Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Eyyâm-ı bâhur, yani aşırı sıcaklar fena bastırdı. Pişiyoruz, hatta “pişiyoruz” demek az bile gelir, kavruluyoruz!

        Uzun senelerden buyana unuttuğumuz “eyyâm-ı bâhur” sözünü bundan birkaç sene önce hatırlamıştık, bazılarımız da yeni öğrenmişlerdi ve gittikçe artan ifrat- tefrit âdetimizin neticesinde eyyâm-ı bâhuru da ideolojik bir deyim haline getirmiştik. Bu kavramı ilk defa duyanlar sosyal medyada ahkâm kesip işi “Arap seviciliği”ne getirmiş, “Artık sıcaklarımız da Araplaştı” demişler, hattâ cehaletin verdiği engin bir cesaret ile “Afrika sıcağı sözü varken bizi Araplaştırmaya çalışıyorlar ama Türkiye lâiktir” diyenler bile çıkmıştı.

        Entellektüel, aydın, ilerici, vesaire zevât sıcaklardan pişe pişe eyyâm-ı bâhurun ne demek olduğunu çok şükür öğrendi de, böyle saçmalamalara artık nisbeten az rastlanıyor.

        Eyyâm-ı bâhur sözünün nereden geldiğini birkaç sene önce yazmıştım, şimdi aynı bahis açılmışken tekrar edeyim:

        Bu sözün geçmişi, eski asırlarda geceleri hiç durmadan gökyüzüne bakan insanoğlunun yıldızların hareketinden mitolojik ve efsanevî karakterler yarattığı günlere kadar uzanır...

        Yarımküremizin en parlak yıldızı, Büyük Köpek Takımyıldızı’ndaki iki parlak yıldızdan biri olan ve bizim “Akyıldız” dediğimiz “Sirius”tur. Ait olduğu takımyıldızı eski asırlarda köpeğe benzetildiği için birçok kültürde ismi “Köpek Yıldızı” olan Sirius bu yarımkürede Temmuz’un sonlarında doğar ve eski inançlara göre onun doğuşu ile beraber aşırı sıcaklar başlar. Mezopotamya’dan itibaren eski Mısır, Yunan, Roma kültürlerinde vârolan bu inanış İslâmiyet öncesi Arap kültüründe de yer bulmuş, hattâ Cahiliye Devri’nde bazı kabileler işi Arapçası “Şi’râ-yı Yemâniyye” olan Sirius’a tapmaya kadar götürmüşlerdir.

        Kur’an’da, Necm Suresi’nin 49 âyeti olan “Şüphe yok ki, Şi’râ Yıldızı’nın Rabbi de O’dur” ifadesi, tapınmadaki bu dalâlete atıftır.

        Romalılar, Temmuz’da ve Ağustos’ta yaşanan sıcaklar ile Köpek Takımyıldızı arasında kurdukları bağlantıdan hareketle eyyâm-ı bâhura “köpek günleri” yahut “köpekyıldızının günleri” mânâsına gelen “Dies Caniculares” demişlerdir. Eyyâm-ı bâhurun bugün hâlâ bazı batı dillerinde, meselâ İngilizce’deki karşılığının “dog days”, yani “köpek günleri” olmasının sebebi, bu bağlantıdır!

        Biz ise işin içine iti, köpeği, vesaireyi karıştırmadan “eyyâm-ı bâhur”, yani “çok sıcak günler” demeyi tercih etmişizdir...

        HÜNKÂRIN YAZ VE KIŞ OYUNLARI

        Yine bahis açılmışken eskiden kalan ve artık pek biilinmeyen bir eyyâm-ı bâhur fıkrası yazayım:

        Yarım akıllı hükümdarın biri etrafın şimdiki gibi kavrulduğu günlerde maskarasına “Haydi kış oyunu oynayalım” buyurmuş...

        Tepeleme dolu mangalları getirip yakmışlar, pencereleri kapatmışlar, kürkleri giymişler ve daha da terlemeye başlamışlar. Ama kürklere bürünenler sadece maskara ve maiyet erkânı imiş, hünkâr ise yazlık elbisesi ile! Canı “kış oyunu” isteyen hükümdara birşey söylemek, “Sen de kürkünü giyip terlesene” demek kimin haddine?

        Zavallılar neredeyse ölecek hâle gelmişler ama hünkâr bir mutlu bir mutlu! Zevkten dört köşe, “Kış geldi ne güzel” diyor, karşısında kebaba dönen adamlarına bakıp kahkahalar atıyor!

        Maskara “Bu herif kış gelip bilmem neremiz donarken aklına esip de ‘Haydi yaz oyunu oynayalım’ diyecek olsa ne halt ederiz?” diye düşünmüş ve tahmini doğru çıkmış! Kar lâpa lâpa yağıp herkes soğuktan titrerken yarım akıllı hükümdar “Yaz oyunu oynayalım” diye emretmiş.

        Maiyet erkânı üzerlerindeki kürkleri çıkartmış ve herkes incecik gömlekle kalmış! Ama hünkârın üzerindeki kat kat kürkler duruyormuş. Hava güya çok sıcak ya, hükümdarın canı saltanat kayığına binip denizde gezinti yapmayı çekmiş. Zavallı kürekçilere sadece ince birer gömlek giymeleri emredilmiş, adamcağızlar çaresiz başeğip saltanat kayığını getirmişler, hünkâr ve maskarası da geçip karşılıklı oturmuşlar.

        Maskara ve kürekçiler ayazda tir tir titrerlerken hükümdar “Bu sene eyyâm-ı bâhur fena geldi. Bu ne sıcak böyle? Allah’tan hafif bir meltem esiyor da serinletiyor” buyurmuş; maskara da maskaralığını yapıp “Kerâmet buyurdunuz efendimiz” cevabını vermiş.

        Hünkâr biraz sonra “Bu kadar sıcağa rağmen burnumun ucu üşür gibi oldu” deyip maskarasına sormuş: “Sen ne âlemdesin, sıcak rahatsız ediyor mu?”.

        Maskara “Vallahi efendimiz” demiş. “Bende arkamdaki malûm yerden başka sıcak tek bir yer kalmadı. Siz mübarek burnunuzu gelin oraya sokup ısıtın; ne sizde soğuk, ne de kulunuzda sıcak yer kalsın”.

        Görsel: Gemini