Bazı gazetecilerin takıntı halini almış fikirleri vardır.
Bende de böyle birkaç takıntı mevcuttu: Meselâ, imparatorluk zamanından kalma sarayların devlet geleneğimizin asırlar öncesine uzandığını gösterdikleri için kullanmamız gerektiğine inanırdım. Başka bir takıntım da, Türkiye’ye gelen yabancı devlet adamları için yapılan karşılaşma törenlerinde yeniçerilerin yer alması ve mehter müziğinin çalınmasıydı.
Bu bahisleri son 25 sene içerisinde kaç defa yazdığımı, TV ekranlarında da kaç kere söylediğimi hatırlamıyorum.Ama fırsat buldukça ısrarla tekrar ediyordum ve bir dostum da benimle aynı kanaatte idi: Şimdi askerî okulların başında bulunan Prof. Dr. Erhan Afyoncu...
Devlet, sarayları aslında 27 Mayıs darbesine kadar sık sık kullanmıştı. Atatürk’ün, İsmet İnönü’nün ve Celal Bayar’ın cumhurbaşkanlığı dönemlerinde Topkapı haricindeki saraylar ve kasırlar her zaman birer protokol mekânı idiler. Yabancı misafirler burada ağırlanır, Dolmabahçe’nin muayede salonunda kalabalık davetler verilir, daha küçük davetler de Şale’de yapılırdı…
Ama, bu işe 27 Mayıs darbesi son verdi! Şimdi Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olan saraylar birkaç sene öncesine kadar TBMM’nin idaresinde idiler, buralarda tam bir memur sultası vardı ve saraylar seçimleri kazanamayıp “danışman” yahut “uzman” unvanı almış olan bazı sâbık milletvekillerinin eşlerini-dostlarını mükellef odalarda ağırlamalarına yarardı.
Saraylar birkaç sene önce Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı ve bu zevâtın ellerinden kurtuldu! Şimdi gerektiğinde Cumhurbaşkanı da kullanıyor, yabancı misafir de ağırlanıyor, toplantı mekânı da oluyorlar ve hattâ bazı ramazanlarda buralarda iftar bile veriliyor!
CUMHURİYETLERDE İMPARATORLUK İZLERİ
Bir diğer hayalim, yahut takıntım, yabancı liderler için yapılan karşılama törenlerinde merasim kıt’asının yanı sıra tarihimizi aksettirecek yeniçeri giysilerine bürünmüş askerlerin de yer alması idi. Yabancı devlet adamlarını en göze çarpacak tarihî sembollerimiz olan yeniçeriler, levendler ve mehter takımı ile karşılamamız; saraylarda ağırlamamız ve protokol nöbetlerini de tarihî giysiler içerisindeki birliklere vermemiz gerekirdi. Böyle karşılama ve ağırlama misafiri hem etkileyecek, hem de genç bir devlete değil, köklü bir medeniyetin haşmetli temsilcisine gelmiş olduğunu hissettirecekti.
Zaten benzer uygulamalara en ileri demokrasilerin hüküm sürdüğü memleketlerde de rastlanıyordu. İngiltere Kraliçesi’nin ayı postundan yapılmış ve gözlerine kadar inen başlıklar takan kırmızı ceketli muhafızlarından bahsetmeme lüzum yok, zira İngiltere zaten monarşi idi... İsveç, Norveç ve Danimarka da öyle...
Ama, kıt’a Avrupası’ndaki cumhuriyetlerde de vaziyet aynı idi: Paris’teki Cumhurbaşkanlığı Sarayı Elysee’nin, Başbakanlık Ofisi olan Hotel Matignon’un, Meclis’in, Senato’nun ve Adalet Sarayı’nın önünde Napolyon devri üniformalarına bürünmüş miğferli ve kılıçlı muhafızlar vardı. Roma’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı Quirinale’nin muhafızları altı asır öncesinden, Savoy Prensliği’nden kalma “Corazzieri” yani “Haçlı” üniformaları içerisinde idiler. Atina’daki Meçhul Asker Anıtı’nın, Meclis’in ve Başkanlık Sarayı’nın önünde eteklikleri ve ponponlu patikleri ile baleyi andıran hareketler yapan “Evzon”ları görürdünüz. Kremlin’deki Rus tören birlikleri Çarlık devrinin üniformalarını giyerler, Bulgarlar da karşılama törenlerine tarihî figürleri olan “çeteci”leri getirirlerdi.
Böyle görüntülerin en etkileyicisi Moğolistan’da olurdu, yabancı devlet adamlarını Cengiz Han dönemini sembolize eden atlılar karşılardı.
Mehter hayalim, NATO ülkelerinin liderleri için Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde önceki gün düzenlenen karşılama töreninde hakikat oldu.
Gerçi karşılamalarda birkaç sene önce hoş bir yenilik yapılmış, 16 Türk Devleti’nin giysileri içerisindeki askerlere törenlerde yer verilmişti ama görüntü noksan idi, sahnede yeniçerilerin de olması ve mehter nağmelerinin işitilmesi şarttı.
Bu eksiklik önceki gün halledildi ve yeniçeriler ile mehter karşılamadaki yerlerini aldılar...
Şimdi, iki günden buyana mehter ile yatıp mehter ile kalkıyoruz...
Her yeniliği bir müddet uzun uzun tartışır ve sonra sıradan bir uygulama olduğuna inanıp kanıksarız. Mehter meselesinde de böyle olacak, hakkında yazılanlar ve söylenenler birkaç hafta içerisinde son bulacak ve resmî karşılaşmalarda yeniçeriler ile mehter takımının yer almasının eskiden beri devam edegelen bir uygulama olduğunu zannedeceğiz.
ZİRVENİN GİZLİ KAHRAMANLARI
Ankara’da, yabancı konukların organizasyona hayran kaldıkları, çok üst düzey bir NATO yetkilisinin “Ağırlamada zirve yaptınız. Bundan sonraki toplantılara ev sahibi edeceklerin işleri bir hayli zor” dediği anlatılıyor...
Gazetelerimiz, iki günden bu yana zirvenin mutfağından ve yemekleri hazırlayan aşçılardan bahsediyorlar...
Zirvenin düzgün geçmesi maksadıyla daha pek çok ayrıntılı hazırlık yapılmıştır, yemek ve ikram meselesi bu hazırlıkların sadece bir parçasıdır ve her şeyin gerisinde Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan ile Cumhurbaşkanlığı Destek ve Malî İşler Genel Müdürü Mehmet Tuncer ve ekipleri vardır. Bu çok önemli toplantıyı kazasız-belâsız atlatmamızın ve NATO’yu mehterle uğurlamamızın gizli kahramanları onlardır.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump, bando ve yeniçeri birliğinin arasında.