Adana ve Osmaniye tarafları dün fena sallandı ve sallanmaya da devam ediyor. “Allah bizleri büyük bir âfet ile karşılaşmaktan muhafaza buyursun” demekten başka çaremiz yok.
Yine bir geldi ya, her sarsıntıdan sonra ortalığa dökülen akademik unvanlı jeolog, sismolog, bilmem neologlar, yani deprem bülbülleri yine bin türlü söz ettiler. Yok efendim falanca fayın ucu hareketlenmeye başlamış da, o uç filânca fayı ittiriyormuş da, bundan sonra büyük bir deprem beklenebilirmiş ama olmayabilirmiş de vesaire, vesaire.
Anlayacağınız, derde devâdan gayrı akılarına gelen ne varsa hepsini söylediler...
Dün, üstadlardan biri de hızını alamadı ve İstanbul’da da büyük bir depremin beklendiği kehanetini tekrarlamadan edemedi! “Adana taraflarındaki depremler neyin nesi?” diye sordular, hazret bir-iki kelime ile gûya cevap verdikten sonra sözü Marmara’ya getirdi, “Büyük deprem yolda, başınıza neler gelecek ah bir bilseniz” dedi ve istikbal hakkında döktürdü de döktürdü.
Böyle alâkasız bir cevabın sebebi galiba belli: Milletin büyük korkusu Marmara depremi ya, bu endişeden istifade edip dikkat çekme merakı!
Daha önce de yazmıştım: Jeologların mevcudiyetinden 1999 depreminden sonra haberdar olmuştuk ve ekranları hemen her gece işgal buyurmuşlardı. Önce “İstanbul iki sene içerisinde öyle bir sallanacak ki taş üstünde taş kalmayacak, hepiniz öleceksiniz” müjdesini verip milyonlarca kişiyi sakinleştirici almadan yaşayamaz hâle getirmişler ama deprem bir türlü gelmeyince felâketin tarihini birkaç sene ileriye atmış ve nihayet kıyametin 40-50 sene sonra kopacağını söylemeye başlamışlardı.
Pandemi gelip çatınca ekranda üstadların yüzlerini görmekten mahrum kaldık ama salgın sona erip de etrafın yeniden sallanmaya başlaması üzerine hemen TV’lere ve sosyal medyaya koşup felâket edebiyatına kaldıkları yerden devam ettiler ve ediyorlar.
Üstadların adedi de her depremden sonra artıyor ve yepyeni hazretler ile tanışıyoruz!
BU İŞİ KOMEDİYE ÇEVİREBİLİRİZ!
Depremlerin ardından söylediklerinin ve yaptıkları yorumların birbirlerinden nasıl farklı olduğu dikkatinizi çekti mi? Tamam; jeoloji, sismoloji, sedimantoloji, vesairoloji ne zaman ve nerede deprem olacağını önceden kestirmekten tamamen âciz, âmennâ. Fakat fayların tamamını bilmiyoruz, bildiğimizi zannettiklerimizin özellikleri hakkında da elde tam ve kesin bilgiler mevcut değil, deprem bülbülleri hangi fayın canlı ve hangisinin ölü olduğu konusunda bile anlaşamıyorlar ve asgarî müşterekte birleşmeleri gerektiği halde ayrı tellerden çalıyorlar!
Bilmem hatırlar mısınız? 2020’de İstanbul hafif de olsa sallanmıştı, depremin ardından üstadlar TV’lere koşuşmuş ve sarsıntının sebebinin Karadeniz’de, İstanbul’a 18 kilometre mesafedeki bir fay olduğunu söylemişlerdi.
Ama bu faydan daha önce hiçbiri bahsetmemiş, ve fayın mevcudiyeti hafif de olsa bir deprem sayesinde hatırlarına gelmişti!
Son zamanlarda milleti binaların güçlendirilmesi ve inşaatın zemine göre yapılması gibi hususlarda uyarmaları iyi, güzel, hoş fakat bazıları deprem konusunu “Falanca fay üzerinde epey çalıştım ama vardığım neticeleri henüz yayınlamadım, yayınladığımda öğreneceksiniz” demeye, yani peşinen kehanet iddiasında bulunup işi felâket tellâllığı yapmaya kadar götürüyorlar.
TV’ler, gazeteler ve sosyal medya siteleri her sarsıntının ardından deprem bülbüllerine ekranlarını ve sütunlarını açtıktan sonra söylediklerini karşılıklı şekilde iyice bir mukayese etseler, meselâ birinin ak dediği konuya diğerinin kara demesini liste hâline getirseler ortaya bilimsel bir faaliyet raporu değil, mükemmel bir komedi senaryosu çıkar!