Kadife Devrim’den sonra fakat Kadife Boşanma’dan önceydi… 1990 haziranında Çekoslovakya’nın 44 yıl aradan sonraki ilk parlamento seçimlerini izliyordum Prag’da. Berlin Duvarı’nın yıkıldığı kasım günlerinde halk direniyle efsaneleşen Wenceslas Meydanı’nda yaz başı artık bahar yelleri esiyordu; hatta kavak yelleri. Şehrin taşkın mutluluğu bulaşıcıydı sanki. Sokaklar yaşıyordu. Müzik sesine kulak vererek bir köşeyi dönüyorsun, Staromestske Meydanı’nda Çek Filarmoni Orkestrası çıkıyordu karşına. Wenceslas’daki yığınların sesi olup Cumhurbaşkanı seçilen Vaclav Havel de sokak konserini izleyenler arasında.

Duvarın ertesi günü 10 Kasım. Oyun yazarı Vaclav Havel muhalif lider olarak Wenceslas'ta halkı selamlıyor, 29 Aralık 1989'da meclis tarafından cumhurbaşkanı seçiliyor.

Şehir merkezindeki bir sinemada artık iyiden iyiye köhnemiş bir Emmanuelle filmi oynuyor, önünde bilet kuyruğu. Aziz Wenceslas’a paralel sokakta kurulu pazarda jean satışları başlamış; duvar zamanlarında çok imrendikleri jean’ler. Ama kapitalist konforun yerleşmesi için daha zaman var. Ucuz ötesi mavi-beyaz porselenler alıyorum ama koyacak bavul yok. Satılmıyor. Nedenini soruyorum, “Hiç seyahat etmezdik ki” diyorlar. 

Fakat artık duvar yıkılmış, doğudan Berlin’in batısına giden yol açılmıştı. Öyle açılmıştı ki, Çekoslovakya’nın sınır kenti Teplice üzerinden Doğu Almanya’ya geçerek soluğu Berlin’de alan bir kaçak göçmen akını başlamıştı. Aynı uçakla Prag’a gittiğimiz, fakat dil problemi nedeniyle anlaşamadığımız 20-25 kişilik Kürt grubu havalimanında alıkonulmuştu. Dönemin Prag Büyükelçisi İnal Batu’nun anlattığına göre duvarın yıkılışından yedi ay sonra o havailik yerini artık ciddiyete bırakmaya başlamıştı. Almanya’nın baskısıyla giriş çıkışlar sıkı tutuluyordu.

Çekoslovakya’yı diğer Doğu Bloku ülkelerinden ve hatta Avrupa’nın birçok ülkesinden ayıran özellik, geçmişte demokrasiyi, serbest seçimleri tatmış olmasıydı. 1920 yılındaki ilk genel seçimden sonra İkinci Dünya Savaşı’nda sistem kesintiye uğramış, savaş sonrasında da Sovyetler Birliği ve Komünist Parti’nin artan nüfuzuyla son seçim 1946’da yapılmıştı. 1968’deki Prag Baharı Sovyet tanklarının müdahalesiyle sona ermişti.

Çekya ve Slovakya’nın 1993’teki ayrılığı da 1989 Kadife Devrimi gibi şiddetten uzak, hatta referandumsuz yaşandı, iki taraf liderleri boşanmakta anlaştı.

“NE O, MUZ SATIŞI MI VAR”

Doğu Almanya’ya gidişim ise bir yıl sonraya rastladı; iki Almanya’nın birleşmesinin birinci yıldönümü olan 3 Ekim 1991’e … Uzun tren yolculuğu henüz birleşmemişliği de hissettiriyordu. Batının Bundesbahn’ından lokomotif değiştirerek Deutsche Reichsbahn’a geçişle ve daha sallantılı bir yolculukla mesela. İstasyonlar, durak ve sokaklardaki Rusça yazılar varlığını hala koruyordu. Çoğu bina restorasyon perdesi altında, Doğu Berlin’deki sarı camlı devlet binaları ise yıkılacak ama asbest tehlikesi nedeniyle henüz beklemede. 

Fakat muz daha kolay alınabilir duruma gelmiş. Komünist rejim döneminde devlet mağazalarına ara sıra uğrayan muz için Berlin’in doğusundakilerin artık kuyruğa girmesine neden yok. Paraların Alman Markı’yla değişimi de yapılmış, ama fiyatlar onlar için henüz yüksek. Bizim Chiquita ile tanışmamız gibi olay henüz lüks. Bugün Almanya’da kimse muz hayalleri kurmuyor ama uzun kuyruk görünce “Ne o, muz satışı mı var?” esprisi hala geçerli.

 “Kafalardaki duvar” kavramı da halen geçerli, 15-24 yaş kuşağı gençlerde daha zayıf bir kavram olsa da.

“ÖZGÜRLÜK BAYRAĞI HALKLARIN ELİNDE”

9 Kasım 1989 gecesi Berlin Duvarı’nı o gençlerin anne babaları yıkmıştı…

Sovyetler’de Gorbaçov’la başlayan reform süreci aslında soğuk savaşın son demlerine yaklaştığını gösteriyordu, ancak olaylar beklenenden hızlı gelişmişti. Moskova, yolsuzlukların eseri ekonomik sorunlar ve gıda kıtlığıyla boğuşurken demir perde gedikler vermeye başlamıştı. Polonya’da Dayanışma Sendikası’na yasak kaldırılmış, Macaristan’da demokratik reform talebiyle halkın sokağa dökülmesi üzerine Avusturya ile sınır kapıları açılmış ve çok partili genel seçim kararı alınmış, Sovyetlerin üç Baltık cumhuriyetinde isyan patlak vermiş, Doğu Almanya vatandaşları kitleler halinde sınır aşarak Prag’daki Federal Almanya Büyükelçiliği’ne sığınmış ve trenlerle Batı’ya nakledilmişlerdi. Sonunda Doğu Berlin, Çekoslovakya ile sınırını kapatmıştı. 

10 Kasım 1989. O gecenin sabahında, duvarı yıkanlar ve fonda Brandenburg Kapısı.

Ancak sonuç değişmedi. Leipzig’de başlayan gösteriler Doğu Berlin’e uzandı, Alexander Meydanı’nda yarım milyon kişi toplanmıştı. Yönetim, kısıtlı seyahat iznine niyetlenmiş, Batı Berlin’e vize işlemlerine başlanacağını açıklamıştı ki, bunu duyan o yarım milyon insan anında duvara akın etti. Yığınları engellemek mümkün değildi, beş ay önce Pekin’in Tiananmen Meydanı’ndaki gibi kanlı bir katliama dönüşürdü güvenlik güçlerinin müdahalesi. Doğunun sınırı geçişlere tamamen açmak gibi bir planı yoktu ama olan olmuştu, binlerce insan sevinç gözyaşlarıyla duvarı aştı 9 Kasım gecesi.

Duvar yıkılmadan önce ve sonra... Tarihler Temmuz 1981 ve 3 Kasım 2019.

Bir ay sonra ABD Başkanı (baba) Bush ile Gorbaçov’un Malta’daki zirvede açıkladığı üzere soğuk savaşı bitiren bu tarihi dönemeç halkların eseriydi; biz de dış haberler olarak o heyecana kapılmış ve “Özgürlük bayrağı halkların elinde” manşetini atmıştık. Fakat o özgürlük Romanya’da canlara malolacaktı; Çavuşesku yönetimi gösterilere müdahale etmiş, devrimin öncesi ve sonrası bine yakın insan hayatını kaybetmişti. Fakat direniş Çavuşesku’yu devirmiş, karısı Elena ile kaçarken Noel günü yakalanıp anında infaz edilmişlerdi.

12 Eylül 1990. ABD Başkanı Reagan, Berlin Duvarı'nın kalıntsına çekiçle sembolik yıkımda.

“Özgürlük bayrağı halkların elinde” manşetini atarken çok değil, üç yıl kadar sonra Bosna’daki kanlı etnik temizliğin bütün hayallerimizi yıkacağını da bilemezdik.

DEMOKRASİYE EVET, PİYASA EŞİTSİZLİĞİNE HAYIR

Peki 30 yıl sonra özgürlük bayrağı ne kadar halkların elinde? Amerikan Pew Araştırma Merkezi’nin Avrupa Birliği’nin doğu ve batılısı dahil 14 üyesiyle Rusya ve Ukrayna’da 18 bin 979 kişi arasında yaptığı araştırma belli bir fikir veriyor. Genel görünüm duvar sonrası AB’ye katılan doğu halklarının demokrasiyi kucakladığı, ancak işleyişinden kaygı duydukları şeklinde. Hem Avrupa’nın batısında hem de Orta ve Doğu Avrupa’da siyasi sistem ve ekonomik duruma ilişkin memnuniyetsizlik hakim. Her iki yakanın da geleceğe dair kaygıları var. Giderek yükselen milliyetçilik bu kaygıları besliyor. Siyaset ve bürokrasiye güven düşük.

En fazla şikayet de istihdamda eşitsizliğe ve gelir adaletsizliğine dair. Doğu yakası AB üyeliğinin ülkeleri için olumlu olduğunu düşünüyor, ancak komünizm sonrası demokrasinin beraberinde getirdiği piyasa ekonomisi şartlarını kolay benimsemiyor. Polonya hariç; halkın yüzde 85’i piyasa ekonomisini destekliyor. En yüksek oran olarak kayda geçiyor. Polonya, Çekya ve Litvanya’da çoğunluk; Macaristan ve Slovakya’da ise her on kişiden dördü ekonomik durum ve yaşam standartlarının komünist dönemden daha iyi olduğu görüşünde.

Rusların yarısı ve Ukraynalılar ile Bulgarların üçte birinden fazlası aynı fikirde değil. Rusya ve Ukrayna’nın yanı sıra AB üyesi Bulgaristan’da “Hayatımız, komünist rejim döneminde olduğundan daha kötü” diyenler var.

Sosyal alana gelince, Avrupa’nın batısı ile doğusu hayli uçurumlu. Demokratik özgürlükler ve insan haklarının bir parçası olarak kadının toplumdaki yeri ve eşcinsellik gibi konularda görünmeyen duvar varlığını koruyor. Batı daha ilerici değerlere sahip.

Berlin Duvarı'nın altındaki kaçış tüneli 7 Kasım'da ilk kez kamuoyuna açıldı.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
1881 -
1938