Notre Dame’ı saran alevler Fransa’daki kutuplaşmanın buzlarını eritip Sarı Yeleklilerin yüreğindeki yangını bile soğuttu. En azından o ilk şok ve matem duygusuyla. Paris’in kalbinde yaşanan hüznün etrafında ulusal kimlik zemininde birleşmişti Fransızlar. Öyle ki, Cumhurbaşkanı Macron’un kısa süreliğine de olsa, nefes alacak zaman kazandığını söyleyenler var.

Macron, yangının söndürülmesinde görev alan Paris İtfaiyesi ve güvenlik güçlerini Elysee Sarayı'nda kabul etti.

Çünkü yangının çıktığı pazartesi akşamı Macron, Sarı Yelekliler isyanını dindirmek için asgari ücret artışı ve vergi indirimi gibi önlemlere ilave bir reform paketi açıklayacaktı. Ancak yangın nedeniyle ulusa sesleniş konuşması ertelendi. Sarı Yeleklilerin yangın sonrası ruh hali, protestoların 21’inci hafta sonu olan bugünkü büyük gösteride belli olacak. Paris’in, Fransa’nın ve insanlığın ortak mimari ve ruhani eseri olarak Notre Dame’ın ihya edilmesi yolunda Papa Fransuva’nın hayır dualarını da alan Macron’un kitlelerin gönlüne hitap etmeyi ne kadar başarabildiği anlaşılacak.

Sarı Yelekliler liderlerinden Ingrid Levavasseur, yangın sonrası Macron'un duygu sömürüsü yaptığını söylüyor.

Nicedir “Zenginlerin cumhurbaşkanı” olarak görülen Macron’un, yangın trajedisiyle gelen toplumsal kırıklığı istismar ettiğini söyleyenler de yok değil. Sarı Yelekliler hareketinin öncü figürlerinden Ingrid Levavasseur mesela. Macron katedralin beş yılda eski haline getirileceğini söyledi ama Notre Dame’ın akıbetine ilişkin yoğun bir tartışma hüküm sürüyor. Perde arkasındaki gerçekler de bu tartışmayı besliyor…

YANGININ HİKMETİ

Notre Dame’ın sahibi Fransa Cumhuriyeti ama katedralin yönetim ve ihtiyaçlarından sorumlu olan makam Paris Başpiskoposluğu. 2017 yılında Başpiskopos - 850 yıllık gotik yapının yangından etkilenmeyen ana gövdesinde de görüldüğü üzere - acilen restorasyona ihtiyaç duyulduğunu belirterek devletten 150 milyon Euro istiyor. Dönemin Cumhurbaşkanı François Hollande ise restorasyon süresince yılda 4 milyon Euro sözü veriyor. Restorasyon için biçilen süre 30 yılı buluyor böylece. Bunun üzerine Başpiskopos “Notre Dame’ın Dostları” derneğini kurup bağış toplamak için kolları sıvıyor. Fakat yeterli miktarda bağış gelmediği için geçen bir yılda sadece iskele kurulabiliyor.

Her ne hikmetse bağış keselerinin açılabilmesi için katedralin yanması gerekiyormuş! Rakip lüks imparatorlukları LVMH ve Kering’in patronları Arnault ve Pinault ile L’Oreal’in sahibi Bettencourt Meyers ailesi ve Total şirketi dahil, Fransa’nın en zenginlerinden 700 milyon Euro bağış geliveriyor. Vatandaşın da katkılarıyla miktar 1 milyar Euro’yu buluyor. İki yıldır süren bağış arayışı bir yangınla son buluyor.

Yangından önce 30 yılda restore edileceği söylenen katedralin renovasyon süresi, tarihi eserlerin restorasyonundan sorumlu şirketleri temsil eden kurumun başkanı Frederic Letoffe’un deyişiyle birden 10-15 yıla iniyor. Ertesi gün Macron tam beş yıl sonra, 16 Nisan 2024’te biteceğini söylüyor. Yani Paris Olimpiyatları’na yetiştirilecek şekilde.

Büyük alicenaplık gibi görünen bu bağışlar radikal soldan merkez sağa muhalefetin sert tepkilerine neden oluyor. “Milyarderler zaten vergi vermiyor, şimdi bir de muafiyetten yararlanacaklar. Bağış yerine önce vergilerini ödesinler” itirazları yükseliyor. CGT işçi sendikasının genel sekreteri “Madem Notre Dame’ın imarı için verecekleri milyonları var, o halde sosyal sorunların çözümüne yetecek paraları olmadığını söylemeyi bıraksınlar” diye sesleniyor TV’den. Merkez sağdaki Cumhuriyetçiler Partisi de bu bonkörlüğü eleştiriyor; projeye verilecek her 100 milyon Euro’nun, 2020 bütçesinde 60 milyon Euro kayba neden olacağını ve sonuçta bu paraların halkın cebinden çıkacağını söylüyor.

Sarı Yelekliler isyanının nedenlerinden biri de Macron’un zenginlere servet vergisini kaldırması. Durumun daha da kötüye evrilmesi üzerine Pinault ailesi bağışı vergiden düşmeyeceğini açıklıyor. Başbakan Edouard Phillipe de şirketlere vergi muafiyeti olmayacağına dair güvence veriyor. Fakat, “Reform paketi yerine uçuk bağışlar geldi” havasını dindirmeye yetmiyor. Medyaya sızan haberlere göre Macron’un açıklayacağı reformlar arasında orta sınıfa vergi indirimi, emeklilere vergi muafiyeti ve hatta Macron’un kendisi de dahil siyaset ve bürokrasi elitinin mezun olduğu ENA’nın (École Nationale d'Administration – Ulusal İdare Okulu) kapatılması bile var.

“CUMHURİYET LAİK, FRANSA KATOLİK”

Bu ortamda Notre Dame’ın ebedi kimlik ve niteliği de tartışmaya açılıyor. Fransız Devrimi’nden bu yana var olan Katoliklik-laiklik çatışması canlanıyor. “Yeniden yaparız” duygu seline herkes katılmıyor. Fransız medyasında, laiklik esasından hareketle itirazlar var Notre Dame’ın küllerinden yeniden doğmasına. Katolikliğin sembolü olan bir yapının devlet ile toplumun kudretli profilleri ve halkın katkısıyla yeniden inşasının laiklik ilkesine aykırı olduğu hatırlatılıyor. Ancak De Gaulle’ün “Cumhuriyet laik, Fransa Katoliktir” sözü de sıkça tekrarlanıyor. Bu düsturla Fransa cumhurbaşkanlarının daima laiklikten taviz vermek durumunda kaldığı dile getiriliyor.

Buna karşılık, 1905 yılında devlet ve kilisenin ayrılması sonrası Notre Dame’ın kutsal bir yapı olmaktan öte aynı Louvre ya da Versailles gibi bir tarih ve kültür mirası olarak görülmesi gerektiği de vurgulanıyor. Katedralin tarihi bir anıt olarak onarılmadan bırakılmasını savunan sınırlı bir kesim de var. Meselâ şöyle: “Macron, sosyal kriz ortamında yangını tanrının lütfu olarak görebilir, ancak atalarımız tanrıya şükranla göğe yükselen katedrali ebediyet inancıyla inşa etmişti. Ancak gözlerimizin önünde yanarken ölümsüz olmadığımızı da hatırladık. O artık yandı, ebedi varlığı ortadan kalktı. İşte bu nedenle yeniden inşa etmeyelim. Binayı emniyete alıp bu haliyle ziyarete açalım. 21. Yüzyılın ‘memento mori’si (faniliği hatırlama) yapalım.”

Bu görüşe göre bina Ortaçağ sihrini ve çekiciliğini ebediyen kaybetti. Yangının yok ettiği çatıyı tutan kirişlerde artık Ortaçağ meşelerinin kokusu olmayacak.

Bu arada yangında sabotaj şüphesi olmadığı hemen hemen kesinleşti ama komplo teorilerinin de sonu gelmiyor. Sosyal medya, anmaya değmeyecek kumpas hikayeleri ve yalanlardan geçilmiyor. Ancak komplo teorilerine zemin oluşturan bazı olgular da var. Bu yılın başından beri Fransa genelinde birçok Katolik kilisesinde hasara, kutsal eserlerin zarar görmesine neden olan vandalizm vakaları gibi. Geçen 17 Mart’ta Paris’teki Aziz Sulpice Kilisesi’nde çıkan küçük çaplı yangın mesela. Hani şu Dan Brown’ın “Da Vinci Şifresi” romanında, Opus Dei tetikçisi keşiş Silas’ın Kutsal Kase’nin sırrını çözecek kilit taşını aradığı kilise olması sebebiyle global şöhret kazanan kilise. Çok önemsenmeyen o yangına şimdi farklı gözle bakılıyor.

 

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!