Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, burnumuzun dibindeki Meis Adası’na gitti ve adada üç gün geçirdi.
Ziyaretin adanın Yunanistan’a katılışının 83. yıldönümü münasebetiyle yapıldığı söyleniyor ama asıl maksat bölünen sağ oyları biraraya getirebilme çabası...
Türkiye’nin Kaş’a yüzme mesafesindeki Meis’i vakti zamanında niçin almadığı veya alamadığı ayrı, uzun ve hüzünlü bir hikâyedir. Ama, 1947’de Paris Andlaşması ile Yunanistan’a bırakılan bu küçük adanın anlaşma şartlarına göre silâhsız olması gerektiği halde Yunanistan’ın bölgede İsrail ile beraberce kurmayı hayal ettiği hava savunma sisteminin bir ayağının Meis’te olmasının hedeflenmesi ve adaya taşınanlara yılda 5000 euro vermesi, yani Meis’e yerleşimi teşvik etmesi de ayrı bir mesele...
Bağırıldığı takdirde bile duyulabilecek mesafedeki Meis’in kıta sahanlığı olduğu iddiası ile Türkiye’nin Akdeniz’de Antalya ve çevresine sıkıştırılma politikasına ve burnumuzun dibinde böyle bir cephanelik ile uçak gemisi haline getirilmesine izin vermeyeceğimiz kesindir. Tunceli’nin Hozat ilçesindeki 51. Komando Tugayı’nın geçenlerde Aydan’ın Söke ilçesine nakledilmesi de, Yunanistan’ın oynadığı tehlikeli oyuna göz yumulmayacağının ilk işaretidir.
Size fantazik gelebilir ama elimizde başka kartlar da var: Meselâ, Meis’in etrafına yapay adalar inşa etmemiz!
Dünyanın değişik bölgelerindeki ülkeler senelerden buyana yapay ada inşa ediyorlar. Çin, Japonya, Hindistan, Hollanda, Brezilya, Maldiv, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve daha başka memleketler turizm, tarım ve bilimsel araştırma maksatları için sahildaş oldukları denizlere çok sayıda ada yaptılar. Hattâ, Dubai’de bulunan ve dünyanın en yüksek binalarından olan bol yıldızlı Burc el-Arab Oteli de böyle yapay adalardan birinin üzerinde yükseliyor.
Çin ise, yapay adaları askerî maksatlarla inşa ediyor... Yaptığı en tartışmalı yapay adalar Tayvan, Vietnam, Malezya, Bruney ve Filipinler’in hak iddia ettikleri Güney Çin Denizi’nde. Burada yetki alanları konusunda aynı Ege’de olduğu gibi anlaşmazlıklar yaşanıyor; bölgenin bizden tek farkı ise Ege’de sadece Türkiye ile Yunanistan’ın sahildaş olması, Çin Denizi’nde ise o denizi çevreleyen ülkelerin hak iddia etmeleri...
Çinliler, çok sayıda küçük adanın ve kayalıkların bulunduğu Spratly ile Paracel Adaları çevresinde, özellikle de Spratly’de birbirlerine yakın kayalıkların etrafını doldurarak inşa ettikleri yapay adalardan birini hava üssü hâline getirdiler! Sahildaş ülkeler inşaatın hem egemenlik haklarınn ihlâl ettiğini, hem de çevreye zarar verdiğini iddia ediyorlar ama Çin suçlamalara aldırmadan askerî faaliyetlerine ve yapay ada inşaatına devam ediyor.
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre yapay adalar karasularına sahip olamıyorlar, Çin ise bu kuralı da umursamıyor; zaten koskoca bir hava üssü inşa ettikten sonra umursamasına da hiç gerek yok, “Bu adalar benim...” diyor, o kadar...
Karşımızda uluslararası andlaşmalara rağmen durmadan silâhlanan, bizi sadece Ege’de değil, Akdeniz’de de kıyılarımıza hapsetmek için her türlü çabayı gösterip ittifaklar kuran bir Yunanistan var ve Yunanistan ile destekçilerinin tehditlerini boşa çıkartmak için şimdi başta “Mavi Vatan” olmak üzere çeşitli doktrinleri uygulamaya koyup canla başla çaba gösteriyoruz.
ALTTAN ALMA DEVRİ SONA ERMELİ!
Türkiye’nin Çin’in yaptığını yaparak sadece Meis’in çevresinde değil, Ege’nin tartışmalı bölgelerinde de yapay ada inşaatına başlaması, son zamanlarda gittikçe şirretleşen Yunanistan’ı kimbilir ne hâle getirir!
Hele bir de yatların, yük gemilerinin ve oradan geçmekte olan tankerlerin sintine atıkları ile çöplerini yanlışlıkla adanın etrafına bıraktıklarını düşünün...
Zira, Meis’te su yoktur; adanın su ihtiyacı kurulan deniz suyunu arıtma tesisleri ile sağlanır ve denizin kirlenmesi uluslararası anlaşmalara rağmen adaları silâhlandırmaya devam eden Yunanistan’ı çileden çıkartıp çaresiz bırakmaya kâfidir, üstelik mükemmel bir pazarlık konusudur. Gerçi çevre geçici olsa da kirlenerek zarar görecektir ama memleketin güvenliği söz konusu olunca kirliliğin, vesairenin pek önemi olmasa gerekir.
Türkiye birkaç sene öncesine kadar aleyhindeki her faaliyete karşı ve özellikle de hariciyemizin etkisi ile “Aman bir mesele çıkmasın, uğraşmayalım!” mantığı ile alttan alma politikası uyguladı, arada bir sert açıklamalar yapıldı ama tepkimiz sadece lâf etmekten ibaret kaldı.
Ama artık kendi silâhını artık kendisi yapan, İHA’ları ve SİHA’ları ile dünyanın sayılı güçlerinden biri olma yolunda ilerleyen, son senelerde öncelikle Irak’ta ve Suriye’de askerî varlığını hissettiren Türkiye’nin etrafındaki denizlerde sahneye konyaya çalışılan şirretliklere karşı etkili cevaplar vermesi, meselâ Meis işinde karşı tarafı çaresizlik içerisinde hop oturup hop kaldıracak birşeyler yapması şarttır!