Türkiye’nin savunma sanayiinde son yıllarda yakaladığı başarıda genellikle savaş uçakları, insansız hava araçları, helikopterler, füzeler ve savaş gemileri öne çıkıyor. Ancak bu platformların arkasında, kamuoyunda fazla tanınmayan, fakat geliştirdikleri kritik teknolojilerle projelerin kaderini belirleyen şirketler de bulunuyor. Bunlardan biri de Altınay Savunma Teknolojileri. Türkiye’nin ilk endüstriyel robotunu geliştirme çalışmalarıyla başlayan hikâye, bugün KAAN, HÜRJET ve HÜRKUŞ’un kritik uçuş kontrol sistemlerinden savaş gemilerine, insansız hava araçlarından gelişmiş batarya teknolojilerine uzanıyor.
Geçtiğimiz günlerde Altınay Teknoloji Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Altınay, Savunma Grubu CEO’su Z. Burak Mercan ve Savunma Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkan Vekili Enis Ata ile bir araya geldik. Bu görüşmeye Teknoloji Grubu İcra Kurulu Üyesi Dilara Altınay, Ürün Yönetimi ve Pazarlama Direktörü Dr. Gül Yazıcı ve Kurumsal İletişim Yöneticisi Ahmet Vatansever de eşlik etti. Üç yöneticinin anlattıkları, Türkiye’nin savunma sanayiinde geldiği noktayı, henüz çözülmesi gereken kritik teknoloji alanlarını ve önümüzdeki dönemde şirketlerin nasıl bir uluslararası rekabete hazırlanması gerektiğini göstermesi açısından dikkat çekiciydi.
Altınay’ın hikâyesinde özellikle iki konu öne çıkıyor. Birincisi, dünyada çok az şirketin geliştirebildiği yüksek hassasiyetli mekanik ve elektronik sistemlerin Türkiye’de üretilmesi. İkincisi ise savunma sanayiinde kazanılan mühendislik birikiminin otomotivden enerjiye, tarımdan elektrikli mobiliteye kadar sivil sektörlere aktarılması. Üstelik şirket, bütün bu faaliyetleri yeni yatırımlarla büyütürken savunma tarafında 350 milyon dolarlık iş stokunu 700 milyon doların üzerine çıkarma hedefiyle hareket ediyor.
Dr. Gül Yazıcı (Altınay Ürün Yönetimi ve Pazarlama Direktörü), Z. Burak Mercan (Altınay Savunma Grubu CEO’su), Hakan Altınay (Altınay Teknoloji Grubu Yönetim Kurulu Başkanı), Dilara Altınay (Altınay Teknoloji Grubu İcra Kurulu Üyesi), Enis Ata (Altınay Savunma Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkan Vekili), Ahmet Vatansever (Altınay Kurumsal İletişim Yöneticisi)Yapılamaz dendi Türkiye’de geliştirdi
Hakan Altınay ile sohbetimizde en dikkat çekici konulardan biri, Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağı KAAN için geliştirilen kritik bir alt sistem oldu. Altınay’ın anlattığına göre, uçağın kuyruk bölümünde kullanılan ve uçuş kontrol yüzeylerinin hareketini sağlayan büyük boyutlu eyleyici sistemi için geçmişte yabancı uzmanlar tarafından olumsuz değerlendirmeler yapılmış.
Hatta bu boyutlarda ve istenen performans kriterlerinde bir eyleyicinin tasarlanamayacağı yönünde raporlar hazırlandığını belirten Altınay, kendi mühendislik ekiplerinin söz konusu sistemi geliştirerek kalifikasyon sürecini tamamladığını ve teslim ettiğini söyledi. KAAN’ın kuyruk eyleyicisi, Altınay’ın verdiği bilgiye göre, uçakta kullanılmak üzere hazır durumda.
#resim#1405717#
Burada söz konusu olan sıradan bir mekanik parça değil. Savaş uçaklarının yüksek hızlarda ve ağır manevra şartlarında güvenli uçabilmesi için kontrol yüzeylerinin çok hassas hareket etmesi gerekiyor. Eyleyiciler, pilotun veya uçuş kontrol bilgisayarının komutlarını fiziksel harekete dönüştürüyor. Bu nedenle uçuş emniyeti açısından kritik sistemler arasında bulunuyor.
Enis Ata, bu teknolojinin önemini insan vücudundaki eklemler üzerinden anlattı. Bir uçakta hareket eden kanat yüzeyleri, kuyruk dümenleri, hava frenleri, silah bölmesi kapakları ve kanopi mekanizmalarının arkasında farklı özelliklere sahip eyleyiciler bulunuyor. Ata’nın verdiği bilgilere göre TUSAŞ ile Altınay Savunma Teknolojilerinin yüzde 50’şer ortaklığıyla kurulan TAAC Havacılık Teknolojileri, Türkiye’nin millî hava platformları için bu alanda önemli sorumluluklar üstleniyor.
KAAN’da ana ve ikincil uçuş kontrol eyleyicileri, silah bölmesi kapağı ve kanopi eyleyicileri; HÜRJET’te ikincil uçuş kontrol, kanopi ve hava freni eyleyicileri; HÜRKUŞ’ta ise kanopi ve hava freni eyleyicileri TAAC’ın geliştirdiği sistemler arasında yer alıyor.
Bu teknolojilerin millî imkânlarla geliştirilmesi, yalnızca dışa bağımlılığın azaltılması açısından değil, uçakların ileride modernize edilmesi, yeni konfigürasyonlarının geliştirilmesi ve ihracat süreçlerinde karşılaşılabilecek kısıtlamaların azaltılması bakımından da önem taşıyor.
Enis Ata da iniş takımlarına dikkat çekti. Bir savaş uçağının iniş takımı dışarıdan bakıldığında basit bir mekanik yapı gibi görünebilir. Ancak özellikle KAAN gibi ağır ve yüksek performanslı bir savaş uçağında, iniş sırasında ortaya çıkan enerjinin güvenli şekilde sönümlenmesi başlı başına bir mühendislik problemi.
İniş takımları yalnızca uçağın ağırlığını taşımıyor. Pistte hareket, frenleme, yönlendirme, kalkış sonrasında gövde içine katlanma ve iniş sırasında oluşan yüksek kuvvetlerin karşılanması gibi görevleri de yerine getiriyor. Bunun için özel hidrolik, mekanik ve oleo-pnömatik (sıvı ve gaz) şok sönümleme sistemleri kullanılıyor.
Ata’nın verdiği bilgilere göre TAAC, KAAN, HÜRJET ve HÜRKUŞ’un iniş takımları ve ilgili alt sistemlerini geliştiriyor. Böylece Türkiye, savaş uçaklarında yalnızca gövde ve aviyonik sistemler değil, uçuş emniyetini doğrudan etkileyen mekanik alt sistemler konusunda da kendi mühendislik altyapısını oluşturuyor.
Özellikle ses üstü hızlarda görev yapan uçakların silah bölmesi kapaklarının kısa süre içerisinde hassas biçimde açılıp kapanması da ayrı bir uzmanlık gerektiriyor. Ata, bu tür teknolojilerde dünyada sınırlı sayıda şirketin yetkinliğe sahip olduğuna dikkat çekti.
Havada, denizde yeni sistemler
Altınay’ın savunma sanayiindeki faaliyetleri yalnızca havacılıkla sınırlı değil. Deniz platformları için geliştirilen sistemler de şirketin uzmanlık alanlarından birini oluşturuyor.
Hakan Altınay, MİLGEM projesi kapsamında geliştirilen Helikopter Yakalama ve Transfer Sistemi’ni (HYTS) bu alandaki önemli örneklerden biri olarak gösterdi. Özellikle kötü hava ve deniz şartlarında helikopterlerin savaş gemilerine güvenli inişi ciddi riskler taşıyor. Gemi dalgalarla hareket ederken helikopterin güverteye yaklaşması, sabitlenmesi ve hangara alınması gerekiyor.
Altınay’ın geliştirdiği sistem, helikopterin yakalanması, sabitlenmesi ve gemi hangarına transfer edilmesi süreçlerinde görev yapıyor. Bu tür sistemlerin millî imkânlarla üretilmesi, savaş gemilerinin operasyonel kabiliyetleri açısından önemli.
Bir diğer kritik ürün ise JP5 Yakıt Transfer Sistemi. Deniz ortamındaki yüksek nem, tuz ve korozyon şartlarında güvenli yakıt transferi yapılması, özel mühendislik ve sertifikasyon süreçleri gerektiriyor. Altınay Savunma, bu sistemin yanı sıra torpido bataryaları ve gelişmiş batarya paketleri üzerinde de çalışıyor.
Bu örnekler, savunma sanayiinde yerlileştirmenin yalnızca büyük platform üretmekten ibaret olmadığını gösteriyor. Çünkü bir savaş gemisinin veya savaş uçağının operasyonel kabiliyetini bazen küçük görünen, fakat dışarıdan temini son derece zor olan bir alt sistem belirleyebiliyor.
Hedef dünyanın en büyük 100’ü arasına girmek
Altınay Savunma Grubu CEO’su Z. Burak Mercan ise şirketin büyüme hedefleri ve uluslararası yapılanmasına ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Mercan’ın açıklamasına göre Altınay Savunma’nın mevcut iş stoku yaklaşık 350 milyon dolar seviyesinde. Şirketin hedefi ise yeni sözleşmeler ve uluslararası projelerle bu rakamı 700 milyon doların üzerine çıkarmak.
Şirket, 2025 yılını 79,5 milyon dolar ciroyla tamamladı. Bu rakam bir önceki yıla göre dolar bazında yüzde 48 büyümeye karşılık geliyor. Türk lirası bazındaki konsolide ciro ise 3,14 milyar TL oldu. 2026 yılı için belirlenen dolar bazlı ciro hedefi 101,1 milyon dolar. Mercan, uzun vadede yıllık en az yüzde 20-25 seviyesinde sürdürülebilir büyüme amaçladıklarını belirtiyor.
Ancak şirketin hedefi yalnızca Türkiye’deki savunma projelerinden daha fazla pay almak değil. Dünyanın en büyük 100 savunma sanayii şirketi arasına girmek için uluslararası pazarlarda doğrudan faaliyet gösteren bir yapıya dönüşmek istiyor.
Burada önemli bir değişim yaşanıyor. Türkiye’nin savunma sanayiindeki şirketleri geçmişte ağırlıklı olarak ithal edilen sistemlerin yerli karşılıklarını geliştirmeye odaklanırken, bugün uluslararası projelerde ortaklık kurmaya, teknoloji sağlamaya ve farklı ülkelerde üretim yapmaya hazırlanıyor.
Neden İngiltere’de şirket kuruldu?
Mercan, uluslararası büyüme stratejisinde İngiltere’nin özel bir yeri olduğunu anlattı. Bu kapsamda kurulan Altınay Aerospace Technologies International Ltd., şirketin küresel savunma pazarındaki yeni yapılanmasının merkezlerinden biri olacak.
Mercan’a göre İngiltere’nin tercih edilmesinin iki önemli nedeni bulunuyor. Birincisi, İngiliz savunma sanayiiyle proje geliştirme ve ortaklık imkânlarının olumlu ilerlemesi. İkincisi ise İngiltere’nin Avrupa ile ABD savunma ekosistemleri arasında önemli bir bağlantı noktası olması.
Şirket, bu yapılanmanın büyüme ve strateji sorumluluğuna uluslararası savunma sektöründe deneyimi bulunan Steve Darnell’i getirdi. Mercan, İngiliz şirketlerle ABD pazarına yönelik ilk görüşmelerin de yapıldığını belirtiyor.
Altınay’ın sonraki hedefleri arasında Almanya, Fransa ve ABD’de yerel yapılanmalar oluşturmak bulunuyor.
Mercan’ın dikkat çektiği önemli bir başka konu ise savunma sanayii müşterilerinin değişen beklentileri. Özellikle Orta Doğu, Kuzey Afrika ve gelişmekte olan ülkeler artık yalnızca hazır savunma sistemi satın almak istemiyor. Teknoloji transferi, ortak üretim ve yerel sanayiye katkı talep ediyorlar. Bunun temelinde de satın alınan ürünün gelecekte bakım, yedek parça veya siyasi kısıtlamalar nedeniyle kullanılamaması endişesi bulunuyor.
Türkiye’nin geçmişte yaşadığı tedarik sorunları nedeniyle geliştirdiği yerlileştirme yaklaşımının, bugün başka ülkeler tarafından da benimsendiği görülüyor. Dolayısıyla Türk savunma şirketleri için yeni rekabet alanı, yalnızca iyi ürün geliştirmek değil, teknoloji transferi ve ortak üretim modelleriyle uluslararası pazarlarda kalıcı olmak.
DASAL’ın İHA’ları görevde
Altınay Savunma bünyesindeki DASAL Havacılık Teknolojileri, insansız hava sistemleri alanında faaliyet gösteriyor. Şirketin üzerinde çalıştığı iki önemli ürün ailesi bulunuyor: Kargo İHA’ları ve drone önleyici insansız hava araçları.
#resim#1405714#
Burak Mercan, DASAL’ın kargo İHA’larının yaklaşık bir yıldır güvenlik güçlerinin lojistik ihtiyaçları için sahada kullanıldığını, son olarak Ateş Serbest Tatbikatı’nda da görev yaptığını anlattı.
Mevcut sistemlerin 75 kilogram faydalı yük taşıma kapasitesi bulunuyor. Ancak şirket, bununla yetinmeyerek 100, 150 ve 200 kilogram taşıma kapasitesine sahip yeni modeller üzerinde çalışıyor.
Bu gelişme önemli. Çünkü insansız hava araçları artık yalnızca keşif, gözetleme ve silahlı görevlerde kullanılmıyor. Cephe hattına mühimmat, yiyecek, tıbbi malzeme ve kritik ekipman taşınması gibi lojistik görevlerde de giderek daha fazla önem kazanıyor.
DASAL’ın diğer çalışma alanı olan drone avcıları ise özellikle küçük insansız hava araçlarının oluşturduğu tehditlere karşı geliştiriliyor. Mercan, uluslararası pazarda insansız sistemler, anti-drone çözümleri ve yapay zekâ destekli savunma teknolojilerine yönelik talebin arttığını vurguluyor.
Türkiye’nin ilk sanayi robotuna imza attı
Hakan Altınay’ın anlattığı kuruluş hikâyesi de dikkat çekiciydi. Bugün savunma sanayiinin kritik alt sistemlerini geliştiren şirketin temelleri, 1990 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirilen robotik çalışmalarına dayanıyor.
Altınay, akademisyen arkadaşlarıyla birlikte ALTINAY-1 isimli Türkiye’nin ilk endüstriyel robotunu geliştirdiklerini anlattı. Bu çalışma dönemin Devlet Bakanı Adnan Kahveci’nin dikkatini çekmiş. Kahveci’nin desteğiyle İTÜ TEKMER’de başlayan girişimcilik süreci, 1992’de Altınay Robotik ve Otomasyon’un kurulmasıyla yeni bir aşamaya geçmiş.
Altınay’ın aktardığına göre şirket, başlangıçta 44 bin dolarlık destekle çalışmalarını sürdürmüş. Ancak seri robot üretimine geçmek için ihtiyaç duyulan 5 milyon dolarlık yatırım finansmanını bulamamış. Bunun üzerine strateji değiştirilmiş ve robotik mühendislik birikiminin otomotiv sanayiine aktarılmasına ağırlık verilmiş.
Bu tercih, şirketin sonraki büyümesinde belirleyici olmuş. Altınay bugün Ford, BMW ve Mercedes gibi otomotiv üreticilerine robotlu üretim hatları tasarlıyor. Örneğin Ford Otosan için kurulan üretim hattında 550 endüstriyel robot bulunuyor ve her 90 saniyede bir araç gövdesi üretiliyor.
Altınay’ın Almanya’daki şirketleri üzerinden Avrupa sanayisine teknoloji sunması, hatta Çin’e robotik cam işleme sistemleri ihraç etmesi de bu birikimin uluslararası boyutunu gösteriyor.
Şirketin geliştirdiği GRASS robotik sistemlerinde servo motor, servo sürücü, kontrolör ve hassas dişli gibi kritik bileşenlerin yerlileştirilmesi ise özellikle önemli. Çünkü savunma sanayiinde kullanılan birçok hareket kontrol teknolojisinin temelinde de benzer mühendislik yetkinlikleri bulunuyor.
1974’te biriktirilen pullardan KAAN’a
Hakan Altınay’ın anlattığı bir çocukluk hatırası, Türkiye’nin havacılık sanayiindeki dönüşümünü özetliyor.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı döneminde henüz 9-10 yaşlarında olduğunu belirten Altınay, o yıllarda düzenlenen “Kendi Uçağını Kendin Yap” pul kampanyasına harçlıklarıyla katıldığını anlattı. Çocukluğunda başlayan bu ilgi, daha sonra İTÜ’de havacılık eğitimi almasına, robotik teknolojilerde uzmanlaşmasına ve bugün KAAN’ın kritik sistemlerini geliştiren mühendislik çalışmalarına uzanmış.
Aslında bu hikâye yalnızca bir girişimcinin hayatından ibaret değil. Türkiye’nin uzun yıllar dışarıdan temin ettiği yüksek teknoloji ürünlerini kendi mühendislik altyapısıyla geliştirme çabasının da bir örneği.
Altınay Teknoloji Grubu’nun yaklaşık 1.200 kişilik kadrosunda 700’e yakın doktoralı ve uzman mühendis bulunduğunu belirten Hakan Altınay, şirketin en önemli sermayesinin yetiştirdiği insan kaynağı olduğunu vurguluyor.
Batarya teknolojilerinde yeni hedef
Altınay’ın savunma dışındaki teknoloji yatırımlarından biri de enerji depolama alanında.
İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya-Metalurji Fakültesi’nde, Doç. Dr. Billur Deniz Karahan öncülüğünde kurulan Enerji Depolama Teknolojileri Malzeme Araştırma ve Geliştirme Laboratuvarı, gelişmiş batarya malzemeleri üzerine çalışıyor.
Hakan Altınay, özellikle katı hal bataryalarına dikkat çekiyor. Hedef, daha düşük hacim ve ağırlıkta daha yüksek enerji depolama kapasitesine sahip batarya teknolojileri geliştirmek.
Bu çalışmaların savunma sanayii açısından da önemi var. Çünkü torpidolardan insansız sistemlere, elektrikli kara araçlarından farklı askerî platformlara kadar birçok alanda enerji yoğunluğu yüksek, güvenli ve dayanıklı bataryalara ihtiyaç duyuluyor.
Çin’in batarya hücresi üretimi ve kimyası alanındaki büyük yatırımlarla önemli bir üstünlük elde ettiğine dikkat çeken Altınay, Türkiye’nin de bu alanda kendi mühendislik ve üretim kabiliyetini geliştirmesi gerektiğini belirtiyor.
Tarım robotu İtalya’da görücüye çıkacak
Altınay’ın robotik birikimini aktardığı yeni alanlardan biri de tarım.
Grup bünyesinde yaklaşık iki yıl önce kurulan Robio, otonom tarım teknolojileri geliştiriyor. Şirketin geliştirdiği tarım robotu, tarlada veya meyve bahçesinde kendi rotasını belirleyerek insan müdahalesi olmadan çalışabiliyor.
Robotun en dikkat çekici özelliği, hassas ilaçlama sistemi. İhtiyaç duyulan bölgeye gerekli miktarda ilaç uygulayarak kimyasal tüketimini azaltmayı hedefliyor. Ayrıca hiperspektral kamera ve yapay zekâ destekli analiz sistemleriyle bitki sağlığını, hastalık belirtilerini ve rekolteye ilişkin verileri değerlendirebiliyor.
Hakan Altınay’ın verdiği bilgiye göre geliştirme ve saha testleri tamamlanan ürün, kasım ayının ilk haftasında İtalya’nın Bolonya kentindeki EIMA Tarım ve Bahçe Makineleri Fuarı’nda uluslararası pazara tanıtılacak.
Savunma ve otomotiv için geliştirilen robotik teknolojilerin tarımda kullanılması, yüksek teknolojinin farklı sektörler arasında nasıl bir ekonomik değer oluşturabileceğini göstermesi açısından dikkat çekici.
Yerli elektrikli motosiklet
Altınay Grubu’nun yeni yatırımlarından biri de Actio Ulti elektrikli motosikleti.
Özellikle kurye ve şehir içi lojistik sektörünün ihtiyaçları dikkate alınarak geliştirilen motosiklette motor, sürücü elektroniği, yazılım ve batarya yönetim sistemi yerli mühendislik çalışmalarıyla hazırlanmış. Batarya hücreleri ise yurt dışından tedarik ediliyor.
Hakan Altınay’ın açıklamasına göre prototip testlerinde 170 kilometre menzile ulaşılmış. Çıkarılabilir batarya sistemi sayesinde kullanıcılar bataryayı evde veya iş yerinde şarj edebiliyor. Gelecek dönemde batarya değişim istasyonları kurulması da hedefleniyor.
Şirket, kasım ayında seri üretime başlamayı, aralık ayının başında ilk teslimatları gerçekleştirmeyi planlıyor. İlk aşama için belirlenen üretim ve satış hedefi ise 40 bin adet.
Letven Capital’in yatırımcı olduğu Actio’nun kurucu ortakları Driventure, Devinno ve Altınay Elektromobilite. Proje, Türkiye’de elektrikli mobilite alanında yerli tasarım ve üretim kabiliyetinin geliştirilmesi açısından izlenmesi gereken girişimlerden biri.
Tuzla’ya 55 milyon dolarlık teknoloji kampüsü
Altınay’ın önümüzdeki dönemdeki önemli yatırımlarından biri de İstanbul Tuzla’da kurulmakta olan Teknoloji Kampüsü.
Tuzla Deri Organize Sanayi Bölgesi’nde inşa edilen tesisin toplam kapalı alanı, otoparklarla birlikte 33 bin metrekareye ulaşmış durumda. 55 milyon dolarlık yatırım büyüklüğüne sahip olması planlanan kampüste, grubun savunma ve TAAC’a ait ayrı üretim tesisleri dışındaki mühendislik, Ar-Ge ve üretim faaliyetleri bir araya getirilecek.
Hakan Altınay, tamamlandığında yaklaşık 2 bin araştırmacı ve mühendisin aynı merkezde çalışabileceğini belirtiyor. Kampüsün inşaatının 2027 Ocak ayı sonunda tamamlanması, mart ayında faaliyete geçmesi hedefleniyor.
Bunun dışında Dilovası’ndaki savunma üretim tesisine 44 milyon dolar yatırım yapılmış. Tesiste hassas dişli üretimi, elektronik kart dizgisi ve kritik alt sistemlerin üretimi gerçekleştiriliyor.
Bir diğer yatırım ise 6 milyon dolarlık test merkezi. Savunma ve havacılık ürünlerinin elektromanyetik uyumluluk (EMC) ve çevresel koşul testlerinin yapılacağı merkez, yalnızca Altınay’a değil, diğer Türk savunma sanayii şirketlerine de hizmet verecek.
Özellikle test ve kalifikasyon altyapısının geliştirilmesi, Türkiye’nin savunma sanayiindeki büyümesinde kritik öneme sahip. Çünkü yeni bir ürün geliştirmek kadar, bu ürünün gerekli standartlarda test edilmesi, sertifikalandırılması ve seri üretime hazırlanması da zaman ve maliyet gerektiriyor.
Platform kadar alt sistem de önemli
Hakan Altınay, Z. Burak Mercan ve Enis Ata ile yaptığımız görüşmeden çıkan en önemli sonuç, Türkiye’nin savunma sanayiinde ulaştığı seviyenin artık yalnızca nihai platformlar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği husus oldu.
Altınay’ın robotik teknolojilerden başlayarak savunma sanayiine uzanan yolculuğu, bu açıdan dikkat çekici. Ancak önümüzdeki dönemde asıl sınav, geliştirilen teknolojilerin yüksek adetli seri üretime dönüştürülmesi, uluslararası standartlarda rekabet edebilmesi ve küresel pazarlarda kalıcı bir yer edinmesi olacak.
Türkiye, savunma sanayiinde büyük platformlar geliştiren ülkeler arasına girerken, bu platformların içindeki kritik teknolojilerde de kendi şirketlerini büyütmek zorunda. Çünkü yüksek katma değer, teknoloji bağımsızlığı ve sürdürülebilir ihracat başarısı, yalnızca savaş uçağının veya geminin satışında değil, o platformların içinde çalışan sistemlerin tasarımında, üretiminde ve dünya pazarına sunulmasında da yatıyor.