Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Yaşam Mustafa Destici, Kürtlerle her şeyi konuşabiliriz

        Kübra PAR / kubrapar@haberturk.com

        Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici’nin, Uludere saldırısı hakkındaki sözleri şaşkınlık yarattı. Siyasi çizginin en sağında duran, PKK ve BDP hakkındaki toleranssız tavrıyla bilinen Destici, Radikal Gazetesi’nden Ömer Şahin’e yaptığı konuşmada Uludere’de ölen Kürt vatandaşlar için “PKK'lı bile olsalar bombalama olmamalıydı” demişti.

        Kürt Meselesi konusundaki görüşlerini daha detaylı anlayabilmek için Ankara’ya gidip konuştum. Alışılageldik katı milliyetçi bir pencereden bakmıyor Destici. Anadilde eğitim ve özerklik konusunda sert tutumunu sürdürse de uzun vadede kapıyı açık bırakıyor: “Terör ve silah ortadan kalkarsa, demokratik sistem içerisinde her şeyi konuşabiliriz. Bu süreç zaman alabilir. Şu anda 30 yıl önceki noktada değiliz”

        Uludere saldırısı konusunda yaptığınız açıklama şaşkınlıkla karşılandı. “Bu insanların feryatlarına kulaklarımızı tıkayamayız” dediniz…

        Ayette der ki “Muhakkak ki Müslümanlar kardeştir”. Uludere’deki anneler ellerini açmış Allah'a dua ediyor. Elbette ki onların acısı benim acımdır. Etkilenmezsem vicdan, ahlak, adalet ve insanlık problemim var demektir.

        “PKK'lı bile olsalar bombalanmalarına karşıydım” dediniz. Yanlış neydi tam olarak?

        Devlet terör örgütü gibi davranamaz. Geldiklerini görmüşsünüz ama kimliklerini tespit edemiyorsunuz. “Bölge uygun değildi” ya da “Serbest bırakılsalardı da onlar da karakolu mu bombalasaydı?” diyenler var. Bekleyin, zaten Türkiye'ye doğru geliyorlar. Teslim ol çağrısı yaparsınız, eğer çatışırlarsa vurursunuz. Ama hiç haberleri yokken, kimlikleri tespit edilmemişken bombalamak doğru değil. Sonuçta ne oldu? PKK psikolojik üstünlük sağladı, TSK zarar gördü, devletin itibarı sarsıldı ve halkın devlete güveni azaldı.

        Devlet özür dilemeli mi?

        Terörist sanıp hatayla öldürdüyseniz “bir hata yapıldı, özür diliyoruz” diyeceksiniz. Bu bir tezgâhsa, istihbarat zaafı varsa, planlı bir operasyonsa, o planı yapanları cezalandırıp ve yine ailelerden ve toplumdan özür dileyeceksiniz. Uludere'nin hesabını Türk halkı hep birlikte sormalıdır. Fakat şunu da belirteyim, cenazeler PKK bayrağına değil de Türk bayrağına sarılarak defnedilseydi, Türk halkının tepkisi farklı olurdu.

        "ASİMİLASYONA KARŞIYIM"

        Kürtlerin demokratik hak talepleri konusunda tavrınız ne?

        Asimilasyona karşıyım.İnsanların anadillerini öğrenip konuşabilmeli ama anadilde eğitim olmaz; devlet içinde devlet kurmuş olursunuz.Kavramlar birbirine karıştırıldı. 30 yıldır hata yapılıyor. Terörle mücadele Kürt sorununa dönüştürüldü. Karşımızda yol haritasını Batı'daki strateji merkezlerinden alan bir terör problemi var.

        Kürt halkınınn PKK'ya desteğini nasıl açıklıyorsunuz?

        Kürt kardeşlerimizin problemleri var, bunu inkâr edemeyiz. Bireysel hak ve özgürlüklerin önü açılmadığı gibi, hukuk dışı işler yapılarak bölge halkı PKK'nın kucağına itildi. Terörle mücadele adı altında bölgedeki tüm insanlara terörist muamelesi yapıldı. Anadilde konuşmaları yasaklandı, güvenli bir ortam sağlanamadı, adil bir hukuk ve paylaşım sistemi kurulamadı.

        "PKK LEGAL SİYASET İÇİNDE YER ALSA BUNA SIRTIMIZI DÖNEMEYİZ"

        Tüm bunlara rağmen çözüm sürecine karşı olduğunuzu açıkladınız. Silahla çözüm aramak ne kadar doğru?

        Bu bir çözüm süreci değil. İmralı samimi değil, PKK çekilip kendini tasfiye etmedi; aksine yaralarını sarıp güçlendi. "Silahlarımızı bırakıyoruz, artık legal siyaset içinde yer alacağız. Kendimizi Türk milletinin vicdanına ve adaletine temsil ediyoruz" deseler buna hiç birimiz arkamızı dönemeyiz.Ama silahı bırakacaksın, terör yapmayacaksın, egemenliğime ortak olmaya, ayrı bir devlet kurmaya kalkmayacaksın.

        “Kürt halkına zulmedildi, devlet de bunun bir parçası oldu” mu diyorsunuz?

        Dönemin hükümetleri, sivil ve askeri bürokrasi bu işin parçası oldu.

        “PKK LEGAL SİYASET İÇİNDE YER ALSA BUNA SIRTIMIZI DÖNEMEYİZ”

        “TERÖR VE SİLAH ORTADAN KALKARSA, DEMOKRATİK SİSTEM İÇERİSİNDE HER ŞEYİ KONUŞABİLİRİZ”

        Tüm bunlara rağmen çözüm sürecine neden karşısınız? PKK'nın varoluş sebeplerini ortadan kaldırmayıp, silahla çözüm aramak ne kadar doğru?

        Bu bir çözüm süreci değil. İmralı samimi değil, PKK çekilip kendini tasfiye etmedi; aksine yaralarını sarıp güçlendi. “Silahlarımızı bırakıyoruz, eylemlerden vazgeçiyoruz, artık legal siyaset içinde yer alacağız. 30 yıldır yanlış yaptık, kendimizi Türk milletinin vicdanına ve adaletine temsil ediyoruz” deseler buna hiç birimiz arkamızı dönemeyiz. Ama böyle bir şey yok şu anda, keşke olsa... 30 bine yakın insan kaybettik. Kim ister kan aksın?

        "KÜRT SORUNU AVRUPA BİRLİĞİ'NE BENZER BİR ÇATI SİSTEMİYLE ÇÖZÜLEBİLİR"

        Peki, "tek millet, tek bayrak, tek devlet" söylemi halkların bir arada kardeşçe yaşamasını sağlamıyorsa ulus devlet milliyetçiliğinden vaz geçilebilir mi? Sonuçta bu, dünya tarihinde seçilmiş sistemlerden sadece biri değil mi?

        Partiyi kurarken Milli Mutabakat metninde "Allah'ın varlığı ve Resul'un risaleti dışında her şeyi konuşur ve tartışırız" dedik. Bizim için hiçbir şey tabu değil. Bugün ülkenin bütünlüğünü, bayrağımızı, marşımızı savunuyoruz çünkü bunlar bizi bir arada tutan değerler. Fakat İmparatorluk döneminde ya da olası bir Türk birliği modelinde öngörüldüğü gibi Türkiye'nin lider olduğu bir şemsiyenin altında bölge ülkelerinin birliktelik oluşturduğu bir sürece doğru gidilirse elbette ki buna karşı durmam. Bence Avrupa Birliği'ne, Şangay Beşlisi'ne ya da Asya Birliği'ne benzer süreçler yaşanacak.

        Kürt meselesi de böyle bir formülle çözüme kavuşturulabilir mi?

        Kavuşabilir. Avrupa Birliği ile benzer sorunlar çözülmüştü. Yugoslavya parçalanmıştı ama Bosna Hersek, Hırvatistan ve Sırbistan, AB'ye üye olarak bu sorun aşıldı.

        Kürtlerin özerk siyasal temsiline karşı çıktığınızı söylüyordunuz. Şimdi "bir çatı sistemi bu sorunu çözebilir" diyorsunuz. Kafamızı karıştırdınız.

        Bu bölgede Kürtler var mı? Var. Kıyıma, soykırıma mı uğratacağız? Öncelikle bunun varlığını kabul edip ona göre bir çözüm aramak lazım. Terör ve silah aradan kalkarsa, demokratik sistem içerisinde her şeyi konuşabiliriz. İsteneler verilir, verilmez ama her şey konuşulabilir. Bu süreç zaman alabilir. Şu anda 30 yıl önceki noktada değiliz. Öncelik terörü bertaraf etmektir.

        “DERİN DEVLET SUİKASTLERİYLE İLGİMİZ YOK, HRANT DİNK'İN ÖLÜMÜ TÜRKİYE İÇİN KAYIPTIR”

        Hrant Dink suikastı, Rahip Santoro cinayeti, Zirve Yayınevi katliamı, Danıştay saldırısı gibi olayların arkasında partinizin adı geçiyor. Bu cinayetlerde payınız var mı?

        Başta Hrant Dink olmak üzere bu cinayetlerin hepsine net olarak karşıyız; kabul edilemez eylemler. Bunlardan sorumlu tutulmamız camiamıza karşı haksızlık. Hiç biriyle ilgimiz yok. Danıştay saldırısından da bizi sorumlu tuttular ama sonra anlaşıldı ki faillerin BBP ya da Alperen Ocakları'yla hiçbir bağlantısı yok.

        Niye sorumlu tutuldunuz o halde?

        Partiye üye alırken sabıka kaydı sormuyoruz. Bazı muhbirler sızabilir. Devlet içindeki bir takım istihbarat örgütleri bu cinayetleri işletiyorsa bunun hesabını onlardan sormak gerekir. Hrant Dink’in ölümü Türkiye için bir kayıptır. Görüşlerine karşıyım ama Dink’in Avrupa’daki Ermeni lobisine karşı Türkiye’nin lehine bir pozisyonu vardı. Bu suikast mutlaka aydınlatılmalıdır.

        “ÇATLI'NIN 12 EYLÜL SONRASINDA YAPTIKLARINI SAHİPLENMİYORUM”

        Ya Abdullah Çatlı?

        Rahmetli Çatlı ile şahsen tanışıklığım yok. Ülkücü harekete yaptığı hizmetlerden dolayı sevip, rahmetle andığım bir isim. Ailesi ile görüşüyorum.

        Derin devlet için yaptığı eylemleri sahipleniyor musunuz?

        Hayır sahiplenmiyorum. Çatlı’nın 12 Eylül öncesi ve sonrasını ayırmak lazım. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu da “12 Eylül sonrası yaptıklarıyla ilgili bilgim yok” demişti. Ben bütün derin yapılanmalara karşıyım.