ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlık tanımı düşünülüyorsa, bu, ülkenin üniter yapısının bozulması ve ayrışmaya sebep olacak bir değişiklik demektir. Bu vebalin altından kimse kalkamaz. Ayrıca hukuk tanımaz terör örgütünün başarıya ulaşması anlamına gelir ki, hukuk tanımazların hukuka üstünlüğü için terörü meşrulaştırır. Dolayısıyla biz MHP olarak Anayasa’nın ilk üç maddesiyle 66. maddedeki Türklük tanımının değiştirilmesini kabul etmiyoruz. Buna karşılık bazı maddelerin tamamen kaldırılması, bazı maddeler eklenmesi gibi konularda Anayasamızın yeniden düzenlenmesi gerektiğine inanıyoruz.
- Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun, başkanlık sistemi önerisine nasıl yaklaşıyorsunuz?
Federatif bir yönetim biçimine yönelik başkanlık sistemi, Türkiye’nin hem kültürel yapısına, hem de bulunduğu coğrafyaya uygun değildir. Bu konuda samimi bir açıklıkla ne istediklerini halkımıza ve bize açıklamaları gerekmektedir. Nasıl bir başkanlık sistemi getirilmek isteniyor? Bunun açıkca beyan edilmesi gerekiyor.
- Başkanlık sisteminin Türkiye’nin tarihi geçmişine en uygun sistem olduğuna katılıyor musunuz? Başkanlık sistemi sizce Türkiye’de nasıl uygulanması gerekir?
Türkler tarih boyunca hep hanedanlıklara bağlı hükümdarlıkla yönetilmiş. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla da ilk defa Cumhuriyet yönetimiyle tanışmış. Aslında Türkler hükümdarlık sisteminde bile ‘Kurultay’ adı verilen bir Danışma Meclisi oluşturmuşlar. Bu sebeple de Cumhuriyet, yönetim tarzı olarak Türklere pek yabancı gelmemiş. Ayrıca toplumda Avrupa’da olduğu gibi sınıf farkları olmadığından Cumhuriyet yönetimi zorluk çekilmeden kabul görmüş.
- Başkanlık sistemine gelince?
Başkanlık belki ABD ve diğer ülkelerdekinden farklı, eski Türk devletlerindeki sisteme uygun bir şekilde düzenlenecek olursa olabilir. Yani ABD başkanlık sistemindeki gibi halk tarafından seçilen, içişlerinde serbest, eğitim, hukuk ve ekonomik konularda tamamen bağımsız hareket eden bir yönetim yerine, merkezden atanan valilerin bulunduğu, tümüyle merkeze bağlı bir vilayet sistemi içinde başkanlık tartışılabilir. Ancak başkanlık sistemine neden lüzum görülüyor? Açıkca ortaya konulması gerekir.
- Osmanlı modeli öneren var.
Osmanlı modeli, bugün olduğu gibi yine merkezidir. Bununla beraber, Osmanlı devletinde eyalet sistemi uygulanmakta ve her eyalet veya vilayette genel kanunların yanı sıra, bazı vergi konularında yerel kanunlara da yer verilmiştir. Ama gerek ceza kanunnamesi, gerekse Medeni Kanun tektir. Bugün Türkiye bir imparatorluk değildir. Demokrasiyle yönetilmektedir. Dolayısıyla Osmanlı sistemini uygulamanız mümkün değildir.
- Türkiye’nin dış politikadaki aktif tavrını “Yeni Osmanlıcılık” politikası olarak nitelendirenler var. Buna katılır mısınız?
Bu bölgelerde meydana gelen olayların doğrudan ABD’nin Irak savaşından sonra kaybettiği prestijine bağlı olarak, bölgedeki etkinliğini Türkiye aracılığıyla hâkim kılmak olarak değerlendiriyorum.
- Ortadoğu’da rejimler birbiri ardına yıkılıyor. Kimileri bu yaşananları bir “bahar” olarak görüyor. Geçmişe bakıldığında, yaşananların doğruluğu konusunda bir kuşkunuz var mı? Türkler tarihleri boyunca başka bir ülkenin öz kaynaklarına göz dikmemiştir. Bugün Osmanlı coğrafyasında 35’ten fazla devlet kurulmuştur. Bu devletlerden Ortadoğu ve Afrika’da bulunanları, Birinci Dünya Savaşı sonunda Fransa, İngiltere, İtalya gibi devletlerin mandası altına girmiştir. Bu sebeple de cetvelle çizilmiş sınırlara sahiptirler. Daha sonraki tarihlerde bu devletler bağımsızlıklarına kavuşmuştur. Her ne kadar son 50 yıldır bu devletler dikta rejimlerle yönetilmekteyse de günümüzde bu devletler üzerinde yeni oyunlar sergilenmektedir. Kaldı ki, Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün gibi ülkelerde de aynı tür rejimler olmasına rağmen, Türkiye başta olmak üzere ABD ve diğer Avrupa ülkeleri neden demokrasiden bahsetmezler acaba? Nitekim Mısır’da yönetimin orduya bırakılmasına ses çıkarılmamıştır. Demek ki hedef, demokrasiye geçişleri değildir.
- İsrail ve Suriye ile iyice gerilen ilişkiler, sizce sıcak bir çatışma olasılığını içinde barındırıyor mu?
Suriye ile belki ama İsrail’le asla. Zira buradaki hedef Suriye’deki rejimin de yıkılmasıdır. Suriye “Arap Baharı”nın son kalesidir. Zira Suriye’deki rejimin düşmesiyle tek hedef olarak İran kalacaktır.
- İsrail’e gelince!
İsrail bütün bu olaylar içinde belki de kendisini en emin hissettiği bir dönemi yaşıyor. Üstelik Malatya’da kurulan radar sistemi, İran’a karşı İsrail’i daha korunaklı hale getirdi. Bundan önceki durumda, İran’dan atılacak bir füzenin tespiti İsrail’e çok daha yakın yerlerde mümkün olabilecekti. Kıbrıs’ın doğusundaki petrol konusuysa, tamamen bir oyun. Zira bu bölgede petrol aramaları için ilk imzalar 2003 yılında atılmıştı. Hele hele o koca devasa platformun kurulmasını Türkiye’nin görmemesi mümkün değildi. Yani iş zaten biliniyordu ve neden bugüne kadar kamuoyundan gizlendi. Veya neden o zamandan sonra bu konuda bir girişimde bulunulmadı ve “komşularla sıfır sorun” politikası açıklandı? Daha dün Suriye ile stratejik ortaklık imzalayan, vizeyi kaldıran ve yakın ilişkiler kurulan bir ortamdan Türkiye, ne oldu da Suriye’yi birinci düşman olarak nitelendirmeye başladı?
'ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARINA KARŞI BİR FİLM YAPTIRILMALI'
- Ermeni soykırımı iddialarının 2015 yılında 100 yıldönümü. Bu konuda Türkiye’nin bir rol haritası var mı ve ne olmalı?
Bu konuda gerek parlamento gerekse TBMM ve ilmi kuruluşların işbirliği ile bir yol haritası acilen hazırlanmak zorundadır. Bilhassa en önemli konulardan biri, çok tanınmış yabancı oyuncularla bir film yaptırılması, yabancı misyon ve parlamentolarla ilişki kurularak gerçeklerin belgeleriyle onlara anlatılması, bunların başında gelmektedir.
- Tutuklu milletvekilleri konusunda MHP’ye eleştiriler var. Partiniz için, “Engin Alan’ı Silivri’de unuttular” eleştirilerine katılıyor musunuz?
Bu eleştiriler kesinlikle doğru değil. Engin Alan Paşa bu ülkeye büyük hizmetleri olan bir mensubumuz. Hakkında açılan davalarda mahkûm edilmemiş olup, dolayısıyla suçlu addedilmesi mümkün değil. Engin Alan Paşa’nın seçilmiş bir milletvekili olarak Meclis’e gelmesi meselesi, ancak Meclis çatısı altında çözümlenebilecek bir konu. Bizim bu husustaki davranışımızın doğruluğu, diğer partilerin Meclis’i boykot etmelerine rağmen sonuçta Meclis’e gelip yemin etmek zorunda kalmalarından anlaşılıyor. Demokrasilerde bu gibi sorunların çözüm yeri Meclis’tir. Meclis dışındaki bu gibi hareketler, Meclis’e rağmen isteklerini zorla kabul ettirmek isteyenleri de meşru hale getirir.
'OSMANLI'NIN MÜCADELE ETTİĞİ İSYANCILAR AYRILIKÇI DEĞİLDİ'
- Terörle mücadele konusunda kimi öneriler gündeme geliyor. Zaman yazarı Mümtaz’er Türköne, “Osmanlı çok isyan bastırmış bir devlettir. İsyanı bastırırken isyanı başlatanı affeder, çok uzak bir vilayete atar, sonra da maaş bağlar ona. Bir de ayrıca paşa rütbesi verir. Bunlara da ‘başıbozuk paşası’ derler” diyor. Siz ne dersiniz bu fikre?
Sanırım Sayın Türköne Osmanlı tarihini bilmiyordur veya bildiği bu kadardır. Her şeyden önce Osmanlı’nın mücadele ettiği isyan grupları ayrılıkçı gruplar değildi. Yani bugünkü terör örgütü gibi, ayrı dil, kimlik, ana dilde eğitim, mahalli özerklik gibi iddialarla isyan etmemişlerdi. Bunlar devletin otorite boşluğundan faydalanarak devlete asker vermeyen, vergi vermeyen, eşkıyayı koruyan nitelikte çoğu ayân veya derebeyi şeklindeki kimselerdi. Mesela Adana Kozan bölgesindeki Kozanoğulları, Payas Antakya bölgesindeki Ali Bekiroğulları veya Manisa’da Karaosmanoğlu Mustafa Ağa, Rumeli’deki Tirsinikli İsmail, Yılıkoğlu Süleyman Ağalar gibi ayânların devlet otoritesini dinlememeleri üzerine bunlara uyguladıkları yöntem, bunların otoritesini kırıp, bir görevle başka yerlere sürgün etmek şeklinde olmuştur.