Trump Amerikası ve İsrail ile İran arasındaki silâhlı mücadele bütün şiddetiyle devam ediyor, taraflar andlaşmaya varacak gibi oluyorlar ama her bakımdan iş sağlanamıyor, roketler karşılıklı olarak yeniden ateşleniyor ve bu işte başından beri tarafsız kalan Türkiye ateşkes için elinden gelen çabayı gösteriyor.
Belki farkında değiliz ama, İran ile 1932’de imzaladığımız ve şimdi unuttuğumuz bir andlaşmanın şartlarını yerine getiriyoruz...
Türkiye ile İran arasında 5 Ekim 1932’de Ankara’da “Emniyet, Bîtaraflık ve İktisadi Emek Beraberliği Muahedenamesi”, yani “Güvenlik, Tarafsızlık ve Ekonomik İşbirliği Andlaşması” imzalanmış ve Büyük Millet Meclisi’nin 10 Haziran 1935’te onayladığı andlaşma 15 Haziran’da Resmi Gazete’de yayınlanarak Türkiye açısından yürürlüğe girmişti.
Ama, andlaşma o günden buyana gündeme gelmedi; andlaşmayı imzalamak için Ankara’da bulunan İran Dışişleri Bakanı Muhammed Ali Han Forugî’nin daha sonra yaptığı ziyaretler ve şerefine verilen davetler hakkında o günlerin gazetelerinde çıkan haberlerden sonra metinden hiç bahsedilmedi. Andlaşma, sadece emekli Büyükelçi İsmail Soysal’ın 1983’te Ankara’da Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan “Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları” isimli kitabında zikredildi, metni aşırı bir Öztürkçe’ye çevrilmiş şekilde yayınlandı ve hâlâ yürürlükte olduğu söylendi, o kadar...
Türkiye’nin Afganistan, Irak ve İran ile 8 Temmuz 1937’de Tahran’da imzaladığı Sâdâbâd Paktı da bu andlaşmayı yürürlükten kaldırmamıştı...
Türkiye ile İran arasında yapılan bir dizi sözleşmenin ardından imzalanan andlaşma aslında sınır bölgesindeki aşiretlerin eylemlerini engellemek maksadıyla imzalanmış ve daha sonraki senelerde bu maksatla protokoller de yapılmıştı ama bazı maddeler savaş durumu gözönüne alınarak yazılmıştı.
SANKİ BUGÜNLERİ GÖRMÜŞLER...
Sekiz maddelik andlaşmanın ilk iki maddesine göre, taraflardan biri saldırıya uğradığı takdirde diğeri tarafsız kalacak ve saldırılan ülkenin aleyhinde siyasî, ekonomik veya maddî hiçbir andlaşma yapmayacaktı. Ancak, taraflardan birine karşı düşmanca ve askerî eylemlere girişen, yani saldıran üçüncü devlet tarafsız devletin tarafsızlığını bozmaya kalkıştığı takdirde silâhlı karşılık görecekti.
Andlaşmanın dördüncü maddesi, taraflardan birinin bir başka devletin yahut devletlerin düşmanca davranışlarıyla karşılaşması hâlinde, andlaşmayı imzalayan diğer devletin durumu düzeltmek için bütün gücü ile çaba göstermesini öngörüyordu. Beşinci madde ise sanki imza tarihinden doksan küsur sene sonra Donald Trump diye birinin çıkıp İran’a saldıracağını, İran yönetimini değiştirmeye ve ülkede isyanlar çıkartmaya çalışacağını görmüş gibi yazılmıştı... Maddede yine günümüzün Türkçesi ile “Anlaşan taraflar kendi ülkeleri içinde, öteki taraf ülkesinin huzur ve emniyetini bozmak veya hükümetini değiştirmek maksadını güden teşekkül ve grupların oluşmasına ve yerleşmesine; bundan başka, öteki ülkeye karşı propaganda yoluyla veya diğer herhangi bir vasıta ile mücadele maksadında bulunan kişilerin veya grupların yerleşmelerine imkân vermemeyi üstlenirler” deniyordu.
Türkiye ile İran arasında 1932’de imzalanan böyle bir andlaşmanın mevcudiyetini ve andlaşmanın gereklerini bugün farkında olarak veya olmayarak her şekilde yerine getirdiğimizi, bu yazı ile hatırlatmak istedim.
Türkiye ile İran’ın 5 Ekim 1932’de Ankara’da imzaladıkları ve Meclis’te onaylanmasının ardından 15 Haziran 1935’te Resmi Gazete’de yayınlanan andlaşma. Büyükelçi İsmail Soysal, 1932 Andlaşmasını, dilini o gününTürkçesi’ne uyarlayarak 1982’de yayınlamıştı.