Türkiye, geçen gün büyük bir diplomatik başarı elde etti...
Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile 2019’da imzaladığımız ve Mavi Vatan doktrininin temellerinden birini teşkil eden “Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası”nı, ikiye bölünmüş vaziyetteki Libya’nın doğusunun hâkimi olan Maraşal Halife Hafter reddederek boykot kararı almıştı. Hafter’in kontrolündeki Temsilciler Meclisi, geçen hafta yedi sene aradan sonra mutabakatı onayladı, daha önce verdiği mutabakat metninin reddedilmesi ve Türkiye ile siyasi bağların kesilmesi konusundaki iki kararını da kaldırdı.
Bingazi’deki gelişme, Türkiye’nin tam bir asır sonra elde ettiği önemli bir başarıdır!
Bundan neredeyse kırk sene önce, bir zamanlar Fransız sömürgesi olan ve şiddetli bir iç savaşın hüküm sürdüğü Çad’a gitmiştim. Afrika’nın ortasındaki bu fakir memlekette Gukuni Veddeye ile Hissene Habre’ye bağlı kuvvetler birbirlerinin gözünü oymakla meşguldüler ve Habre’ye destek veren bir başka güç daha vardı: Fransa. Ülkenin kuzeyindeki uranyum zengini Uzu Şeridi’ne de Kaddafi musallat olmuş ve Libya birliklerinin ilerlemesine mâni olmak için şeritte binlerce Fransız askeri üstlenmişti.
Başkent N’jamina’dan binbir zorlukla gidebildiğim Uzu taraflarında tesadüf ettiğim bir Fransız lejyon subayına “Burada ne işiniz var? Neden geldiniz?” diye sorduğumda aldığım cevabı unutamam: “Mösyö, burası Fransa’dır” demişti!
Subayın cevabı, tam mânâsı ile imparatorluk mantığı idi! Fransa’nın geçmişte hâkim olduğu Afrika’nın birçok yerinde sözü hâlâ geçiyor, kuzey ve orta Afrika ülkeleri arasındaki anlaşmazlıklar Paris’te çözülüyordu, Cezayir’de 1990’larda çıkan karışıklıklar aynı şekilde Fransa’nın devreye girmesi ile hafiflemişti. İngiltere’nin eski imparatorluk topraklarında da bir çeşit ortak idareyi andıran Commonwealth sistemi mevcuttu.
Örnekler daha pek çoktur; eski imparatorluklar yahut geçmişte denizaşırı topraklara sahip memleketler bu topraklar ellerinden çıkmış olsa bile geçmişlerine karşı sorumluluk hissedip gerektiğinde devreye girer, bir çeşit “ağabeylik” edip sıkıntıları ortadan kaldırmaya çalışırlar... Mesele eski topraklara tekrar hakim olma arzusu değil, buralarda ağabeylik rolü oynamaktır.
Biz ise bunu yapamadık! Yemen, Arap yarımadası, Afrika’nın kuzeyi ve hattâ Kudüs bile Falih Rıfkı’nın ifadesi ile hiçbir zaman Türk olmamıştı ama bu beldeler Türkiye’nin parçası idiler. Ama, Cumhuriyet döneminde eski topraklarımızı tamamen bir tarafa bıraktık, hattâ Türkçe’nin oralarda unutulmasına bile göz yumduk.
Afrika’da Fransızca ve İngilizce’nin, Güney Amerika’da İspanyolca ile Portekizce’nin, Hindistan’da ve Uzakdoğu’da yine İngilizce’nin hâkim olması o bölgeleri uzun seneler ellerinde tutan Avrupa ülkelerinin uyguladıkları kültür politikalarının neticesi idi ve bu politika sayesinde çok sayıda yerel dilin konuşulduğu bölgelerde dil birliği sağlanmıştı.
Türkiye, bu imkânı da maalesef kullanamadı... 1980’lerde sık sık gittiğim Bağdat, Şam, Kahire yahut Amman gibi Arap başkentlerinde üst sınıf mensupları Türkçe’yi hâlâ konuşurlardı ve bazılarında Arap aksanı bile mevcut değildi, fakat sonraki nesiller bu alışkanlığı devam ettirmediler. Türkiye Cumhuriyeti, imparatorluk döneminin “lingua franca”sı olan Türkçe’nin bu özelliğini, yani eski senelerde imparatorluğun parçası olan bölgelerde kullanımını devam ettirebilmek için hiçbir çaba göstermedi ve neticede Türkçe, asırlarca konuşulduğu bölgelerin elimizden çıkmasından sadece iki nesil sonra tamamen unutuldu.
BİR HATIRA ALBÜMÜ
Bingazi’deki Meclis’in kararının Türkiye için tam bir asır gecikmiş başarı olduğunu işte bu yüzden söylüyorum. Türkiye, birkaç seneden buyana artık eski toprakları ile ilgileniyor, Dışişleri Bakanlığı’ndaki dar bir kliğin itirazlarına rağmen hem diplomatik, hem de askerî girişimlerde bulunuyor ve netice alıyor.
Bugün bende bulunan eski bir albümden bazı fotoğraflar yayınlıyorum...
Albüm, Osmanlı hanedanının profesyonel asker olan bir mensubuna, Beşinci Murad’ın torunu Şehzade Osman Fuad Efendi’ye ait. 1895’te Çırağan Sarayı’nda doğan ve 1973’te Paris’te vefat eden Osman Fuad Efendi, İtalyanlar’ın 1911’de işgale başlamaları üzerine Mustafa Kemal, Enver Bey ve daha birçok subay gibi Libya’ya gitmişti. Ama İtalyanlar’a esir düşmüş, Roma’ya götürülmüş ve daha sonraki hayatını sıkıntılar içerisinde sürgünde geçirmişti.
Yayınladığım fotoğraflar, özellikle de Trablus Kalesi’ndeki Türk bayrağının göründüğü resim, bugün bize uzak bir iklim gibi gelen Trablus’un, Bingazi’nin yahut Sirte’nin bundan yüz küsur sene önce Türk toprağı olduğunu hatırlatacak mahiyettedir.
Osman Fuad Efendi, Libya’da. Trablus Kalesi’nde Türk subaylar ve direnişçiler. Burçlarda Türk bayrağı yükseliyor. Türk subaylar, mücahidlere makineli tüfek kullanmayı öğretiyorlar. Osman Fuad Efendi (arka sırada, ortada) Türk subayları ve bir mücahid ile. Osman Fuad Efendi (ön sırada, ortada) ve Türk subayları.